TAKİP ET

Terör örgütü iftirası! 

Evrensel adalet ilkelerini geçelim ve hukuk tanımazlara referans almaları gereken Türk ceza hukukunu hatırlatalım. Bir topluluğa terör örgütü diyebilmek için kanuni dayanaklar yasalarda tespit edilmiştir. 

En basit tarifiyle bir terör örgütü cebir ve şiddet kullanırsa silahlı bir örgüttür. Örgüt yapısının, sahip olduğu üyelerinin araç ve gereçlerinin olması ve bunlarla da suç işlemeye elverişli olması gerekir.

Hizmet hareketini terör örgütü ilan eden Tahşiyeci isimli grubun konu edildiği iddianamede ise ne diyor bu hukuk tanımaz güruh biliyor musunuz: Birebir cebir ve şiddet öğeleri ve eylemleri olmasa da insanlar korkutularak ‘titretilmektedirler’. Terör kelimesinin Frenkçede karşılığı ‘titretmek’ imiş de, bu yüzden Hizmet hareketi de Tahşiyeci grubu korkudan titrettiği için terör örgütüymüş! Laurel ve Hardy (Almanca Dick und Doof) filmlerinin senaryosu gibi değil mi?

Hükümetten bağımsız muhalif televizyon kanallarının çeşitli dijital yayın platformlarından çıkartılmaları da terör örgütü üyeliği gerekçe gösterilerek yapıldı. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan dün Genelkurmay Başkanını ağırladığı sarayında masasındaki Digitürk kumandasıyla poz vererek talimatı kimin verdiğini açıkça gösterdi.

Demokratik batı dünyasının değerlendirmesiyle tescilli terör örgütü “IŞİD’in varlığına uzun yıllar göz yummanlar” IŞİD yoldaşı terör örgütü El Kaide’ye alenen övgüler dizip sahip çıkanları resmen baş tacı etmekteler.

Neydi Nazi propagandisti Joseph Göbbels’in metodu? Kalabalıkları propagandalara ihtiyaçları olduğunu inandırmak gerekir. Bunun olması için ise bir metot vardır: Propaganda teşkilatın önüne geçmelidir. Onu her mevzuda her şeyin önünde geleceğe taşımak zaruridir. İnsana ise sadece işlenmesi gereken bir materyal olarak bakmak gerekir.

AK Parti’nin ideolojisini ideologları üzerinden okumak gerekir. Şubat 2015’de Almanya’yı ziyaret eden Erdoğan’a en yakın isimlerden dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Hizmet hareketinin terör örgütü El Kaide bağlantılı Somali menşeli Eş-Şebab örgütüyle farkı olmadığı iftirasında bulunmuştu. “Bu tür örgütler Müslümanlığı temsil edemezler, yakarak insanı öldüren Müslüman olamaz, bu örgütler Müslümanlığa zarar veriyorlar.” genellemesi yaparak Göbbels’in hatırlanmasına birebir katkıda bulunmuştu. Şahin ve ideolog tayfasının Hizmet hareketinin bir terör örgütü olduğunu ispatlamak için Tahşiyecilere sarılması ise oldukça manidardır.

Risale-i Nur topluluklarının içine sızan Tahşiyecilerin lideri Mehmet Doğan, Usama Bin Ladin hayranı olduğunu açıkça belirterek “El Kaide’nin ümmetin ordusu olduğu, savaş emrini ise Mehdinin verdiğini…” saçmalamıştı. Hükümet ise bu gruba sahip çıkarak Hizmet hareketini doğrudan hedef almaya devam ediyor.

El Kaide, IŞİD gibi Tekfirci (Hariciler) zihniyetlerin fikir yapıları hastalıklı olduğu kadar çok tehlikelidir de. Kendilerinden olmayan Müslümanları “kâfir” ilan eden bu gruplar o kadar cüretkârdırlar ki dinin akidesini ancak kendilerinin bildiğini iddia ederler. İslam’ın bin yılı aşkın süredir ana gövdesini oluşturan inanç, itikat ve yorumlarını reddedip dışlayan bu grubun metodu dinin siyasete alet edilmesi iken, başvurduğu temel strateji ise komplo teorileri üzerinden yabancı ülke ajanları iftiraları üretmektir. Buradan hareketle siyasal İslamcılık ideolojisi temelinde iktidar partisi ideologlarını, Tahşiyecileri, Tekfircileri birbirinden ayırt etmek mümkün müdür? Maalesef değil.

Dinin politize edilmek suretiyle istismarının Nazi ideolojisinde de karşılığı var. İnanç propagandalara araç edilirken parti tarafından üretilen ‘Führer’ mitosu (hikâyesi) düşüncelerle idealleri tek bir şahısta toplar. Bu proje ise üç istasyonlu bir yola sevk eder: İdeoloji yeni bir siyasi inanca dönüşür, baştaki şahsa sorgusuz itaat ve biatla mutlak doğruya sahip olunduğuna inanılır ve (haşa) Yaratıcının emriyle hareket edildiği düşünülerek zulümde ısrar edilir.

13.10.2015 20:36