TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Almanlar Hizmet Hareketi’ni keşfettikçe sevecek, sevdikçe sahipleneceklerdir

Cumartesi günü ‘yaşanır ama anlatılamaz’ tadında dünya renklerinin sunduğu muhteşem bir kapanış programı izledik. Merkezinde Türkçe’nin olduğu 13. Uluslararası Dil ve Kültür Festivali’nden söz ediyorum.

Türkçenin dil ve sanat zenginliğini dünyaya taşıyan, evrensel barış ve insan sevgisinin ve kültürler ve toplumlararası anlaşmanın temel değerler olarak ilmek ilmek işlendiği programın hamisi bu yıl Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Bilim Bakanı Svenja Schulze idi. Alman Bakan Türkçe bilmiyordu belki ama 20 ülkeyi dolaşıp sevgi mesajı ile Almanya’ya gelen barış elçilerinin dilini Türkiye cumhurbaşkanı, başbakanı, Türkiye’yi Almanya’da temsil eden birçok diplomattan, kendini İslamcı gören birçok kişiden ve dini cemaatlerin birçok yöneticisinden daha iyi anladığını ortaya koydu. Bakan öğrencilerin ‘dilden gönüllere yer bulmaya geldik’ mesajına ‘hoş geldiniz, sefa getirdiniz’ karşılığını verdi. Sosyal Demokrat Bakan’ın şu sözleri salonda bulunan herkesin hissiyatına tercüman oldu: “Bu salondan çok özel bir samimiyet ve içtenlik yayılıyor. İnsanlar bir biri ile tanışıyor ve anlaşıyor. Kendilerini bir diğerine açarak kardeşlik duygusu içinde arkadaş oluyorlar.”

Hizmet’in Almanya ve dünyada kabulüne küçük bir işaret 

Bu sözleri Hizmet Hareketi’nin Türkiye dışında en çok Türk’ün yaşadığı Almanya başta olmak üzere yurt dışında artan kabulüne küçük bir işaret olarak anlamak mümkün ve böyle anlamak da gerekir. Buna rağmen Alman kamuoyunun siyasetçisi, medyası, bilim adamı, aydını ve Almanya’da düzenlenen etkinliklere katılan binlerce ortalama vatandaşı ile Hizmet Hareketi’ni doğru anladıkları kanaatinde değilim. Alman siyasilerin programlara katılmaları ve himayelerine almaları da özde bir şey değiştirmiyor. Çünkü doğru anlayamamalarının çok yönlü siyasi, sosyolojik, tarihi, dini ve felsefi sebepleri var ve bunları anlık etkinliklerle –her ne kadar önemli rol oynasalar da- aşmak çok kolay değil. 

İslamcılık, laik Milliyetçilik ve Hizmet Hareketi

Neyi kastettiğimi özetlemek gerekirse: 1924 yılında Hilafetin kaldırılmasından sonra batı dünyası İslam coğrafyasında ortaya çıkan hareketleri şu iki paradigma üzerinden okumaya tabi tutuyor: Laik milliyetçilik (Ulusalcılık) ve İslamcılık. Almanya dahil batı dünyası bunu yaparken merkeze (ortak) değerlerden çok çıkarlarını aldığından analizleri hakikati arayan tarafsız bir öğrenme çabasından çok, kendi egemenliğini ve özünde haksız bu egemenliğini meşrulaştırmak için gerek duyduğu stratejik bilgiye dayandırıyor. Seçici bir algı ile gerçekleştirdiği bu okumanın adı Oryantalizm.

Bundan dolayı ister Hizmet Hareketi olsun, isterse başka bir hareket: Merkezi Berlin’deki Bilim ve Siyaset Vakfı Türkiye Masası sorumlusu Dr. Günther Seuffert gibi uzmanlar öncelikli olarak bu hareketlerin siyasi gücü ve önemi ile ilgileniyorlar. Bunu yaparken geliştirdikleri ‘bilimsel’ argümanlarla söz konusu hareketin ya İslamcı, ya da milliyetçi (bazen de ikisinin karışımı) olduğunu ispat etme çabası içindeler. Uzaktan bakınca bu yaklaşımları haklı çıkaran olgular yok mu? Elbette ki var! Bundan 5 sene önce Türkçe Olimpiyatlarının, AKP’nin kültür milliyetçiliğini dünyaya taşıyan bir proje olduğunu söyleyen yabancı bir gözlemciye mukni hangi cevabınız vardı?

Bu eleştiriye karşı dünya çapındaki bu etkinliğin Türkçe üzerinden insanı ve her dünya vatandaşının vicdanında özlemini çektiği değerleri merkeze aldığını söyleseniz bile anlayan kaç kişi çıkardı? İslam ve Hizmet Hareketi’nin bugünlerde garipliğini yaşadığı öz yurdu Türkiye’ye karşı kökleri yüzyıllara dayanan ön yargıları aşıp bunu anlatmanız adeta imkansızdı.

Hizmet Hareketi kendini hal dili ile anlatıyor

Türkiye’de ve dünyada yaşananlar Hizmet Hareketi’nin Türkiye sevdalısı olduğu kadar dünya sevdalısı olduğunu, ötekini dışlayan ideolojik milliyetçilikle ilgisinin olmadığını ortaya koyuyor.

Sadece bu mu? Dünyada dini dünyevi çıkarlara alet etmeyen; şiddeti -din adına bırakın meşrulaştırmayı- kökten reddeden; İslam, demokrasi ve (fikir ve inanç özgürlüğü başta olmak üzere) temel hakların birbiri ile bağdaştığını savunan kim var sorulduğunda umut dolu bakışlar her geçen gün Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’ne yöneliyor. Böylece evrensel bir din olan İslam’ın dünyevi okuma şekli olan ideolojik İslamcılık dışında her insanın temel soruları ve sorunlarını ilgilendiren sivil kimliğinin olduğunu dünya anlamaya başlıyor.

Ya Türkiye’de yaşananlar?

Berlin’den programa katılmak için birlikte yola çıkmadan önce bir grup Hizmet gönüllüsü ile bir lokantada kahvaltı yaptık. Oturduğumuz masanın karşısındaki duvarda Türkçe şu yazı vardı: ‘Gerçeğini bildiğim bir şeyin yalanını dinlemeye bayılıyorum’

01.06.2015 18:30