TAKİP ET

“Sultani siyaset ve padişah yasaklarına son!”  

7 Haziran seçim sonuçlarının hükümdarlığa özenen saraylılara verdiği mesajları sıralayalım: Beylik yalnızca kanunla ayakta durur. Bir memleketin bağı ve kilidi ancak ihtiyatlık ve kanundan ibarettir. Halkın mülkü sadece nizamla korunur. Kanun koymada ve uygulamada adilliğin ve tarafsızlığın esas olduğu bir memleket esastır.

Etrafındaki kliğin kulağına fısıldadığı (haşa) “Yaradan’dan gelen hâkimiyet” iddiasının bizim nezdimizde geçerliliği yoktur. Hazineyi aç-dağıt keyfiliği ile kafana göre yandaşlarına pay edip kullanamazsın. Kur’an-ı Kerim’i siyasete çirkince alet edemezsin.

Hükümdar zannına kapılanın iradesi değil halkın iradesidir esas olan. İktidar olsan bile sivil iradeleri, muhalifleri, cemaatleri ezmeye gücün yetmez. Hüküm-ferman formunda sürdürdüğün zulmün baki olamaz. İslam dahi icma’ya (konsensüs) cevaz verirken yanılmazlık zırhına bürünme çabaları asla kabul edilemez. “Sultani siyasete” ve “padişah yasağına” koca bir dur!

Yani seçmenler saray vesayetine karşı kendi divan-ı hümayununu kurarak arz-ı hal’ini bizzat sundu ve “artık yeter” dedi. Nitekim devlet ve hükümet sisteminin temel prensibi adalet kavramına dayanır. Adaletin, hukukun, izanın olmadığı yerde haktan bahsetmek abesle iştigaldir.

Esas olan insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür. İsminde “adalet” kavramı yer alan fakat son yıllarda yaygın hal alan yolsuzlukları önleme gereği duymayan, kendinden görmediği milyonlarca kişiye bizzat zulümde bulunarak aldırmaz tavırlar takınan, adalet hükmünü parti hükmüne çeviren bir zihniyetin sonsuza dek de hüküm süremeyeceği aşikâr idi.

Seçim sonuçları sonrası çıkan siyasi tablodan derin rahatsızlıklar duyanların seçmen iradesini iyi okumaları zaruridir. İktidar partisinin yüzde 40’a düşebileceği hesaplanamamıştı. Geçici sonuçlara göre 47 milyon 507 bin 389 kişinin oy kullandığı seçimlerde Erdoğan yönetimindeki AKP sadece 18 milyon 863 bin 832 oy alabildi.

Türkiye genelinde bağımsız adaylara bile 488 bin 187 oy verildi. Siyaseti dinin amentüsü olarak görenlere Kürt kökenli dindar seçmen dahi teveccüh etmedi. Kiralanan kalemler, devletin paralarıyla oluşturulan iftiraperest ‘havuz medyası’ dahi muktedirleri kurtaramadı. ‘Sahte Peygamber’ gibi çok çirkince ve dinen de haram olan bir iftira karşısında ayağa kalkmayan bazı din adamlarının dahi sustuğu korku ve tehdit ortamlarının ebedi kalamayacağı da görüldü. Makul şüphe adı altında keyfi dayatmalarla insanlara ve bağımsız kurumlara zulmedilemeyeceği iliklere kadar hissedildi.

Peki, şimdi ne olmalı? Evrensel hukuk ve demokrasiye, kuvvetler ayrılığı prensibine, kişi hak ve özgürlüklerine ivedilikle geri dönülmelidir. AB’yi esas alan ve tüm alanları kapsayan reformlar yürürlüğe getirilerek Türkiye’nin yönü Putin Rusya’sı veya İran’a değil batı dünyasına çevrilmelidir.

AB’ye dönüşü komplo teorileri ile açıklayanların propagandalarına karşı da milli, bağımsız, özgün politikalarla bunun olabileceği halka anlatılmalı, okul ve üniversitelerde gençlere de öğretilmelidir. Neredeyse iflas durumuna getirilen Türk dış politikası da ideolojik prangalardan kurtulmalıdır. Ekonomide istikrara dönülmeli, bunun için de istihdam piyasasındaki müdahaleler bitirilmelidir. Örnekler çoğaltılabilir.

Dini siyasette araç olarak kullanan iktidar partisi ideolojisi fiili olarak bitmiştir, ülke içindeki uygulamalar zaten milleti resmen kamplara ayırması noktasında bunun iflas ettiğini de göstermiştir. Seçmenlerin ezici çoğunluğunun tercihi ortadayken muhalefet partilerinin tamamının mevcut süreci doğru okumaları ve birbirlerine ideolojik söylemlerle yaklaşmamaları gerekir. Yeni bir Türkiye için yeni bir hükümete ihtiyaç vardır.

09.06.2015 23:23