TAKİP ET

Satın alamayacağınız gazeteciler de var beyler

21 bin gazetecinin üye olduğu Berlin merkezli Verdi Sendikasına bağlı Alman Gazeteciler Birliği (DJU) Başkanı Ulrich Janßen önceki gün başkent redaksiyonumuza bir nezaket ziyaretinde bulundu. 

Daha önce kendisiyle yaklaşık bir ay önce makamında görüşmüş, demokrasi ve basın özgürlüğü konularında görüşlerinden istifade etmiştik. Janßen, hangi düşünceden olursa olsun Türkiye’deki gazetecilere yönelik akıl almaz baskılarla ilgili net tepkiler ortaya koyarak hukuk devleti ilkesinin altını çizmişti.

Sözleri manidardı: “Türkiye’de yaşananlar tabi ki Avrupa basın özgürlüğü fikri ile kesinlikle uyuşmayan gelişmelerdir. Biz de Türkiye’de yaşananları izliyoruz. Elimizdeki bilgilere göre Türkiye’deki iktidar hükümeti eleştirel gazeteciliği Türkiye düşmanlığıyla eşdeğer tutuyor. Oradaki meslektaşlarımız sadece mesleklerini yapıyorlar diye hükümet tarafından devlet düşmanlığıyla suçlanıyorlar. Terörizm suçlamasına maruz kalıyorlar. Bunlar kesinlikle kabul edilemez durumlardır.”

Gazetecileri korkutmanın, tehditler savurarak sindirme baskılarının hukuk devletiyle şekillenen demokratik rejimlerdeki karşılığı hiç kuşkusuz suçtur. Anayasal güvence altında olan basın hürriyetinin işlediği ülkelerde bu özgürlükler hararetle savunulur. Kimsenin aklına gazetecileri eleştirilerinden ötürü vatan hainliği ile suçlamak gelmez.

Janßen’in “Türk hükümetinden gazetecilere yapılan bu eziyetlerin, tacizlerin, gözdağının, korkutma ve sindirme hedefli zulümlerin, şiddetten tutun tutuklamalara kadar yapılanların bir an önce sonlandırılmasını talep ediyoruz.” sözünü doğru okumak gerekir.

Gözdağı-baskı-zulüm üçgeninde çerçevesi belirlenen hukuksuzluklara “Hapishanelerdeki gazeteciler mesleklerinden dolayı tutuklu değiller.” şeklinde meşruiyet kazandırma çabaları da ters tepiyor: “Hayır, bu inandırıcı değil. Hükümet yetkililerini eleştirdikleri için belli süre gözaltında tutulmuş, daha sonra ise serbest bırakılan ve bu eziyetleri hiç hak etmeyen meslektaşlarımız oldu. Bu nedenle de sorgulayan gazetecilik ve gazetecilere uygulanan takip tedbirleri arasında açık bir ilişki olduğu izlenimini taşıyoruz.”

Uzun yıllardır gazetecilik mesleğinin içinde bulunmuş Janßen’in büromuzda söylediği “özgür gazetecilerin çıkar gruplarının etkisi altına girmeyecekleri” şeklindeki tespiti kimseden talimat almadan çalışan bizleri bir kez daha motive etti. Türkiye’de yaşanan baskı sürecinden ötürü bu cümleyi dışarıdan birinden duymayalı epey zaman olmuştu. Evet, özgür, profesyonel, ilkeli gazeteci hangi görüşe sahip olursa olsun fark etmez lobilere veya paralı şahıslara değil topluma hizmet eder.

“Özgür basın demokratik süreçlerin koşuludur. İnsanların demokraside yaşayabilmeleri, demokratik düşüncelerini dile getirip demokratik iradelerini sergileyebilmeleri ve bu sürece dâhil olabilmeleri için basının özgür olmasına ve profesyonel gazetecilere ihtiyacımız var.” sözünü insan duyunca aklı doğrudan sanal dünyanın paralı tetikçilerine gidiyor. Para için ruhunu Saraylılara, partiye, karanlık adamlara satan güruhların içinde kayboldukları iftira ve küfür bataklıklarına bulaşmadan özgürce, korkusuzca yola devam etme gayretinin büyük bir erdem olduğu muhakkak.

Gazetecilik kisvesi altında oynanan istihbaratçılık oyunlarından tüm demokratik dünya haberdar iken hâlâ eleştiri yapan gerçek gazetecileri ajanlık ve hainlikle suçlayanlara Focus dergisinin Türkiye’yi kapsayan NSA dinlemelerine atfen ufak bir sorum ve çağrım olacak: “Niye hesabını soramıyorsunuz? One minute, one minute modunda hafif bir hesap sorma da olabilir. Hani nerde? ‘Eyy, eyy…’ kükreyişlerini duyan var mı? Var mı cesaretin acaba? Göstersene? ‘Külliyenden’ hele çık bir…

14.07.2015 22:00