TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

“Ne yani, paralel devlet yok mu?”

Geçen hafta ziyaretimize etkili bir gazetenin eski yayın yönetmeni geldi. Hoş-beşten sonra tabii konu hızlıca sıcak gündeme kaydı. Birkaç arkadaş uzun ve hararetli bir sohbete daldık…

Sohbetin epeyce koyulaştığı sırada, bir arkadaşım şu soruyla birdenbire konuyu gündeme getirdi:

– Bence son yaşananlar tam bir güç savaşı, siz durumu siz nasıl görüyorsunuz?

– Bu tam da hükümet cenahının oluşturmak istediği algı…

Öyle görülmesi isteniyor ve bunun için bir hayli propaganda yapılıyor, Hizmet hükümete kafa tutuyor, diye. Bir kısım insanlar da, sizin gibi, buna ikna oluyor. Yani, halkın seçtiği meşru hükümeti devirmeye çalışan bir yapı imajını oluşturmak istiyorlar.

– Peki, ne o zaman?

– Ne olduğunu anlamak için önce Hizmeti tanımak lazım. Birincisi Hizmet insanların fedakarlığı ve vermesi üzerine kurulmuş, alması, kazanması üzerine değil. Bunun en büyük delili Hizmetin yaptıklarıdır. Hizmet üzerinden şahsi menfaat elde edenler olsaydı, bunca yıldır düşmanları tarafından didik didik edilen, nice darbe dönemleri yaşayan bu hareket içinde bunlar gizli kalamazdı, ve bu işe gönül veren insanlar desteğini çekerdi. Bu bir menfaat birlikteliği değil.

İkincisi, Hizmet Türkiye’yi ele geçirmek istese, derdi güç olsa, bu kadar yetişmiş insanın yurt dışında işi ne? Bunca yokluk ve eziyete neden katlansınlar ki bu insanlar. Birçoğu ülkenin en iyi üniversitelerinden mezun bu eğitimli insanlar, Türkiye’de kalır, makam ve güç peşinde olurlardı. Yoksa Türkiye yetmedi de gittikleri ülkeleri mi ele geçirecekler?! Hindistan’ı, Uganda’yı, Yeni Zelanda’yı filan.

– E, menfaatleri ne bu insanların o zaman, bana çok mantıklı gelmiyor…

– Doğru, herkesin menfaat ve güç peşinde koştuğu bir dünyada bu kadar fedakarlık biraz akıl dışı duruyor ama gerçek işte. Bu insanların motivasyonları insanlığa Hizmet ederek, güzelliklere vesile olarak Allah’ın rızasına ermek. Hepsi bu!

– Güç peşinde değiliz diyor Hizmet ama paralel devlet kuruyor…

– Hükümet, “paralel devlet” dediği bir çeteden bahsediyor. Binlerce devlet memurunu sürdü, kıyıma uğrattı bu ithamla. Peki neden hiçbirini mahkemeye sevk etmiyor? Çete üyesi tayin edilmez ki başka bir göreve, mahkemeye verilir ve cezalandırılır. Ceza alanı duydunuz mu?

– Ne yani devlette Hizmetin adamları yok mu, ben inanmam!

– Hizmetin adamlarından kastınız Hizmeti sevenlerse, milyonları aşan, bir hayli eğitimli bu insanlar, hayatın her yerinde varlar, sadece devlette değil. Ne kadar mühendis varsa o kadar polis, o oranda doktor, savcı, öğretmen, esnaf, vesaire. Biri diğerine göre baskın değil ki. Ama Hizmete suç isnat etmek isteyenler sadece savcı ve polisleri öne çıkarıyorlar. Kaldı ki Hizmeti sevmek bir devlet görevlisi için suç da değil.

Şunda herkes hemfikir zaten, Hizmet hareketini seven bir devlet memuru işi ile alakalı amirini dinlemiyorsa veya başka bir yerden emir alıyorsa bu suçtur. Tespit edilsin ve gerekirse vazifeden azledilsin.

– Ama herkes yolsuzluk operasyonunu Hizmetin yaptığına inanıyor…

– O da iyi bir strateji tabii, bir taşla kuş katliamı! Bu şekilde hem Hizmeti suçlu duruma düşürüyorlar, hem kendileri mağdur oluyorlar, hem de yolsuzluğun üstünü örtebilmek için zemin hazırlamış oluyorlar. Böylece yolsuzluğu soruşturacak memurları, haklarıymış gibi darmadağın edebiliyorlar.

