TAKİP ET

Türk Savcı Yavuz mu Alman Savcı Range mi başarılı oldu? 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün Ocak 2014’te Adana’da silah taşındığı iddiasıyla durdurulan ve MİT’e ait oldukları öne sürülen TIR’larla ilgili görüntüleri yayınladıkları gerekçesiyle İstanbul Nöbetçi 7. Sulh Ceza Hâkimi İsmail Yavuz tarafından tutuklandıklarını duyunca Alman Savcı Harald Range olayını hatırladım.

Netzpolitik.org isimli siyasi bloklarında devletin gizli belgelerini yayınladıkları gerekçesiyle gazetecilere “vatan hainliği” suçlamasıyla soruşturma açan Savcı Range’ye anında mesafe koyan Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Federal Adalet Bakanı Heiko Maas idi. Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un da eleştirdiği savcı nihayetinde Bakan Maas tarafından görevden alındı. Savcı şimdi emekliliğinin tadını çıkara dursun olay Almanya’nın tarihine basın özgürlüğü olayı olarak geçti.

Bizde ise bunun tam aksi olmakta. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan talimat veriyor, savcı anında harekete geçiyor. İşleyen demokrasilerde olması mümkün olmayan gelişmelerin yaşandığı Türkiye’de AK Parti sayesinde her türlü hukuksuzluk milletin gözünün içine baka baka yapılıyor.

Federal Meclis Başkan vekili ve Yeşiller Partisi Federal Meclis milletvekili Claudia Roth’un şu tespiti oldukça isabetli: “Türk devleti gittikçe daha fazla biçimde demokrasi ve Türk sivil toplumunun sırtından büyük güç olma fantezileriyle kendini yiyen bir Cumhurbaşkanının enstrümanı haline gelmiştir.” Doğru bir tespit, çünkü devlet demek artık Erdoğan demek maalesef.

Can Dündar’ın tutuklanmasıyla olayın hükümet-cemaat çatışması olmadığı da görüldü. Cumhuriyet gazetesi destekçileri içinden buna hâlâ daha inananlar olursa kendileri bilir.

Almanya’ya dönelim. Basın ve ifade özgürlüğü Anayasa’nın 5. maddesinde garanti altında. 2007 yılında dönemin İçişleri Bakanı Otto Schily’nin talimatıyla Cicero dergisinde çalışan bir gazeteciye yapılan baskınlar Schily’nin tüm itibarını bu ülkede bitirmişti. Gerekçe ise yine aynıydı: “Devlet sırlarının ifşası”. İlgili gazeteci hüküm giymedi, medya dayanışması da takdire şayandı.

Bu kötü tecrübeye rağmen yıllar ilerledikçe gazetecilerin özgürlük alanları da genişletildi. Nihayetinde gazetecilerin daha özgür bir ortamda hiçbir devlet otoritesinden korkmadan çalışabilmeleri için 2012 yılında Basın Özgürlüğü Kanunu çıkarıldı. Buna göre, hiçbir gazeteci gizli belge olarak nitelendirilen dokümanları yayınladığı için cezalandırılmayacak. Gazetecilere haber kaynaklarını da açıklamama serbestliği getirildi. Yani herhangi bir savcının bir gazeteciye bu konuda dava açmasının yolu kapatıldı.

29 Kasım’da yapılacak AB-Türkiye zirvesi öncesi Erdoğan’ın Dündar’ın tutuklanmasının yanısıra Hizmet hareketine mensup insanlara karşı verdiği hukuk çiğneyici talimatları kendisine ne kadar güvendiğini de göstermektedir.

Sosyal Demokrat Parti Federal Meclis milletvekili ve Parti İnsan Hakları Politikaları Sözcüsü Frank Schwabe bu durumu şöyle tarif ediyor: “Daha güçlü bir işbirliği için bir aksiyon planının kabul edileceği AB-Türkiye zirvesine sayılı günler kala Erdoğan sığınmacı sorularıyla ilgili anahtar rolünün farkında olarak gittikçe otoriterleşen güç politikalarıyla kendisini güvende hissetmektedir.”  Ancak ‘Sığınmacı krizinde bana muhtaçların’ verdiği özgüvenin yol açacağı felaketler orta ve uzun vadede Türkiye’ye maalesef bedeller ödetecek.

Gazetemize açıklamada bulunan üst düzey yetkililerin mesajlarını iyi okumak gerekir: “Düşünce ve basın özgürlüğü işleyen demokrasinin iki önemli temel esaslarındandır. Temel haklar ve özgürlüklerin korunmasının zorunluluğu Türkiye’yle sürdürülen siyasi diyalogların ana parçasını oluşturmaktadır. Basın ve düşünce özgürlüğünün siyasi sebeplerden dolayı kısıtlanması kabul edilemez. Türkiye’deki iç siyasi gelişmeleri dikkatle izlemeye devam ediyoruz.” (Almanya Dışişleri Bakanlığı)

“Birçok kez tekrar ettiğimiz basın ve medya özgürlüğü ile ilgili esaslar, hukuk devleti süreçleriyle ilgili hâlâ geçerliliğini koruyan ilkelere ilişkin sorular Türk temsilciler ile bir araya geldiklerinde sürekli olarak tartışılmaktadır. Bizim için bu önemlidir, Avrupa için bu önemlidir. Ve örneğin Türkiye ile bir AB üyelik süreci başlatılması düşünüldüğünde, ileride açılacak muhtemel fasıllar içinde Türkiye’ye hukuk devleti, insan hakları, yargı alanlarındaki konuları kapsayacak sorular da sorulacak.” (Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert).

Yani gün gelecek her türlü hukuksuzluk masaya getirilecek.

27.11.2015 17:22