TAKİP ET

Alparslan Cansu

Ortadoğu’da değişen dengeler ve Suriyeli mülteciler

Almanca’da ‘değişmeyen tek şey değişkenliktir’ diye bir tabir vardır. Dünyamızın her sahada başdöndürücü hızla değişim ve dönüşümler geçirdiği günümüzde dünyamızın hassas coğrafyaları da bu dönüşümlerden nasibini almaktadır. Özellikle yüzyılı aşkın bir süredir adeta cadı kazanı olan Ortadoğu bölgesinde son beş yılda taşların iyiden iyiye yerinden oynadığını görüyoruz. Daha bundan beş sene önce denecek kadar az […]

Almanca’da ‘değişmeyen tek şey değişkenliktir’ diye bir tabir vardır. Dünyamızın her sahada başdöndürücü hızla değişim ve dönüşümler geçirdiği günümüzde dünyamızın hassas coğrafyaları da bu dönüşümlerden nasibini almaktadır. Özellikle yüzyılı aşkın bir süredir adeta cadı kazanı olan Ortadoğu bölgesinde son beş yılda taşların iyiden iyiye yerinden oynadığını görüyoruz.

Daha bundan beş sene önce denecek kadar az bir zaman önce kendi evlerinde yaşayan Suriyelilerin yaklaşık 5 milyonu farklı ülkelere göç etti. Sürgün edilen bu insanlarda en büyük pay Türkiye ve Almanya’ya düştü. Gerek ülkemizde gerekse Almanya’da gelen mülteciler bazı çevrelerce kucaklanırken, özellikle milliyetçi düşünenler bu insanların bir an önce ülkelerine geri dönmeleri gerektiğini savunuyorlar.

Savaş halinde kadın, çocuk ve yaşlılara kucak açılması, fakat eli silah tutabilecek erkeklerin kendi ülkelerini savunmaları gerektiği haykırılıyor bu çevreler tarafından. En can alıcı sosyal sorun ise, bu insanların işyerlerini ellerinden alacakları korkusu. Bu korkuya özellikle Türkiye’de bir de ‘vatandaşlığa alınma’ meselesi eklenince, sözkonusu çevreler de propagandanın dozajını arttırdılar ne yazık ki.

Konuyla ilgili sorulması gereken soru ise: ‘Savaş olan birçok bölgede insanlar neden Suriyeliler kadar göç ettirilmediler? Suriyeliler savaştan korkan bir topluluk mu yoksa bu insanların ülkesi bilinçli olarak mı boşaltılıyor? Sıra daha sonra diğer Ortadoğu ülkelerine de mi gelecek?

Yıllardır sözü edilen Büyük Ortadoğu Projesi kavramının gölgesinde bu sorunun cevabı daha kolay verilir diye düşünüyorum. 1948 yılında kurulan İsrail Devleti’nin 1967 yılında ki savaşa kadar gerçekleştirdiği yayılma politikası o tarihten sonra sadece yerleşme politikası olarak kaldı. Oysa Siyonist çevrelerin 19. yy sonlarında ortaya attıkları düşünceye göre İsrail Devleti Ortadoğu’nun büyük bir bölümüne hâkim olmalıydı. Büyük Ortadoğu Projesi de bu hedefe matuf işletilen bir süreçtir. Zaten Ortadoğu’da yer alan ülkelerin daha rahat şekillendirilmesinde 11 Eylül saldırıları da yine bilinçli olarak tezgahlanan bir saldırıydı kanaatimce. Sözkonusu proje de bu saldırılardan sonra dillendirildi çünkü. Terörist örgütlerden intikam alınması bahanesiyle yeni örgütler peydah edildi.

Herşeyden önce bölgenin istikrarsızlaştırılması birinci aşamasıydı bu projenin. Irak ve Libya başta olmak üzere Arap Baharı’nda güçlü liderlerini yitiren Arap ülkeleri, bu ayaklanmalardan sonra istikrarsızlaştırıldı. Her ne kadar diktatörlükle idare ediliyor olsalar da liderlerinin demir yumruğuyla hizada tutulan toplumlardı bunlar. Oysa bugün muhalif seslerin alabildiğine yükseldiği bu toplumlarda, demokrasi kültürü de oluşmadığı için, terörist grupların yeşermesine iyice zemin hazırlandı. İsrail’in istihbarat örgütü MOSSAD’ın eliyle dizayn edilen IŞİD gibi terör örgütlerinin hedefi de zaten bu istikrarsızlığı sağlamaktı.

İstikrarsızlığın ardından bu ülkelerin müslüman nüfusunu azaltmaya gelmişti sıra. Savaş ve istikrarsızlık sivil insanların bu ülkelerden göç etmesine sebep olacaktı. Nihayet şimdilik Suriyeliler planın bu aşamasında ülkelerinden gönderildiler. Her ne kadar insanlık gereği bu insanları himaye etmek doğru olsa da, himaye eden ülkelerin herşeyden önce o ülkelerde ki ateşi söndürmesi daha akılcı bir davranış olacaktır. Fakat kendisine külfet oluşturmasına rağmen, bırakın bu ülkelerin yöneticilerinin Suriyelileri geri göndermeyi düşünmesini, onlara vatandaşlık bile vermeyi düşünüyorlar. Bununla da aynı zamanda kendi siyasi geleceklerini de garanti altına almak istiyorlar. Zira yarın birgün seçim olduğunda o insanların oyunu alacağını hesaplıyorlar.

Özellikle en çok göçmen alan Almanya ve Türkiye gibi ülkeler sözkonusu Büyük Ortadoğu Projesi’nin tıkır tıkır işlemesini sağlıyorlar. Almanya’nın Türkiye’den farklı olarak bir de gizli misyonerlik düşüncesinin olduğunu da unutmamak lâzım. Devletler muvazenesinde dostluk yok, çıkarlar vardır. Almanya da diğer ülkeler gibi Suriyelilerin tabiri caizse ‘kara kaşına kara gözüne’ hayran değildir. Sadece son iki yılda Almanya’da kaybolan binlerce Suriyeli çocuğun nereye gittiklerini düşünsek Almanya’nın bu süreçte insanî davranmadığı da anlaşılmış olur. Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nda yahudilere karşı işlediği suçlardan dolayı İsrail’e muhalif çalışmaması, Türkiye’nin ise başında bulunan idarecilerinin İsrail’le sıkı işbirliği ve bu projeye gönüllü destek vermesi sonucu Suriyelilerin daha uzun yıllar yurtlarına geri dönemeyeceklerini gösteriyor. Suriyeli kardeşlerimizle sosyolojik yapısı değişen bu ülkelerde kaynaşsak iyi olur. Zira onlar daha uzun süre komşularımız olacak gibiler.

26.09.2016 12:06