TAKİP ET

Merkel partideki muhalifleri nasıl engelliyor?  

Angela Merkel tam bir stratejist. Kendisine yönelik parti içindeki ciddi muhalefetlere rağmen yürürlüğe koyduğu sığınmacı ve mülteci politikalarından geri adım atmayan Merkel, muhalifleri tek tek etkisiz hale getirmeyi bir kez daha başardı.

Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin 28. Kongresi’nin yine kazananı oldu. Yaklaşık 3 hafta önce kendisini sahnede ‘aşağılayan’ Horst Seehofer’den ve CDU’nun içindeki destekçilerinden intikamı ağır oldu.

Almanya’ya yapılan sığınmacı göçünü “üst sınırla engelleme” talebinin aslında şahsına yönelik bir zayıflatma girişimi olduğunu anlayan genel başkan Merkel, “sığınmacı sayısının hissedilir biçimde azaltılması” uzlaşısıyla ‘ortada’ duranları kazanmakla kalmadı, 5 gruptan oluşan muhaliflerin birliğini de bozdu.

Kongrede 1 saatten fazla konuşan Başbakan, 1000 delegenin kendisini Sosyal demokrat ortağı Sigmar Gabriel’in durumuna düşürmesini engelledi. SPD delegeleri Cuma günü Başbakan vekili ve Genel Başkan Gabriel’in oyunu yüzde 74,3’e düşürerek kendisini cezalandırmışlardı (2011’deki oyu yüzde 91,6 idi).

Peki, Merkel hangi stratejik hamleyle hem parti içi muhalefeti engelledi hem de muhalifliye meyilli olanları da kendi saflarına çekmeyi sağladı? İlk önce 5 gruptan müteşekkil muhaliflerin kimlerden oluştuğunu sıralayalım: CDU Gençlik Teşkilatı (“Genç Birlikçiler”) Başkanı Paul Ziemiak “Şimdi sözler söyleme zamanı değil, sığınmacı göçlerinden dolayı böyle devam etmeyeceğini söyleme zamanı” çıkışıyla genç tabanı hareketlendirdi.

CSU Genel Başkanı Horst Seehofer sığınmacılara üst sınır talebinde bulunarak CDU teşkilatlarındaki etkisini artırdı. Bizimkilerin tabiriyle ‘vatan, millet, Sakarya’ edebiyatıyla tabandaki korkuları körükleyen Seehofer, CSU parti kongresinde Merkel’i sahnede yanında ve ayakta tutarak delegelerin ve kameraların gözleri önünde açıkça eleştirdi. Güç gösterisiyle verilen mesaj açıktı: “İstersem seni engellettiririm”.

Merkel’e karşı muhalefette üçüncü grubu oluşturanlar ise eleştirilerinde temkinli davranıp ortada duran, fakat fırsatını bulduğunda ise karşı tarafa geçen kişilerden oluşuyor. Partinin karar önerisinin şekillenmesinde etkili olan bu grubun kazanılması Merkel’in öncelikleri arasında yer aldı.

Diğer bir grup ise özellikle doğu eyaletlerdeki teşkilat üyeleriydi. Sağcı popülistlerden ötürü tabanda oy kaybeden bu kesim faturayı Merkel’e kesti. Saksonya-Anhalt Eyaleti Başbakanı Rainer Haselhoff, Seehofer’e destek vererek sığınmacılara kapıların sınırlamalarla kapatılmasını talep etti. Bu grubun en büyük destekçileri ise aktif parti üyeleriydi.

Saksonya’daki bazı üyelerin “Sığınmacı kaosu durdurulmalı, Alman kültür ve değerleri korunmalı, Merkel’in tacı elinden alınmalı” şeklindeki pankartları tepki çekti.

Son grup ise Merkel’e fiziki olarak yakında olan Federal Meclis’te yanında oturan bazı isimlerden oluştu. Örneğin Wolfgang Bosbach son parti kongresinde karar önerisine sığınmacılarla ilgili olarak “Mevcut olan kanunlar tatbik edilmelidir.” cümlesini ekletmeye çalıştı, Merkel destekçileri bunu reddetti.

2011’de Merkel’in Başbakanlık Baş danışmanı Ronald Pofalla’nın “Bu adamın çenesini dahi görmeye tahammül edemiyorum.” dediği basına yansımıştı. Demek ki kavga hala devam ediyor.

Merkel’in en büyük hamlesi yukarıdaki grupların bir arada hareket etmelerinin engellenmesi oldu ve kendisine başkaldıran üst görevlerde bulunanlarla bunların destekçilerinin ortak görüş bildirmelerinin önüne geçildi. Yani Paul Ziemiak’ın değil de Ziemiak’a destek verenler parti yönetim kurulu tarafından hazırlanan karar önerisi üzerinden konsensüsle kazanıldı. Bunun sonucu olarak ise muhaliflerin birliği bozuldu.

“Terör ve Güvenlik, Kaçış ve Uyum” başlıklı karar önerisindeki “İltica başvurusunda bulunanların ve sığınmacıların sayılarının etkin tedbirlerle hissedilir biçimde azaltılmaları için kararlıyız. Çünkü hâlâ devam eden göçün sürmesi uzun vadede Almanya gibi bir ülkenin devleti ve toplumuna da yük haline gelecektir.” ifadeleri bu kişileri memnun etmeye yetti.

10 yıl önce ‘Türkiye’yle asla’ sözleriyle kongreler ‘kazanan’ Merkel, bu kez ise ‘Türkiye olmadan asla’ ile delegelerin güvenoyunu aldı. Kaderin cilvesi olsa gerek. Merkel, “Türkiye içinde bulunulan durumun sonlandırılması için anahtar bir role sahip.” diyerek aslında Türkiye’ye sınır bekçiliği rolü biçti.

Amaç ise belli: Sığınmacılar Türkiye’de toplansın, AB’nın dış sınırları kapatılsın ve Dublin Anlaşması’na göre geri göndermelerin kolaylaştırılması için tüm sığınmacılar kayıt altına alınsın.

Türk tarafı ise alacağı 3 Milyar Euro ve 2016’nın ikinci yarısı için öngörülen vize serbestliğinden dolayı pazarlıklardan memnun. Fakat dikkatten kaçan bir ayrıntı var: Merkel, kongrede parti yönetiminin “(Türk vatandaşlarına) Vize muafiyeti üzerine yapılan müzakerelerin özenli biçimde güvenlik çıkarlarımızla bağdaşır hale getirilmesi gerekir.” şeklindeki metnini okumaktan kaçındı. Bu da başka bir yazı konusu.

15.12.2015 15:59