TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Özdemir Erdoğan’a karşı: Gezi aynasına yansıyan Türk-Alman ilişkileri

Üçüncü haftasına doğru giden Gezi olayı özünde nedir? Bırakın İstanbul’u, sınırları içinde yer aldığı Beyoğlu Belediyesi’ni ancak ilgilendirecek bir şehir planlama projesinden kaynaklanan bir sorun. Sıradan bir olayı önce Türkiye, sonra da dünya çapında bir soruna dönüştürmek bir Türk siyaset sanatı olsa gerek!

Gezi protestoları bugün geldiği noktada Türkiye’yi de aşan, hakkında Almanlar başta olmak üzere yabancı siyasetçilerin açıklama yaptığı, meclislerin tartışarak kararlar aldığı ‘uluslararası’ bir soruna dönüşme yolunda.

Türkler gereksiz yere ürettikleri sorunu çözmeyi büyük bir başarı olarak kutlamayı sever. Burada da öyle olacak mı acaba?

Eğer Gezi olaylarından bireysel yaşam tercihine saygılı, çevre bilinci yüksek, katılımcı demokrasiyi savunan sol-liberal siyasi bir hareket ortaya çıkarsa Anadolu insanının o mütevekkil duruşu içinde yaşadığı bir çok acı olay için söylediği, ‘Vardır bunda da bir hayır’ diyebiliriz. O da belki.

Ancak Gezi olayı ile başlayan süreçte bu o kadar da kolay olmayacak gibi.

Yıllardır devam eden gerilimin sonucu olan toplumsal patlamalar için sıradan bir olay kıvılcım işlevi görür. Ateş bir kere yanmaya başladı mı kontrollü gerilim siyaseti takip edenler de olayların önünü alamaz. Gezi olaylarında kontrollü gerilim siyaseti takip eden sadece Başbakan Tayyip Erdoğan değil elbette ki. Ancak ister olumlu olsun isterse olumsuz; Gezi olayının doğuracağı siyasi neticelerden en çok etkilenecek olan, sorunu sert güvenlik tedbirleriyle çözmeye çalışan Erdoğan olacaktır.

Neyse yazının konusu Gezi olaylarının Türk iç siyaseti açısından analizi değil, Türk-Alman ilişkilerine bakan yönüyle taşıdığı anlam.

İster Hristiyan Demokrat Parti CDU üyesi olsun, isterse Sol Parti; Alman siyasetçiler ilk günden beri neticede Türkiye’nin bir iç meselesi olan Gezi olayına müdahil oldular. Cem Özdemir, Sevim Dağdelen ve ClaudiaRoth Taksim’e giden Alman siyasetçilerin başında gelen isimler. Burada dikkat çeken husus çoğu Türk kökenli Alman siyasetçinin olayları yatıştırmak için değil de direnişçileri Erdoğan karşıtı tutumlarında güçlendirmek için çaba göstermeleridir.

Ak Parti iktidarının icraatları elbette ki eleştirilmeli. Erdoğan’ın siyaset üslubu kucaklayıcı değil kutuplaştırıcı. Ak Parti şu anda 10 yılda elde ettiği siyasi kazanımları birden harcama gibi bir tehlikeyle karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Ve Almanya’dan bakınca tehlikenin pek de farkında değil gibi duruyor iktidar partisi. Bunlar dile getirilmesi gereken doğru tespitler. Ancak Alman vekillerin ve SPD başta olmak üzere siyasi partilerin demokratik meşruiyeti hiç kimse tarafından sorgulanmayan AK Parti hükümetine karşı bu kadar açık bir tavır içine girmeleri iki ülke ilişkisi açısından ne kadar doğru?

Almanya iktidarı, basını ve siyasetçisi ile ‘Kötü Erdoğan-Kahraman Direnişçiler’ fotoğrafı çiziyor ki bu gerçeğin bütününü yansıtmıyor.

İster Türk olsun isterse Alman; siyasetçilerin ve gazetecilerin Almanyalı Türklere yönelik her fırsatta dile getirdikleri taleplerin başında ‘Türk siyaseti ile değil, Alman siyaseti ile ilgilenin’ geliyor. Ancak kendileri her fırsatta Türk siyasetine yön vermekten ve taraf olmaktan geri durmuyor.

Eğer kişinin hangi ülkenin siyaseti ile ilgilendiği sorusuna verilen cevap başarılı uyumun göstergesi ise Cem Özdemir ve Claudia Roth başta olmak üzere Alman siyasetçilerin ciddi uyum sorunu var. Yok uyum politikalarının hedefi Almanya’daki Türker arasından Türk iç siyasetinde taraf olacak, hükümete yapısal eleştiri değil de yıkıcı eleştiri getirecek bir sınıf ortaya çıkarmaksa belirtmem gerekir ki uyum politikaları çok, hem de çok başarılı.

Özünde demokratik ve çevreci bir ruhu barındıran ve bu yönü ile Türk demokrasisi için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gereken Gezi direnişi Alman siyasetin bu aşırı sahiplenmesinden dolayı Türk kamuoyunda itibar kaybına uğrayabilir.

18.06.2013 11:47