TAKİP ET

Steinmeier ne demek istedi? 

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ev sahipliğinde Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla Cuma günü Berlin’de düzenlenecek olan 1. Almanya-Türkiye Hükümetlerarası Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi görüşmelerinde temel insan ve vatandaşlık hakları, ifade ve basın özgürlüğü, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri gibi AB değerleri reel politikalar tarafından esir alınmamalıdır.

Bunu sürekli söylüyoruz, haykırmaya da devam edeceğiz. Temel hak ve özgürlükler olmadan, bağımsız sivil toplum örgütlerine hayat hakkı tanınmadan, ne kalıcı istikrar sağlanır, ne sığınmacıların Avrupa’ya akınları engellenir, ne de terör örgütü IŞİD’le etkin biçimde mücadele edilebilir.

Demokratik değerler olmadan hangi fikirlerle aşırılığa karşı koyacaksınız? Avrupa’da 4. kuvvet olarak hükümetleri denetleyen basın özgürlüğü olmadan her alandaki ihlalleri, ihmalleri, yanlışları, yolsuzlukları nasıl ortaya çıkaracaksınız? Demokrasiyle çatışanın hangi sözüne güveneceksiniz?

Alman hükümetinin demokrasi konusunda cesaretli olması gerekiyor.  Avrupa’ya sığınmacı akınıyla oluşan krizlerin aşımında kendi tespitleriyle AK Parti hükümetine muhtaç olmanın neticesi susmak, sineye çekmek, görmezlikten gelmek olmamalı. Dünyada hukuk ihlalleri olunca mangalda kül bırakmayanlar evrensel değerlerden taviz vermemeli.

Almanya Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’e dün doğrudan sordum: “22 Ocak’taki 1. Almanya-Türkiye Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısında hükümetin basın ve ifade özgürlüğüne karşı sert kısıtlamalarını da gündeme getirecek misiniz? Bakanlığınızda çalışan İnsan Hakları Sorumlusu Christoph Strässer’in bu konudaki sert eleştirilerini ilgili konsültasyonun gündemine alacak mısınız?” El cevap: “Bunun tersi de oluyor. Geçmişte yürüttüğümüz müzakerelerle ilgili tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki Türkiye de aynı biçimde Almanya’daki Türk vatandaşlarıyla ilgili eleştirisel sorular soruyor.” (!)

Yani diyor ki Sayın Bakan olsun onlar da soruyorlar. Genelleştirerek Türkiye’deki ihlalleri bu şekilde hafife alıyor. İkinci bir soruya izin olmadığı için şimdi buradan kendisine soruyorum: Peki, ama ne soruyorlar? Siz Almanya’daki Türk vatandaşlarını ‘hain’ diye hapse mi atıyorsunuz? Medyalarına el mi koyuyorsunuz? Türk memurları, gazetecileri, doktorları, esnafları işten mi kovduruyorsunuz? Kreşlere baskın mı yapıyorsunuz? Moskova Komünisti, İsrail ajanı, ABD uşağı diye malına mı çöküyorsunuz? Hiçbiri değil tabi ki. Peki, bu kıyas ne ki o halde?

Birçok yerde görüşme imkânımız olan Sayın Steinmeier hiç kusura bakmasın ama açıklama maalesef tam bir fiyasko benim için. Bu tespiti Türkiye’deki dışişleri bakanına yapsaydım özgürce kendimi ifade etme imkânım olur muydu sizce? Medyaya akreditasyon uygulaması bile durumun vahametine delildir. Mademki eleştirisel sorular noktasında “Alman-Türk ilişkilerinde bunun hiçbir zaman aksini yaşamadıysanız” ve “Mesele iç politikada hâkim olan soruların gündeme taşınması değil, bu sorulara hangi cevapların alınmasıdır. Bunu öngöremiyorum.” ise neden tek bir cümleyle “İnsan hakları ihlalleri kabul edilemez. Sığınmacı krizinden ötürü beraber çalışmak zorunda olsak dahi demokrasi değerleri kırmızı çizgimizdir.” deme cesaretini bir türlü gösteremiyorsunuz.

Basın Sözcünüzün Türkiye’deki ağır ihlallerle ilgili yıllarca tekrarladığı “İzliyoruz. Görüşmelerde gerektiği takdirde üst düzey dile getiriliyor.” şeklindeki tekerlemeleri maalesef artık sadece bıkkınlık veriyor. Bu nedenle de yine bir kez daha demokratik değerleri içeren ekonomik ve kültürel boyutları da kapsayan geniş işbirliği için demokrasi ve hukukun üstünlüğü diyorum!

Sadece pragmatizmle reel politikayla sorunların uzun vadeli istikrar için çözüme kavuşturulamayacağını siz de biliyorsunuz. Almanya’daki Türk nüfusundan dolayı Türk iç politikasının Alman iç politikası olduğunu kendiniz söylüyorsunuz. O halde reel şartlardan ötürü (sığınmacılar) zor da olsa demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında ağızlar korkaklığa alıştırılmamalıdır. İnandırıcılığınız azalıyor bilesiniz.

19.01.2016 20:12