TAKİP ET

Merkel’in Türkiye ziyareti bir de böyle okunmalı 

Almanya Başbakanı Angela Merkel’i 1 Kasım seçimlerine ramak kala Türkiye’ye ani bir çalışma ziyaretine iten gerekçe Suriyeli sığınmacılarla ilgili yapılan evdeki hesabın çarşıya uymamasıdır. 

Merkel, sığınmacı akınına karşı ihtiyatı elden bırakmayan kendi muhafazakâr tabanına ve AB üyesi çoğunluğun itirazlarına rağmen sığınmacıların kabulünü siyasetinin merkezine oturttu. Bunun sebebi ise şu idi: Demografik yapıdaki nüfus aleyhtarı gelişmelerden ziyade yeniden şekillenen Ortadoğu’nun Arap dünyasında özellikle ‘baharlardan’ itibaren ikili sıkı diyaloglar ve arabuluculuk rolüyle uzun yıllardır etkin güce dönüşen Alman dış politikasının ayrıcalıklı konumunun daha da kök salması.

Ani bir kararla gündemin ana maddesi haline dönüştürdüğü ‘sığınmacıları kabul’ politikasının nelere mâl olabileceği ise Avrupa’ya akının gerçek vahameti görülünce, hesaplar masaya getirilince anlaşıldı. Türkiye’ye ‘can simidi’ görevi biçilmesinin nedeni de bu oldu.

15 Ekim’de Almanya Parlamentosu’nda konuşan Başbakan, Türkiye ziyareti öncesi sığınmacı sorununun çözümünde Türkiye’nin “kilit role sahip olduğunu” söyledi. Türkiye’yle işbirliğinin çerçevesinin çizileceğini duyuran Merkel, asıl sorunun şu olduğunu ortaya koydu: “Sığınmacı akınını Türkiye’nin işbirliği olmadan düzenlemek mümkün değil.” Mümkün olmadığı için ise Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’la iktidara geldiği 2005 yılından beri bir türlü yıldızı barışmayan Merkel, sığınmacı akınıyla baş edebilmek için Türkiye ile daha yoğun diyalog kurulması gerektiğini belirtmek zorunda kaldı. Aynı Merkel, en son Şubat 2013’de ziyaret ettiği Türkiye’nin AB üyeliğine ise hâlâ karşı çıkmaya devam ediyor.

Sığınmacılar konusu siyasi dengeleri alt üst etti. “Die Zeit” gazetesi Merkel’in Erdoğan ziyaretini bu bağlamda şöyle yorumladı: “Dünün tarihi başarısızlığı şimdi Başbakan’ın karşısına çıkıyor. Erdoğan Avrupa’ya doğru adım attığı zaman, Merkel kapıyı onun yüzüne kapamıştı. Türkiye Cumhurbaşkanı şimdi ülkesinin yüzünü Avrupa’dan çeviriyor, Merkel ise Erdoğan’ın peşinden koşuyor.”

Merkel için öncelik tabi ki seçmen desteğinden ziyade Alman dış politikası. Arap dünyasındaki Almanya’ya bakış iyi incelenmelidir. “Hamburger Abendblatt” gazetesi iç siyasi gidişatı şöyle özetledi: “Sığınmacı politikaları konusunda Merkel’e destek hem partisi içinde, hem de kamuoyunda azalıyor. Anketler oy oranının düştüğüne işaret ediyor. Ağustos ayında Hıristiyan Birlik partilerinin oyları yüzde 43’teyken, son kamuoyu araştırmalarına göre şu anda yüzde 38 civarında.”

Merkel’in Türkiye’yle ilgili içinde bulunduğu zor durumu ise 14 Ekim’de Federal Meclis’te düzenlenen Türkiye özel oturumunda kendi partisi adına konuşan Hıristiyan Demokrat Birlik Partili milletvekili Roderich Kiesewetter’in sözleri ele vermişti. “Türk halkının koalisyon istemesine rağmen Erdoğan tarafından istenilen sonuç alınamadığı için ülkenin tekrardan seçime götürüldüğü” eleştirisinde bulunan Kiesewetter, Erdoğan’ın sığınmacılarla ilgili talep ettiği ‘güvenli ülke’ statüsü meselesini iç siyasette istismar etmesi durumunda ise “ilişkilerin zehirleneceği” uyarısında bulunmuştu. Bu ifadeden Erdoğan’ın canı gönülden istenilen bir partner olmadığı anlaşılıyor.

Merkel’in Türkiye’ye ‘vizelerin liberalleştirilmesi süreci’ kapsamında vize kolaylıkları da teklif etmesinin tek bir nedeni var: Sığınmacılarla ilgili evdeki hesabın çarşıya bir türlü uydurulamamasıdır. Ki AB Bakanı Dedeoğlu’nun, “AB’nin kendi idari mekanizmalarının içinden geçme süreleri de vize muafiyetinin öngörüldüğü gibi 2017’lerde gerçekleşmesi çok kolay bir süreç değil.” tespiti not edilmelidir.

Ayrıca, Erdoğan’a sığınmacılarla ilgili para ve AB müzakerelerinde yeni bir ivme önerilmesinin sonucu ise Türkiye’nin AB’nin ‘sığınmacı engelleme tampon bölgesine’ dönüştürülme hamlesidir.

Merkel’in Türkiye ziyaretini “minimum düzeyde bir uzlaşma” olarak veren Spiegel dergisinin, “en zorlu sorunlar çözümsüz bırakıldığı” notu yabana atılmamalı.

Merkel’in AB’yle müzakerelerde 17. fasıl olan “Ekonomi ve Parasal Politikalar” faslını açmak istediklerini söylemesi gelecekle ilgili ilişkilerin zorluğuna da dikkat çekmektedir. Niye mi? Dikkat ediniz “temel haklar, hukuk devleti, düşünce ve basın özgürlüğü” fasıllarından bahsedilmiyor.

19.10.2015 16:50