TAKİP ET

Psikolojik harekât ve kara propaganda

Uzmanların verdikleri bilgilere göre psikolojik harekât/savaş aslında bir ülkenin savaşa girdiğinde iç bünyede bütünlüğü sağlamak ve ülkeyi müdafaa adına herkesi seferber etmek için kullanılan metotlar bütününe verilen ad.

Söz konusu savaş olunca, ülkenin silahlı kuvvetleri elbette en ön sırada yer alır. Onun içindir ki askeri eğitimlerin her safhasında psikolojik harekât bir ders olarak okutulduğu gibi, vazife süresince bu konudaki eğitimlere de devam edilir. Daha da ötesi, bu işleri takip eden müstakil birimler vardır askeri kurumlarda. Burada en önemli unsur propagandadır. Yazılı ve görsel medya başta olmak üzere her türlü araç bu amaçla kullanılır.

Burada bir nebze soluklanalım ve propaganda denince isimleri beyaz ve kara olarak konulan iki metoda işaret edelim. Beyaz propaganda metodunda kullanılan malzeme küçüktür, zayıftır ama doğrudur. Şöyle anlatır uzmanlar; düşman kalesini kuşattınız, kalenin zayıf bir noktasını tespit edip gülle attınız. Attığınız gülle ile kalede bir delik açıldı. Sonra açılan deliğe nişan alıp onlarca-yüzlerce gülle atarak deliği genişletir ve oradan kalenin içine girersiniz. Gördüğünüz gibi küçük, zayıf ama aynı zamanda doğru bir noktadan ise başlıyorsunuz.

Kara propagandaya gelince, kalede ne zayıf ne de küçük bir nokta vardır. Kullandığınız malzeme ile o noktayı veya noktaları siz oluşturur ardından yukarıdaki örnekte olduğu gibi oluşturduğunuz o noktalara gülleler atarak kaleyi ele geçirmeye çalışırsınız.

Bu teşbihten hareket ederek ülkemizin yakın geçmişine baktığımızda iki şey görürüz. Bir; psikolojik harekât metotları sadece dış düşmana karşı değil iç düşmana karşı da uygulanmıştır. İstiklal savaşı vermiş imparatorluk artığı bir ülke için dış düşman bulmak kolay. Nitekim bizim orta ve lise okuduğumuz dönemlerde tarih kitaplarımız “Türkiye’nin dört tarafı düşmanlar çevrili”, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” mantığı üzerine kurulu metinlerden oluşuyordu.

İç düşmana gelince; bu da kurucu irade–establishment- tarafından belirlenen, hadiselerin seyrine göre değişen kişi veya gruplardır. Cemaatler, tarikatlar, Kemalistler, liberaller, İslamcılar, komünistler, ülkücüler, milli görüşçüler, Kürtler, Ermeniler vs… Liste uzayıp gider. İç düşman konseptini anlamamıza irtica, başörtüsü, laiklik ve şimdilerde paralel, cemaat gibi bazı kavramlar da yardımcı olabilir. Ve tabii ki peşi sıra gelen “hain, ajan, maşa, devlet düşmanı.” yaftalamaları…

Bu kısa bilgileri hatırlatmamın sebebi; 17 Aralık 2013’den bugüne toplumsal zeminde karşılığı olan ve bu veçhesiyle sosyolojik bir gerçek olarak karşımızda duran Fethullah Gülen ve Hizmet hareketine karşı yapılan operasyonlarda hem beyaz hem de kara propagandanın çok şiddetli bir şekilde kullanıldığı gerçeğidir. Sempatizanları binleri aşkın bir yapı içinde suç işlemiş birisi veya birileri elbette olabilir. Bu durumda yapılması gereken tabii hâkim ilkesine uyarak bağımsız mahkemelerde onları adil bir şekilde yargılamaktır. Ama psikolojik harekât ve onun kara propagandası tam tersini yapar. Kaledeki deliğin atılan güllelerle genişletilmesi örneğinde olduğu gibi o suçu alır, ezici medya gücüyle günlerce-aylarca-yıllarca ülkenin gündemde tutar, suçlunun cemaat aidiyetini nazara vererek Hocaefendi ve Hizmeti günah keçisi yapar vurdukça vurur. Hâlbuki isnat edilen o suça baksanız, onun 100 katını belki bin katını başkaları hatta kendileri hem de yıllardır yapmaktadırlar.

Kara propagandaya gelince; burada muhatabına saldırmak için elde bir malzeme yoktur. O malzemenin oluşturulması gerekir. İşte yalan, iftira, hile, düzenbazlık, sahtekârlık burada devreye girer. ‘Hedefe ulaştıracak her yol meşrudur’ felsefesi ile kutsal, kanun, ahlak tanımadan iç düşman olarak ilan ettikleri yapıyı çökertecek her şeyi ama her şeyi yaparlar. 3 yıldan beri havuz medyasında atılan yalan, iftira, ithamlarla dolu manşetlerin altında yatan sır da işte budur.

Hâsılı; iç düşman konsepti, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ya da diğer adıyla Kırmızı Kitap, beyaz ve kara propaganda adına ele aldığımız şeyler bu topraklarda yaşayan bizlerin hiç de yabancısı olmadığı gerçekler. Değişen sadece kullanılan kavramlar ve kurbanlar. Evvelki gün şeriat, dün irtica, bugün paralel, yarın belki de AKP. İsmail Kahraman’ın laiklik ve anayasa eksenindeki beyanını bu zaviyeden hiç değerlendirdiniz mi? Bence deneyin…

08.05.2016 08:17