TAKİP ET

Merkel’in gözüyle içte dayanışma ve sorumluluk ekseni 

İlk oturumu 18 Şubat 2016’da başlayan Brüksel’deki AB zirvesinden bir gün önce Almanya Parlamentosu’nda hükümet açıklamasında bulunan Başbakan Angela Merkel’in, orta ve doğu Avrupa ülkelerinin öncülüğünde oluşturulan bloklaşmalara ve ana müttefik Fransa’nın iç kamuoyu baskılarının etkisiyle takındığı temkinli politikalarına karşı “bizim Avrupa-Türk yaklaşımımızı destekleyin” uyarısı geri adım atılmayacağının net göstergesiydi.

Nitekim böyle de oldu. Önceden duyurduğu gibi kendisine cephe açan bazı AB devlet ve hükümet başkanlarına doğrudan “Avrupa-Türk yaklaşımımızla sığınmacıların kaçış sebepleriyle mücadele edecek, bununla da kendi dış sınırlarınızı koruyacak mısınız; yoksa daha şimdiden teslim olup Yunanistan ve AB’ye yönelik tüm olumsuz neticelere rağmen Makedonya sınırını, dolayısıyla Schengen bölgesini kapatacak mısınız?” sorusunu yöneltti ve Türkiyesiz bir çözüme neden ulaşılamayacağını madde madde sıraladı. Sonunda ise yine başarılı oldu.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, “Türkiye ile iyi, entelektüel ve bilgeli işbirliğine alternatif olmadığını hepimiz tasdik ettik.” duyurusu yaptı. Merkel ise “görüşmelerden çok memnun kaldığını” hatırlatarak kendi pozisyonunun teyit edildiğinin altını çizdi. AB ile Türkiye arasında sığınmacı krizi konusunda uzlaşmaya varılan eylem planının öneminden yine bahseden Merkel, sığınmacı kriziyle mücadelede Türkiye ile işbirliğine öncelik verilmesini, ardından da mart ayında Ankara’nın katılımıyla yapılacak olağanüstü zirvede diğer stratejilerin gündeme getirilmesinin kararlaştırıldığını söyledi.

Türkiye’yle üzerinde mutabık kalınan aksiyon planının başarıya ulaşıp ulaşmadığının kararının marta kadar verileceğini belirtmesi, onaylasalar dahi hâlâ daha AKP’ye temkinli yaklaşan bazı üyeleri ikna etmek için zaman kazanma olarak yorumlanabilir. Çünkü Türkiye üzerinden AB’ye geçen sığınmacıların sayısında azalma meydana geldiğini söylemesi başarı var diyeceğine işaret ediyor.  Merkel, gelecek haftalarda eylem planında öngörülen Türk sahil güvenlik ekipleri ile AB sınır koruma ajansı Frontex arasındaki işbirliğinin güçlendirileceğini, ayrıca geçen haftalarda kabul edilen NATO gemilerinin Ege denizinde caydırıcılık çerçevesinde devriye gezmeye başlayacağını kaydederek Türkiye ile uzlaşının aslında kendileri için bir başarı olarak kabul edildiğini göstermiş oldu.

Sığınmacı krizi ekseninde Schengen alanıyla ilgili yapılan tartışmalar, İngiltere’nin AB’den ayrılmasına yönelik referanduma ilişkin görüşler ve IŞİD tehdidiyle oluşan kamuoyu baskılarıyla yapılan politikalar, AB içinde derin ayrılıkları açıkça ortaya koyarken, Avrupa’nın özellikle son dönemde çetin bir sınavdan geçtiğini de gösteriyor. Birliğin bu sınavdan geçebilmesinin tek yolu ise dayanışma temelli barış projesi ilkelerine tekrardan sadakatle bağlanmak. İnsan hakları ve onuruna saygı, bireysel özgürlüklere, hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına, ifade ve basın özgürlüğüne azami riayet şart. Sığınmacı kriziyle mücadele için insan onuruna saygı çerçevesinde hareket edilmesi ve alınan insani yardım kararlarının da bu bakış açısıyla etkin biçimde uygulanmasından başka yol bulunmuyor.

İşte tam da bunun farkında olan Angela Merkel içte dayanışma ve sorumluluk ekseninde dengeli ve daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmesini talep ediyor. Elbette ki işin içinde çıkar politikaları da var. Dış politikada etken bir küresel aktör olmak için denge faktörü ile pragmatik çözümler üretilmesi şart. Herkes için ortak düşman terör olduğundan terörün daha fazla beslenmesine yol açacak şiddetin ve ırkçılığın engellenmesi için elbette ki Türkiye ile işbirliği yapılmalıdır. Fakat terör tehdidine karşı işbirliğinin insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri ışığında artırılması gerekiyor.

19.02.2016 16:48