TAKİP ET

Muhbirle amirinin yanına kâr mı kalıyor? 

Alman hükümeti iç istihbarat örgütü Anayasayı Koruma Teşkilatı’yla  (Verfassungsschutz) ilgili “federal ve eyalet istihbaratlar arası işbirliğinin geliştirilmesi” başlıklı yeni kanunu Parlamento’dan geçirerek yürürlüğe koydu. 

Terörist Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü NSU tarafından işlenen cinayetleri araştırmakla görevli Federal Meclis’in ilgili araştırma komisyonunun tavsiyesi yerine getirilmiş oldu.

İlgili yasadaki en önemli madde ise Almanya’da “V-Mann” diye tabir edilen muhbir seçiminde daha titiz davranılıp istihdamları öncesi de uygulanacak seçim kriterleri çıtasının yeni ölçülerle yükseltilmesi oldu. Başarılı olunur mu tartışmaya açık bir konu.

Üzerinde hassasiyetle durulması gereken asıl mesele istihbarat kanunları değil, NSU katliamlarının biran önce aydınlatılması ve sorumluların (yardım ve yataklık edenler, göz yumanlar, ajanları görevlendirenler dâhil herkesin) hukuk önünde hesap vermeleridir.

Bilindiği üzere NSU cinayetlerinden kamuoyunun Kasım 2011’de haberi oldu. İki Almanya’nın birleştiği 1990’lı yıllarda kurulan bu terörist yapıya 200 kişinin destek verdiği tahmin ediliyor.

6 Mayıs 2013 tarihinde mahkeme önüne çıkarılan Beate Zschäpe’nin yargılanması ise Münih’te sürüyor. İkisi ölen erkek terörist Zschäpe’yle birlikte 2000-2006 yılları arasında Almanya’nın farklı eyaletlerinde yaşayan 8 vatandaşımızı katlettiler.

Hükümet 2009 yılında açıkladığı bir raporla ise 1990-2009 yılları arasında içinde küçük çocukların da bulunduğu 9’u Türk toplam 47 kişinin Neonaziler tarafından öldürüldüğünü belirtmişti. Rakamlar ürkütücü, yabancı ve göçmen düşmanlığı hâlâ ciddi bir tehdit.

İhmal ve skandallar yumağı haline gelen bu meselenin çözümü ucu devlet kurumlarına dokunsa bile ortak irade, cesaret ve hukuka riayete bağlı. Bazı şeylerin artık adının konması lazım. Tek tek sıralamaya çalışalım:

1-Gordian Meyer-Plath isimli memur Carsten Szczepanski adlı kişiyi muhbir olarak işe alıyor. Bu kişinin yaptığı Molotof kokteyli kundaklama eyleminden ötürü neredeyse bir kişi hayatını kaybediyordu. Hapishaneye giren eylemci amirleri sayesinde salıverildi. Mağdur hâlâ tazminat bekleyedursun Szczepanski amiri Meyer-Plath tarafından çalışmalarından ötürü 50 bin Mark ile ödüllendirildi. Deşifre olan amire ne oldu dersiniz? Bir ara görevinden uzaklaştırıldı, bir milletvekiline danışman oldu, sonra ise Saksonya Eyaleti İstihbarat Örgütü’nün Başkanlığına terfi ettirildi!

2-Yine istihbaratta çalışan Norbert Wießner 36 adet suça karışan ve yargılanmayan Tino Brandt’ı görevlendirdi. Bu kişiye en az 200 bin Mark aktardığı ortaya çıktı. Aynı kişi vatandaşlarımızı katleden 3 teröriste istihbarattan aldığı sahte pasaportları verdi. Amir Wießner’in akıbetine ne oldu dersiniz? Hiçbir şey. Emekli oldu, maaşını alıp yan gelip yatıyor.

3-Güney Almanya’nın tanınan aşırı sağcısı Kai Dalek’in 1987’den beri istihbarata çalıştığı ortaya çıktı. Muhbirlik için aylık 800 Mark maaş alan bu kişi Nazilerin internet örgütlenmesini üstlendi, farklı eylemlerde bulundu.

4-Muhbir olarak tutulan aşırı sağcı Tino Brandt’a 200 bin Mark verildi. Bu kişi vatandaşlarımızı katleden “Thüringer Heimatschutz” örgütünün başı idi. Aldığı paraları Neonazilere aktardı.

Yukarıda sayılan vakalar Eisbergin sadece ucu. Aşırı sağcılıkla etkin mücadele edilmelidir. Görevi ihmal edenler yargılanmalıdır.

Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere tarafından bu hafta açıklanan yeni istihbarat raporunda yer alan verilere göre ülkede 21 bin aşırı sağcı yaşıyor. Bunlardan 10 bin 500’ünün şiddete meyilli kişilerden oluştuğu kayıtlarda.

Mecliste onaylanan kanuna dönecek olursak. Eğer “V-Mann” muhbirliği eğer iddia edildiği gibi demokrasi için kaçınılmazsa bu muhbirleri bağımsız yetkililerce (parlamentonun tayin edeceği denetleyiciler gibi) denetlemek de demokrasinin şartsız kayıtsız gerekliliğidir. Geride kalan ailelerin beklentisi budur.

03.07.2015 21:30