– Peki Hizmet yapmadıysa kim yaptı kardeşim? Kim buna cesaret edebilir ki?

– Savcıların işi nedir Allah aşkına! İşlenmiş suçları açığa çıkartmak değil mi? Savcıların yolsuzlukları açığa çıkarması bir suç mudur, kanun dışı mıdır? Hükümetin hoşuna gitmeyen her iş vatan hainliği midir? Bu nasıl mantık!

Bu hükumet 11 yıldır var, neden bir tek memuru suç üstü yapmamış, bizi dinlemiyorsun, Hizmetten emir alıyorsun diye tespit etmemiş? Delili olmayan şey suç olur mu?

Sonra dünyada bir hükumetin yolsuzluğunu sorgulayabilecek vicdanlı savcı, hakim veya polisler yok mudur? Mesela İtalya’daki Temiz Eller operasyonunu yapan savcı da mı Hizmettendi? Daha birkaç hafta önce İspanya’da iktidar partisinin merkez binası basıldı yolsuzluk gerekçesiyle, onlar da mı Hizmettendi? İspanya başbakanı bu baskını destekledi, bize operasyon yapılıyor filan demedi.

Ayrıca bu iddia ülkemizdeki bütün savcılara hakarettir. Yani “siz arkanıza bir gücü almadan yolsuzluğu soruşturma cesaretine sahip olamazsınız” demektir. Ayıp değil mi? Eğer memleketin adaleti Hizmetle gönül bağı olan beş-on savcı ve hakime kalmışsa, ülke bitmiş demektir, cenazeyi beraber kaldıralım!

– İyi ama tam da dershane olayından sonra olması bir tesadüf mü yani?

– Bu zamanlamadan en büyük zararı kim görüyor şu anda, Hizmet değil mi? Neden gönüllüleri dışında hiçbir gücü olmayan bir Hizmet, Cumhuriyet tarihinin en güçlü hükümetinin daha fazla nefretini üzerine çeksin. Zaten özellikle son üç yıldır yeterince bu nefretin mağduru oldu.

İki tarafa da zarar veren bu operasyondan faydalananlar, şu anda hapisten çıkmaya hazırlanan “Ergenekoncular” değil mi! Şu anda kim ellerini oğuşturuyor, ona bakmak lazım.

Bir de yolsuzluk soruşturması ne zaman yapılacaktı ki hükumete operasyon olmasın? Seçimlerden sonra mı, üç ay önce mi? Savcının işi bunu ayarlamak mıdır?

– Başbakan dış güçlerin operasyonu diyor ama?

– O zaman dış güçlerle işbirliği yapan belli, savcılarla polisler. Neden delillerini ortaya koymuyor, neden onları mahkemeye vermiyor da sadece tayin ediyor? Hain adamlar tayin edilir mi? Bu da bir ihanet olmaz mı!

Velev ki bu dış güçlerin oyunu olsun, bu birisinin –varsa- yolsuzluk yapmasına sebep mi, veya yolsuzluğu affettirir mi? “Yolsuzluk yapmadık” diyen yok, dedikleri “bunlar kötü niyetli”. “E delilin var mı”, o da yok!

– Türkiye büyük sıkıntıya girdi bu işten ve birçok insan buna Hizmetin sebep olduğunu düşünüyor.

Zaten işin en acı tarafı da burası. Şu anda başbakan ve ekibi Hizmeti dış güçlerle işbirliği yapan hain bir çete olmakla suçluyor. Terör örgütü diyor, haşhaşin diyor, demediğini bırakmıyor. Size soruyorum, bu hangi vicdana sığar! Bu nasıl bir hakaret ve iftira.

– Acaba Hocaefendi AKP’yi aynı şeylerle suçlasa onlar ne derdi, dünyayı başına yıkmazlar mıydı?

– İyi de Hocaefendi de boş durmadı yani, onlara beddua etti…

– Evvela kimseye beddua etmedi, dinde var olan bir mekanizmayı işletti: mülaane yaptı.

