TAKİP ET

Türkiye’yi anlama kılavuzu II: Joseph Göbbels 

Türkiye’de olup bitenleri anlamakta zorluk çeken Almanya’da yetişmiş okurlarımızın Paul Joseph Göbbels’in günlüklerini okumaları ısrarla tavsiye edilir.

Nazi diktatörlüğü (1933-1945) döneminde Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı sıfatıyla çağın “propaganda dâhisi” olarak dünya tarihine geçen bu kişinin icraatlarını alt alta yazdığınızda Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu kolayca anlayabilirsiniz.

Göbbels’i tanımlayan analistler iki nokta üzerinde dururlar: Birincisi, insani değerleri tamamen terk eden kişi vicdanı da devre dışı bırakıyor. İkincisi, yalana meyilli insanların çocukluk dönemlerine göz atmak gerekiyor. Yani yalanın içselleştirilmesinin aileye bakan yönleri de bulunuyor. İdeolojiye hizmet ‘büyük dava’ olarak paketlenip halka sunulunca vicdani sızı üst kategori olan “Nazi ideallerine” hizmetkâr ediliyor.

Günlüğüne şöyle bir not düşüyor Joseph Göbbels: “Öyle insanlar var ki konuştuklarında söylediklerinin yüzde 90’ının yalan olduğu görülmesine rağmen halk bunlara inanıyor…Tanrım, benim sözlerime daha hala inananlar var…”

Belli ki yastığına başını koyunca uyuyamayan Göbbels günlükle baş başa kalınca vicdanıyla hesaplaşıyor ve gerçeği tüm çıplaklığıyla itiraf ediyor. Ancak sabah propaganda bakanlığına ayak basar basmaz ise taptığı liderine, ideolojiye, teşkilatçılığa hizmet etmeyi sürdürüyor.

Propaganda bakanı olarak altında çalışanlara gönderdiği bildiride şunları açıkça söylüyor: “İçeriklerin doğru olması veya seviyenin düşük olması önemli değildir. Önemli olan ulaşılacak hedef için bunlara halkın inandırılmasıdır.” Yani, tek parti devletinin sürmesi, kişilerin konumunun ise korunmasıdır.

“Almanya, Almanlarındır” sloganıyla başlayan karanlık serüven “NS iktidarı her şeyin üstündedir”e dönüştürülüyor. Muhalif en ufak bir eleştiri dahi tutuklanmalara, sürgünlere, ölüm fermanlarına yol açıyor.

Nazilerin teşkilat yapılanmasına göz atıldığında 3 ana metot dikkat çekmektedir: “Duyarlı hale getirme” (halkın propagandalara inanmasının sağlanması), “sıkı teşkilat yapıları kurmak” ve “total denetim” (en küçük köyün dahi denetimi). Üçüncü noktayı ‘muhtarları yakın markaja almak’ olarak da değerlendirebiliriz. İdeolojinin başarılı olması için ise yapılması gereken ilk şey devlet mekanizmasının tamamına parti üyelerinin getirilmesidir.

Göbbels kullanılan dilin halka pazarlanmasının başarı için tek ölçü olduğuna inanırdı. İlhamını Hitler’den alan Göbbels kalabalıkların söylenenlere inandırılması için konuşmalarda mağduriyetin merkeze alınmasının şart olduğuna dikkat çekerdi.

Hitabet tekniklerinden tiyatro metodunu kullanan Göbbels toplulukları galeyana getirecek sahnelerden (tarihi olaylar gibi) kesitler sunarak hissiyatlara hitap ederdi. Kullanılan dil ise savaş diliydi, yöntem ise taktik.

Mesela bugün Türkiye’de ‘yeni bir istiklal savaşı başlattık’ diyen zat-ı muhterem ve tayfaları gerçek istiklal savaşında yaşanan acıları halka hatırlatarak insanlarla hisler üzerinden bağlar kurmaya çalışıyor. Tam bir psikolojik harp tekniği.

Nazilerin iktidara gelmesinin akabinde medyacılarla buluşan Göbbels bakın neler söylüyor gazetecilere: “Propagandanın aşağılık bir yöntem olduğu yönündeki görüşlere karşıyım, çünkü böyle olsaydı bugün bakanlık koltuğuna oturamazdık. Propagandanın büyük sanat ustaları olmasaydık bunu başaramazdık.”

Propagandanın sırrı ise “benliklere işleme, işlerken ise çaktırmama”. Göbbels’e göre kalabalıkların propagandalara ihtiyaçları olduğunu kendilerine inandırmak gerekir. Bunun olması için ise yine bir metot vardır: Propaganda teşkilatın önüne geçmelidir. Onu her konuda her şeyin önünde geleceğe taşımak zaruridir. İnsana ise sadece işlenmesi gereken bir materyal olarak bakmak gerekir.

Başarının sırrı ise şudur: ‘Büyük davanın’ muvaffakiyeti için öğretilmesi zaruri olan Nazi ideolojisini mümkün olduğu kadar çok insana propaganda yaparak öğret. Sonunda ise zorla kabul ettir! Halkı ülkemizin güçlü bir adama (lider miti) mutlak surette ihtiyacı olduğuna inandır. Tüm bunlar size bir yerden tanıdık gelmiyor mu?

30.09.2015 17:43