TAKİP ET

TTIP’de olmamak ‘sığınmacı kartını’ etkisiz mi kılacak?  

Dünyada değişen jeopolitik gelişmelerle oluşan yeni güç dengeleri farklı ekonomik bloklaşmaları da beraberinde getiriyor. AB ve ABD arasında 2016 yılının ilk yarısında hayata geçirilmesi beklenen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nın (TTIP) kapsamlı bir ortaklığa yol açacak olması 20 yıldır AB’ye Gümrük Birliği Anlaşmasıyla bağlı Türkiye’yi dolayısıyla ticari ilişkilerini olumsuz etkileyecek.

2015 yılının Mayıs ayı baz alındığında AB-ABD arasında tam dokuz tur müzakereler yapıldı ve hâlâ da sürüyor. Uçak düşürme olayı sonrası Rusya’yla gerilen ikili ilişkiler Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılım opsiyonunu da ortadan kaldırdı. Türkiye’nin AB karşısında şu an itibariyle Suriyeli sığınmacılarından ötürü pazarlık gücü artmış olabilir. Ancak yeni ticaret alanlarını kapsayacak biçimde güncellenmeyen Gümrük Birliği gelecek yıldan itibaren Türk hükümetinin ‘sığınmacı kartını’ da etkisiz hale getirebilir.

Türkiye, AB ve ABD arasında imzalanarak yürürlüğe koyulacak serbest ticaret anlaşmasına gümrük birliğinden dolayı uymak zorunda. Bu durum ABD mallarının Türkiye pazarına gümrüksüz girmesini sağlayacak. Fakat Türk ürünleri için ise ABD’ye ihracatta gümrük vergisi ödenmeye devam edilecek. Yani TTIP Türkiye için ekonomik bir risk teşkil edecek. 2014 yılı verilerine göre Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin toplam ihracatı içerisindeki payının yüzde 43,5 olduğu dikkate alınırsa AB’nin kendisi için oluşturduğu ve Türkiye’nin dâhil olmadığı müzakere pozisyonu AK Parti hükümetinin hareket alanını daraltacak. AB’den ithalatın toplam içerisindeki payının da yüzde 36,7 (2014) olduğu unutulmamalı.

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’yla ilgili problem alanlarını sıralayalım: Türkiye bahsi geçen serbest ticaret anlaşmasının karar mekanizmasında yer almıyor. Türk ürünlerinin AB karşısında rekabet imkânını azaltması ticari kayıplara neden olacak. Türk dış ticaretinde önemli yer tutan mal ihracatı, hizmet ticareti ve yurtdışı yatırımları TTIP’den kaynaklanacak yeni düzenlemeler ile gerileme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Ayrıca ürünlerin taşınmasıyla ilgili kotalar ve vize zorunlulukları da başlıca handikaplar arasında yer almakta. Peki, tüm bu engelleri aşmanın çözümü nedir? Dünyada oluşan yeni ekonomik blok içinde kendini yeniden konumlandırma ve günümüzün şartlarına bağlı olarak eski gücünü, etkisini ve dinamiklerini yitiren ekonomik anlaşmaların ivedilikle yenilenmesi. Değişen küresel ekonomik sistemlere tam entegre olabilmek için bu şart.

Dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan 2013 yılı Mayıs ayında ABD’ye gerçekleştirdiği ziyareti sırasında Washington’dan bu konuda destek istemişti. İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin derinleşip derinleşmeyeceği ve malların serbest dolaşımının sağlanıp sağlanmayacağı ise hâlâ meçhul. Gümrük Birliği ile AB mevzuatına uyum sağlayan Türkiye bu sayede Avrupa pazarında rekabet etme avantajına sahip olduktan sonra üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşması yapmış ve bununla birlikte de ihracatını artmıştı. İç pazarın uluslararası piyasaya açılmasıyla da ekonomik büyümeler kaydedilmişti. Dolayısıyla TTIP gibi oluşumların dışında kalmak ciddi düzeyde refah kaybına yol açabileceğinden Türkiye’nin AB karşısında masaya getirdiği ‘sığınmacı kartı’ müzakere gücünü de zayıflatacaktır, en kötü ihtimalle de şu anki geçerliliğini yitirecektir. Kaldı ki Türk vatandaşlarına vize serbestliği için öne sürülen 72 şartı yerine getirme zor bir sürece işaret ediyor. 2016 yılında ilk kez düzenlenmesi beklenen Almanya-Türkiye Hükümetleri Konsültasyon (istişare) görüşmelerinde de ağırlık ticaret değil sığınmacı krizi olacak.

Hülasa küresel ticaret güç dengeleri yeniden şekilleniyor. ‘Dış mihraklar, faiz lobileri, yabancı ülke ajanları’ gibi boş lafların geçerliliği yok. AK Parti hükümetinin AB’ye ABD’ye yaptığı işbirliği teklifleri ortada. 2002-2014 yılları arasında (son yıllarda ciddi oranda azalan) Türkiye’ye gelen yabancı yatırımların içinde AB’nin payının yüzde 84,5 milyar dolar (yabancı yatırımların yüzde 70’ine tekabül ediyor) olduğu göz önünde bulundurulursa hükümetin küresel sermayeyle ilgili komplo teorileri yayarak yabancı ve hatta yerli yatırımcıları ülkeden kaçırmak yerine acilen vizyonlar üreterek demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkesine dönüş yapması şart. Ekonomik kalkınmanın tek yolu özgürlüklerin geliştirilmesinden geçer.

04.12.2015 16:52