TAKİP ET

Sana Ege’nin güneşi mi çarptı Avramopolos? 

Başta Suriyeliler olmak üzere sığınmacılar mevzuunda Almanya’nın önderliğinde Avusturya, Hollanda, İsveç, Belçika, Finlandiya, Lüksemburg ve Yunanistan ile AB dışından Türkiye’nin de katılımıyla oluşturulan “Fikirdaş Ülkeler” birliği, sığınmacıların ezici bir çoğunluğunun Türkiye topraklarında kalmaları ve AB’ye gelen ve getirilenlerin ise diğer birlik üyesi ülkeler arasında “adil biçimde paylaştırılmaları” konularında anlaşmışlardı.

Fikirdaşlar sığınmacıların sorumluluklarının üstlenilmesi noktasında hemfikir olmalarına rağmen, Danimarka, Polonya, Slovakya, Macaristan, vs. gibi ülkelerin ciddi muhalefetleriyle karşılaştılar. Avrupa’yı ‘bölen’ sığınmacı krizi İngiltere’nin uzun süredir AB’den ayrılma tartışmalarıyla da birleşince, yani politik kriz ile popülizm harmanlanınca, çare Türkiye’ye anahtar rol biçmede arandı. Tüm bunlar 29 Kasım 2015 tarihinde düzenlenen AB-Türkiye Zirvesi öncesi yaşandı.

İlgili zirvede Türkiye’ye 3 milyar Euro verilmesi, “Ekonomik ve Parasal Politika” Faslının açılması ve (kriterleri harfiyen yerine getirmesi şartıyla) Türk vatandaşlarına 2016 yılının ikinci yarısında AB’ye girişlerde vize serbestliği getirilmesi üzerinde anlaşıldı. Türkiye’deki iktidar hükümeti yürürlüğe koyduğu tüm antidemokratik politikalara, hukuk çiğneyici iç uygulamalara rağmen bunlara susan AB’nin kendisini sığınmacılar krizi yüzünden aynı göz hizasında muhatap alması karşısında şaşkınlık yaşadı.

Çünkü karşı taraftan hiç beklemediği bir adımla karşılaştı, şimdi ise zafer sarhoşluğunun etkisiyle ülkeyi AB’nin sınır karakolu yapacak sürece dörtnala gönüllü koşuyor. Soğuk Savaş döneminde Rusya’ya karşı NATO’nun doğu sınırlarının bekçiliğini yapan Türkiye’nin hâlâ daha AB üyesi yapılmamasına kısaca değindikten sonra gönüllü bekçilere Almanya Başbakanı Angela Merkel’in şu sözünü hatırlatalım: “Türkiye’ye sığınmacıların durumlarının iyileştirilmesi için 3 Milyar Euro hazırlanmasını onayladık. Bunun karşılığında ise Türkiye’den beklentimiz AB’ye olan sınırlarını daha iyi koruması, Ege denizinde tutarlı acil koruma sağlaması ve sınır hatlarında insan kaçakçılığıyla etkili mücadeledir.”

Peki, Türkiye’ye verilen taahhütler için öne sürülen şartları yerine getirmek kolay mı? Değil. Bilakis, örneğin Ekonomik ve Parasal Politika Faslının devletlerin merkez bankalarının bağımsızlığı, kamu sektörünün merkez bankaları tarafından finansmanının yasaklanması ve kamu sektörünün finansal kurumlara imtiyazlı erişiminin önlenmesi konularını kapsaması AK Parti hükümeti için yerine getirilmesi zor bir şart. Verilecek 3 milyar Euro’yla ilgili Alman İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’nin “Yardımlar Türkiye’nin devlet kasasına değil sığınmacılara yardım edilmesi için verilecek. Türkiye’ye verilecek paralar somut önem paketleri için ara ara ilgili fonlara aktarılacak. Bunları ise biz Türkiye ile beraber sıkı denetleyeceğiz.” sözünü geçiyorum. Türk vatandaşlarına vize serbestliği için 72 şartın eksiksiz yerine getirilmesi lazım.

Bunlardan bazıları: “Sınır yönetimi, vize, gümrükler, geçiş belgeleri gibi alanlarda yolsuzluklarla, Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve AB standartları uyarınca insan kaçakçılıklarıyla etkin mücadele edilmesi; terörün finansmanıyla ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerinin imzalanması; AB standartları uyarınca kişisel veri koruma mevzuatının oluşturulması, vs.” Bugünkü iktidar bunun hangisini başarabilir? Kaldı ki “Yargı ve Temel Haklar”, “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” gibi kritik öneme sahip fasıllar açılmadan müzakere sürecinde başarı sağlamak ihtimal dışı.

17-18 Aralık 2015 AB liderler zirvesinde de konu sınır güvenliği ve insan kaçakçılığı ile Türkiye’nin daha kapsamlı ve etkili mücadele etmesinin gerekliliğiydi. Yaklaşık 1 milyona ulaşan sığınmacı akınıyla karşı karşıya kalan AB, göç krizine çözüm arayışlarını sürdürüyor.

AK Parti’yle yapılacak işbirliğiyle Avrupa’ya yasadışı göçlerin engelleneceğine inanan AB’nin şu fantastik senaryoları da insanı gerçekten gülümsetiyor: “Türkiye’nin kendi içinde demokrasi alanlarında sıkıntıları olmasına rağmen kendisine ihtiyacımız var. O bölgeye düzen, istikrar ve hukuk devleti prensiplerini Türkiye ile daha kolay götürebiliriz, değişimler bu şekilde daha kolay olur. Türkiye olmadan hiçbir şey elde edemeyiz.” (AB Komisyonu Göç ve İçişleri Komiseri Dimitris Avramopolos, 17 Aralık Berlin konuşması).

İstikrar ve hukuk devletini götüreceklermiş, götürürken paketleri iyi korumalarını tavsiye ediyorum. Maazallah kaybolur falan…

18.12.2015 16:25