TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

AKP’ye oy vermeyen dinden çıkar mı?

İlk bakışta bu soru anlamsız gelebilir. AKP iktidarını korumak isteyen siyasi bir parti, din ise insanın hem dünyasını hem de ukbasını ilgilendiren zaman ve mekan ötesi bir hakikat.

Bu soru yerine şöyle bir soru sorulsa sorunun ne kadar anlamsız olduğu daha iyi anlaşılır: Dünyanın her hangi bir ülkesinde yeni Müslüman olan biri Türkiye siyasetini öğrenmek ve AKP’li olmak zorunda mı? Elbette ki hayır!

Veya çifte vatandaş olan bir seçmen Türkiye seçimlerinde AKP’ye oy verirken, Almanya seçimlerinde Hıristiyan kimliği olan ve seçimlerden önce Müslüman seçmene dindarlık üzerinden zeytin dalı uzatan CDU’ya oy vermek zorunda mı? CDU’ya değil de sosyalist, dolayısı ile ‘dinsiz’  bir kimliği olan SPD’ye oy verse dinden çıkar mı?

Ne saçma soru bunlar dediğinizi duyar gibiyim?

O zaman başlıktaki soruyu isterseniz tekrar soralım: AKP’ye oy vermeyen dinden çıkar mı? Elbette ki hayır!

Konu bu kadar açık olmasına rağmen dinin ve dini söylemin AKP başta olmak üzere tüm siyasi partiler tarafından en üst perdeden kullanıldığı bir süreçten geçiyoruz.  Bundan dolayı siyasetin ilgi alanına giren, daha doğrusu dinin siyasi istismarına örnek teşkil eden bu soru, ele alınmayı hak ediyor.

Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin 13 yıllık iktidarında önemli başarılarından biri kendilerini siyasetin işleyişini anlamaktan uzak, eğitim seviyesi düşük muhafazakâr ve dindar geniş halk kesimine İslam dininin ve milli çıkarların TEK savunucusu olarak kabul ettirmeleridir. Bunu yaparken Diyanet (Almanya’da DİTİB), Milli Görüş ve başka dini yapıların (2011 yılına kadar buna Hizmet Hareketini de dahil etmek gerekir) altyapısını kullanmaları kadar, camii imamları başta olma üzere devlet kadrolarını ve din alimlerini siyasi propaganda sözcüsü olarak istismar etmeleri etkili olmuştur. Dindar seçmende AKP’ye oy vermemek dinden çıkmakla eş değer görülmese de AKP’nin propagandasının etkisi alında kalarak farklı bir tercihi ‘günah ve suç’ olarak algılayanların sayısı hiç de az değil.

Hâlbuki siyasetin konusu dine hizmet değil; demokratik kuralları dikkate alarak güç elde etmek, elde ettiği gücü adil kullanmak, hak ve özgürlükleri herkes için güvence altına almak, gelir dağılımındaki eşitsizliği, istihdam ve sosyal politikalarla azaltmaktır. AKP bunları yapmadığı gibi 2011’den sonra milletin partisinden devletin partisine dönüştü, devleti de parti devleti haline getirdi.

Almanya’da oy kullananların sayısı 100 bini geçti

Bu seçimlerde Almanya’da ikinci defa (ilki cumhurbaşkanlığı seçimleri içindi) oy kullanılıyor. AKP’nin ‘din ve millet’ adına oy talebi Türkiye’den çok Almanya’da etkili oluyor. Evet, inanan insan sadece siyasi tercihinin değil, her davranışı için ahirette hesaba çekileceğine bilir. Ama aynı zamanda siyasi tercihin iman ve küfür meselesi değil, şartlara göre değişkenlik arz edebilen demokratik bir tercih olduğunu bilir. Seçmen bu tercihle siyasetçilere asıl belirleyici gücün kendisi olduğunu gösterir.

Yazımı görüşlerine değer verdiğim bir dostun sosyal medyada paylaşımının bir bölümü ile bitirmek istiyorum.

“Ne zamandan beri siyasi bir partiye verilen oy ile imanımız tartılır oldu? Doğru; bir zamanlar da Refah Partisi’ne oy vermeyenler dinsiz ilan ediliyordu. Siyasal İslamcıların hastalığı…

Malumun ilanı olacak, ama buradan ilan etmiş olayım: Ben bu seçimlerde AKP’ye OY VERMEYECEĞİM..!

Vicdanı olan, hak hukuk isteyenlerin de vermemelerini tavsiye ediyorum…

Şimdi ben onlara göre dinsiz miyim? Kafir miyim?

Hiçbir ayet ve/veya hadiste “falan partiye oy verin/vermeyin” diye bir madde/hüküm yok…

Ama onlarca, yüzlerce ayet ve hadiste “çalma, yetimin hakkına girme, kul hakkına girme, yalan söyleme (yalan ki, büyük günahlardandır), iftira atma, tekfir etme” diye hükümler vardır…

Bir mümin önce bunları eleştirir, önce bunlarla mücadele eder…

* * *

Bugünkü AKP, hırsızlığı meşrulaştırdı (çalıyor ama çalışıyor), iftira ve tekfiri günlük kullanıma soktu (sahte peygamber, alim müsveddesi, haşhaşi vs.), yalana bulaşmamış sözlerini hasretle arar olduk (“Hakimlere Pensilvanya’dan gelen talimatların kayıtları var elimizde” vs.), milletin alın terinden toplanan vergileri yandaş işadamlarına “bağışlıyorlar”, sanki kendi paralarıymış gibi (Mehmet Cengiz)…

Levent Gültekin’in dediği gibi: “Eskiden Müslüman’a bir güven vardı. Artık yok. Müslüman insan, dürüsttür, çalmaz, yalan söylemez denirdi. Artık denmiyor.

Allah’ı, Kuran’ı ve Sünneti değil, devleti, çakma halifeyi, Tayyip’i önemsediler. Onların bu millete, bu dine verdikleri zararı bugüne kadar HİÇKİMSE vermedi…”

17.05.2015 20:30