Size ülkenin Başbakanı ve onu kuşatan medya bu kadar iftira etse, bu kadar yalan-dolan haberlerle insanları sizin ihanetinize ikna etmeye çalışsa siz demez misiniz “Eğer biz ülkemiz için bir kötülük düşünmüşsek Allah bize lanet etsin, eğer öyle değilse bize iftira edenlere…”, nesi var bunun?

Bu çaresizliğin neticesi, insanları masumiyetine inandırma çabası. Ama maalesef böyle bir duaya “amin” diyeceklerine bunu bile istismar ettiler. “Bedduaya lanet duaya davet” diyerek esas bedduayı Hocaefendi’ye yaptılar.

– Eee, hani Müslümanlar kardeşti, bu kadar şiddetli kavga niye?

– Valla benim de anlamakta zorluk çektiğim yer orası, bu ekibin bu Hizmetten, kökünü kazımak derecesinde nefret etmesinin sebebi nedir? Ne kötülük yapmış, kime ne zararı dokunmuş? Okul açmak, eğitim merkezleri açmak, kültürümüzü dünyaya tanıtmak için vatan hasretine katlanmak, ülkesini seven namuslu insanlar yetişsin diye her türlü zorluğa katlanmak, yıllardır yapılanlar bunlar değil mi? Siz başka bir şey gördünüz mü?

Kaç yıldır bu hükümetin Hizmeti sevdiğini tespit ettiği ne kadar adam varsa devlet kademelerinde mağdur ettiği konuşuluyor. Bu kişiler huzursuzluk olmasın diye ses çıkarmıyorlar.

Hizmete destek veren işadamlarının üzerine maliye müfettişlerini salıyorlar, cezalar kestiriyorlar.

Daha yeni, önemli bir işadamının bir çok insanın çalıştığı altın madenini, uydurma sebeplerle kapattırıyorlar. Bir bankayı devlet eliyle batırmaya çalışıyorlar.

Yine birkaç ay önce, Hizmeti seven talebelerin beraber kaldığı evlere silah ve uyuşturucu konulup terörle bağlantılı hale getirilecekti, planlar hazırlanmıştı ki Hocaefendi bizatihi böyle tüyler ürpertici bir planın varlığını ortaya koydu, ifade etmek zorunda kaldı. Biz de oradan öğrendik.

Sırf Hizmet gönüllülerinin açtığı bine yakın dershaneyi kapatabilmek için bütün eğitim sisteminin altını üstüne getirmeyi göze alıyorlar.

Kaldı ki daha geçen yıl ki Türkçe Olimpiyatlarına katılan başbakan, başbakan yardımcısı ve bütün bakanlar Hizmeti ve Hocaefendi’yi yere göğe sığdıramıyorlardı. Hatta Başbakan kendisini Türkiye’ye davet etti. Şimdi birden çetebaşı oldu Hocaefendi!

Nedir bu hınç, anlaşılması zor!

Bir de gerçek dışı haberler yazan medya var ki akıllara durgunluk veriyor. Kardeş medya diye bilinen gazete ve televizyonların son bir aydaki gerçek dışı haberleri, iftira ve hakaretleri 28 Şubat medyasını çoktan aştı. İşin garibi 28 Şubatçılar da çete olmakla suçlamışlardı Hizmeti. Yine aynı şey, bu sefer dost bildiklerimizin elleriyle yapılıyor. Bu “çete” davası 8 sene sürdü, daha birkaç yıl önce bitti, sonuç çıkmadı. Şu anda da ortaya koyabildikleri bir şey yok zaten, sadece yaygarası var.

Gerçi duyulan kötü şeyler de var, suç için delil üretmeye çalışıyorlar diye, ne yazık. Bunlar bırakın kardeşliğe, bırakın Müslümanlığa, insanlığa sığar mı?

– Sen de ifade ettin, daha düne kadar can-ciğer kuzu sarması idiniz. Ne menfaatinize dokundu ki bu kadar karşı çıkıyorsunuz?

Evet Hizmet hüsn-ü zannının mağduru oldu, Hocaefendi de bunu “gayr-ı meşru muhabbetin cezasını çekiyoruz” diyerek ifade etti. Yukarıda da anlattığım gibi aslında bu “haset” yeni değil ama yıllardır hep düzelir, geçer denilerek sessiz kalındı. Onlar da hep Hizmeti seven kalabalıklara oynadılar maalesef. Biz kalabalıkların gönlünü hoş tutalım gerisini de diskalifiye edelim stratejisi güttüler. Siyaset işte, her şey oydan ibaret.

