TAKİP ET

Ortadoğu’da güç dengeleri ve mülteciler meselesi 

Almanya Federal Dışişleri Bakanlığı çevrelerine göre “Rusya olmadan Avrupa’da barış içinde yaşanılamaz”, “Rusyasız Suriye’de siyasi istikrar sağlanabilmesi mümkün değil” ve “Ortadoğu’nun iki etken gücü var: Rusya ve İran”.

Suriye’deki Beşar Esad rejiminin iki büyük destekçisi olan bu aktörlerin izledikleri politikalar 2011 yılında patlak veren ‘Arap baharı’ illüzyonuna takılan Türkiye’nin dış politikalarından farklı olarak cereyan ettiği için bölgenin tüm parametrelerini değiştirdi. Ukrayna krizinden ötürü Rusya’yla ilişkilerde tamamen kopmaya gidilmemesinde, İran’la nükleer krizin aşılmasını sağlayan anlaşmanın oluşturulma aşamasında, Mısır’ın batı dünyasıyla ilişkilerinin normalleştirilmesinde ve Kuzey Irak’taki angajmanıyla arabuluculuk rolleriyle son yıllarda dikkatleri üzerine toplayan Almanya’nın Türkiye’deki iktidar hükümetinin izlediği dış politikaları fiyaskolarla eşdeğer tutması da sürpriz olmasa gerek. 2016 yılında geri çekilmesi kararlaştırılan patriot füze sistemleri meselesi Ankara’ya verilen mesajlardan sadece biri.

Almanya’ya göre Esad rejimi destekçisi Rusya olmadan Ortadoğu’daki savaşların sonlandırılması mümkün değil. Görüştüğümüz diplomatik çevrelere göre “Çözüm için yıllar gerekebilir, fakat mümkün”. 4 milyon Suriyeli mülteci akınıyla artan sorunlar bir yana Ortadoğu’da oluşan yeni güç dengeleriyle şekillenen bölgesel politikalar için konsensüs aranıyor. İfadeler diplomatlara ait: “Esad Suriye topraklarının sadece yüzde 20’sine hâkim. Öncelikle Rusya’dan silah, para yardımı olmadan (İran’dan askerle destekler de biliniyor) bir gün dahi ayakta kalamaz. Rejim çöker. Rejimin tabi ki Rusya gerçeğinden hareketle tamamen bitmesini desteklemiyoruz. Fakat Esad’ın önderliğini yapmadığı aynı Suriye rejimini müzakere masasına çekmenin önemli bir adım olacağını düşünüyoruz.”

Bunu nasıl okumalıyız? Aynı saflarda yer alan Esad’a muhalif ılımlılarla Suriyeli rejim muhaliflerini Rusya ve İran’ın katılımıyla bir araya getirmeliyiz. Türkiye’nin “Ya Esad gidecek, ya gidecek” şeklinde özetlenebilecek ve kendisini izole eden politikalarının karşılığı ise bulunmuyor. Suruç’ta meydana gelen katliamdan sonra terör örgütü IŞİD’e karşı oluşturulan ABD’nin yönetimindeki uluslararası koalisyona katılan Türkiye’nin İncirlik hava üssünü NATO müttefikine açması Türkiye’nin edilgen konumunu değiştirmiyor. Kaldı ki PKK’nın Suriye kolu PYD’ye verilen İran desteği bölgedeki dengeleri bu ülkenin lehine değiştirdiği de ortada. Ayrıca yıllardır NATO kapsamında IŞİD’le mücadele taleplerine cevap vermeyen Türkiye’deki iktidarın dış politikada izlediği yol çıkmaz sokakla sonuçlandı. İran’ın batı için “değeri” arttı.

Gelelim yukarıdaki yanlış politikaların yol açtığı mülteci meselesine. AB’ye mülteci akınları Türkiye üzerinden, özellikle de deniz yoluyla, Yunan adaları ve İtalyan sahilleri üzerinden yapılıyor. Almanya’ya 800 bin mültecinin gelmesi bekleniyor. Mevcut rakam ülke nüfusunun yüzde 1’ne tekabül ediyor. Alman siyasetinde Türkiye’de yapıldığı gibi ‘ülkeye giriş yapsınlar da sorunlar sonra bir şekilde çözülür’ mantığı ile hareket edilmiyor. Yüzde 1 ciddi bir rakam. Yüzbinlerce insanın bir anda nerede barınacağı, hangi maddi yardımlarla destekleneceği sorularıyla birden karşı karşıya kalındı. İktidar ortakları ve muhalefettin farklı konseptleri mevcut, fakat mülteci konusunda ortak bir görüş birliği mevcut.

AB içinde ise Polonya, Macaristan, Slovakya, Avusturya gibi ülke hükümetlerinin mülteci akımlarıyla ilgili karşıt beyanatları elbette ki anlaşmalarla sabit olan ortak Avrupa idealleriyle bağdaşmıyor. Dublin kuralı olarak kabul edilen mültecilerin ilk giriş yaptıkları ülkelerde resmi kayıtlara geçirilmesi uygulamasına Macaristan gibi ülkelerin karşı çıkmaları veya mültecilerin Müslüman kimliklerinin öne çıkarılarak toplumlarda korkuların oluşturulmasına zemin hazırlanması insani olmadığı gibi yasalara da aykırı. Mülteci meselesinin bu denli vahim boyutlara gelmesinin ise sorumluları Suriye’deki iç savaşı destekleyenlerdir. Kalıcı bir barış sağlanmadan sorunların çözümünü beklemek gerçekçi değildir.

06.09.2015 10:20