TAKİP ET

Merkel, 2016’da Erdoğan’a bir sürpriz yaşatabilir 

Eğer bir son dakika sürprizi yaşanmazsa gelecek yıl Almanya ile Türkiye arasında ilk kez başbakanlık ve bakanlar kurulu seviyesinde hükümetler arası konsültasyon (istişare) toplantıları düzenlenecek.

Bilindiği üzere Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 12 Ocak 2015 tarihinde yaptığı Berlin ziyareti iki ülke arasında yaşanan MİT ajanları krizinin gölgesinde gerçekleştirilmiş, Almanya Başbakanı Angela Merkel istişare toplantılarında bir araya gelinmesini onaylamıştı. Karara gerekçe olarak ise yoğun ikili ilişkiler ve uluslararası konular gösterilmişti.

Bu arada Alman Federal Savcılığı, bu hafta MİT adına Almanya’da ajanlık faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle halen tutuklu bulunan Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu hakkındaki iddianameyi yetkili mahkemeye gönderdi. İddialar vahim. Bu meseleyi başka bir yazı konusu olarak bir kenarda tutalım.

Türkiye’nin (Vladimir) Putin Rusya’sı haline getirildiği yönünde Alman hükümetinde bir görüş birliği var. Erdoğan’ın hukuku ihlal eden uygulamaları biliniyor. Lafı dolandırmadan söyleyeyim: Erdoğan’ın hukuk tanımaz baskıcı politikaları uluslararası toplumda ülkeyi tecrit ettiği gibi Alman-Türk hükümetler arası istişare toplantılarını da başlamadan bitirebilir. Bir örnek: Almanya, Rusya’yla sürdürdüğü aynı üst düzey görüşmeleri 2013’de sonlandırdı. 1999’dan itibaren yılda bir kez olmak üzere 14 kez iki ülkede de bir araya gelinmişti. Putin’in agresif dış politikaları ile içte muhalefete ve özgür medyaya yönelik baskıları iptale gerekçe olarak gösterilmişti. Almanya şu anda 8 ülkeyle yoluna devam ediyor. Bu bir.

20 Mayıs 2015 tarihinde Berlin Büyükelçiliği’nin de desteğiyle Alman-Türk ilişkileri ‘Tarabya Madalyası’ organizasyonu ile pekiştirildi. Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier başta olmak üzere üst düzey katılım gerçekleşti. Burada konuşan Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert programın başlayacağı saatten tam bir saat önce Zaman Almanya’ya şu açıklamayı yaptı:  “Türkiye’de şu anda yaşanan gelişmeleri endişeyle izliyorum. Kurumlar tarafından medya temsilcilerine yönelik hedefi önceden belirlenmiş işlemler basın ve ifade özgürlüğünün temel ilkeleriyle açıkça çelişmektedir. Basın ve ifade özgürlüğü ise demokratik toplum için kaçınılmazdır” Erdoğan ve hükümetinin muhaliflere uyguladığı baskıları yakinen bilen Lammert, Erdoğan’ın ‘Putinleştiği’ görüşünü de savunmaktadır. Lammert’in ilgili programda eleştiri yapmaması AKP temsilcilerini yanıltmasın. Kaldı ki aynı programda ödül alan Federal Meclis eski başkanı Rita Süssmuth açıkça “Şimdiki Türk Cumhurbaşkanı yönünü Putin’e çevirmiş vaziyette.” tespitinde bulundu. Bu iki.

Üçüncüsü: Türkiye’de özgür medyanın susturulması girişimleriyle ilgili gazetemize farklı kulvarlardan destekler gelmeye devam ediyor. Bu açıklamalarda da ‘Putin faktörü’nden bahsediliyor. Bazı örnekler:  Yeşiller Partisi Başkanı ve Federal Meclis milletvekili Cem Özdemir: “(Girişimler) Türkiye’yi başka fikirlere tahammül edemeyen ve farklı seslerin çıkmadığı bir nevi Putin Rusya’sı haline getirme telaşıdır.” Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü: “Türkiye’deki medyanın durumu ile ilgili konu AB Komisyonuna bağlı yetkili konsey kurulları tarafından düzenli olarak ele alınmaktadır.” Muhafazakâr Avrupa Parlamentosu milletvekili Markus Ferber (CSU): “Türk Savcılığı’nın TÜRKSAT’a karşı hareketi, Erdoğan başkanlığındaki Türk hükümetinin inançları hakkındaki şüpheleri artıran bir dizi çalışmalardan biridir. Farklı düşünce ve eleştirel tartışmaları yasaklayan bir kişi için basın özgürlüğü ve demokratik değerler bir önem ifade etmez ve bu kişi AB içinde bu konuları dürüstçe konuşacak müzakere partneri de olamaz.” Sosyal Demokrat AP milletvekili Peter Simon: “Basın özgürlüğünün siyasi amaçlarla kısıtlanması hiç bir zaman hiç bir yerde kabul edilemez ve kesinlikle reddedilmesi gerekir.” Erdoğan-Davutoğlu ikilisine duyurulur.

22.05.2015 21:30