Ama şunu da unutmayalım ki 2011 seçimlerine kadar bu hükumetin yaptığı bir çok doğru şey oldu, ve Hizmet bunları hep destekledi. Bugün de olsa destekler. Hizmet menfaat peşinde olsa, böyle bir dönemde hükumetin her dediğine “he” der, rahat eder. Anlayacağınız Hizmet, kim ne derse desin doğru bildiğine doğru, eğri bildiğine eğri der, gerisini Allah’a bırakır.

– Hizmet de çok fazla siyasete bulaştı. Hükümetin bu kadar sert üzerine gitmek, her işine laf etmek biraz fazla değil mi?

– Bakın, önce şunu anlamak lazım, siz dışarıdan baktığınız için göremeyebilirsiniz ama eğer bu Hizmet siyasete bulaşırsa, önce onu sevenler buna itiraz eder ve Hizmeti terk ederler. Neticede herkesin ilişkisi bir gönül bağı, çeker gider.

– Neden?

– Çünkü Hocaefendi en başından beri bunu söylüyor, eğer tersini yaparsa kendisi ile ters düşmüş olur ve kendisine duyulan fevkalade güveni kaybeder. Ayrıca Hizmet bir metot olarak siyaseti tercih etmiyor. Aksi olsaydı, bunca yıldır bir siyasi parti de kendisi kurardı, buna engel bir şey yok ki! Siyaset yapmak herkese serbestte Hizmete mi yasak.

– Peki, bu yaptıklarını Hizmet siyasete karışmak olarak görmüyor mu?

– Bakın siyaset yapmak, ülkeyi yönetmeye talip olmak demektir ki bu demokrasilerde ancak parti üzerinden yapılır. Siyaset hakkında fikir beyan etmek, siyasi icraatları desteklemek veya eleştirmek siyaset yapmak değildir. O mantıkla bütün STK’ları, kahvede devlet yıkıp devlet kuran vatandaşları siyasetçi kabul etmeniz gerekir.

Bir de işin medya tarafı var. Medyanın ana konusu zaten siyaset ve siyasetçilerdir. Her medya kurumu ülke ile ilgili konuları haberleştirir, üzerine gider. Yolsuzlukla ilgili bir operasyonu haberleştirmeyen medya olur mu? O zaman Hizmeti seven insanlara medyayı yasaklayalım. Bu medya 25 yıldır kötü değildi, siyaset yapmıyordu da, şimdi mi böyle oldu?

– E, ne olacak böyle, bu işin sonu nereye varacak?

– O hükümetin görevi, bizi idare edenler onlar. Eğer durup dururken on binlerce insanın istihdam edildiği, milyonlarca çocuğun faydalandığı dershaneleri, hem de hiçbir hazırlık bile yapmadan kapatmaya kalkarsanız, elbette ülkenin huzuru kaçar. Ve bunun sorumlusu bu işi milletin başına saran hükumet olur.

Sonra hükumeti ilgilendiren yolsuzluklar ortaya çıktığında, derhal olaya sahip çıkıp bunların suçlularının yakalanması için gayret edeceğine bunları örtbas etmeye kalkar, komplo der, milyonlarca seveni olan Hizmeti hain ilan edersen ülkenin huzuru kaçar. Ve bunun sorumlusu da hükümet olur.

– Tamam da yolsuzluklar ortaya çıkarsa AKP gider, o giderse de istikrar bozulur, yani huzurumuz gider.

– Kusura bakmayın ama bu mantık bir mümin olarak benim inançlarıma tamamen ters. Yolsuzlukların ortaya çıkması bir ülkeyi batırmaz, yükseltir. O zaman hırsızlıklara hep göz yummamız lazım.

Ayrıca yolsuzluklardan kurtulan AKP batmaz, daha güçlü ve güvenilir olur. Zaten halk bu yolsuzlukları yıllardır konuşuyor Türkiye’de. Son olarak ta bir milletin kaderini milletin bütünü belirler, birkaç kişi değil. Millet kendi içinden alternatiflerini üretir. Bize düşen doğrunun peşinde olmak ve Allah’a itimat etmek, kimseyi de vazgeçilmez görmemek, vesselam.

16.01.2014 17:19