TAKİP ET

Kimlik ve ahlak

Kimilerine göre ahlak eski medeni mirası diriltme girişimi için siyasete boyun eğmelidir, kimilerine göre ise siyaset ahlaka dayanmalıdır. Ahlakın ve bireylerdeki nefislerin bozulması sosyal çözülmeyi doğuran aile düzeninin bozulmasına da sebeptir.

Arzu ve heveslerinden soyutlanmış ahlaklı kişilerin oluşturduğu topluluklarda sosyal düzenlerin ahenkli işleyişleri içinde bireye ruhi ve fiziki zararlar yoktur. Bunun tam tersi ise felakettir. Ahlaksızlığın gölgesinde erdeme yer yoktur. Medeni ilimdir ahlak, erdemin su pınarı. Ahlaki kuvvet insanı şerefli kılar.

Köln’de yeni yıl kutlamaları esnasında yaşanan cinsel taciz olaylarının kimlik tartışmalarına dönüştürülmesi doğru değil. Nefisleri bozulmuş, şehevi duygularının arkasından koşarken ahlakı ayaklar altına alanların yaptıkları utanç verici olaylar üzerinden Almanya’ya yerleşen sığınmacıların tamamını işin içine katarak ırkçılık yapmak, üstüne üstlük bir de kişilerin geldikleri ülkelerden hareketle tartışmalara Müslümanlığı eklemek barış içinde birlikte yaşam sofrasına zehir akıtmaktan başka bir şey değil.

Kaldı ki Federal Polis Teşkilatı tarafından yapılan son açıklamada yaşanan çirkin olaylarla ilgili kimlik bilgileri tespit edilen 31 kişinin sadece 18’i sığınmacı. Sığınmacı statüsünde bulunmayan zanlılar arasında Kuzey Afrikalı ve Ortadoğu kökenliler olsa da Sırp, ABD ve Alman vatandaşları da var. Faillerin nereli oldukları önemli değil, aslolan suçun kimlikten bağımsız olarak sadece suç olarak değerlendirilmesidir. Polis raporunda yer alan ve basına sızdırılan “Ben Suriyeliyim. Bana iyi davranmalısınız. Beni Bayan Merkel davet etti.” ifadesi önyargılara ivme kazandıracak absürt bir laftan ibaret olup değersizdir. Failin yabancı oluşu bir şeyi değiştirmez. Suç suçtur. Yabancı ülke kimliğine sahip olmak bu yüz kızartıcı suçu işlemede ana etken midir? Müslümanların yaşadığı bir ülkeden gelmek faktör müdür? Tabi ki değil.

Federal Meclis Başkan vekili ve Yeşiller Partisi milletvekili Claudia Roth’un dediği gibi  “Sanki toplumdaki tek cinsel istismar olayı yılbaşı gecesindeki olaymış gibi davranmak yanlış.” Bu elbette ki suçu hafife almak değildir. Ben şahsen ağır suçlar işleyen yabancıların sınır dışı edilmelerini destekleyenlerdenim. Gitsinler kendi ülkelerinde yapsınlar çirkinliklerini. Buradaki asıl mesele kimlik ve dini mensubiyet üzerinden önyargıların körüklenmesi tehlikesidir. Sosyal atmosferin bozulması topluma zarar vereceği için herkesin çok dikkatli konuşması ve tepkilerinde ihtiyatlı davranması gerekir. Başta Suriyeliler olmak üzere1 milyona yakın sığınmacının yeni vatanı haline gelen Almanya’da ayrımcılığa karşı dik duruş sergilemek büyük bir çoğunluğu suça bulaşmamış bu insanların tehlikeliymiş gibi gösterilmelerinin de önüne geçecektir.

Devletin zirvesi mevcut olay sonrası yasa değişikliği talebinde bulunurken genellemelerden de kaçınıyor.  Federal Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel, “…Hem Almanlara hem de büyük çoğunluğu terbiyeli sığınmacılara karşı sorumluyuz.” ifadesini kullanıyor. “Büyük çoğunluğu terbiyeli” demek genelleme yapıp önyargıları körüklemeyin anlamında söyleniyor. Başbakan Angela Merkel’in olayların kimlik tartışmasına dönüştürülmeden aydınlatılması talebi de aynı mesajı içeriyor. “Suç işleyen sığınmacıların ülkelerine geri gönderilmeleri ve kendi ülkelerinde hapsedilmeleri seçeneğinin” uluslararası hukuk açısından mümkün olup olmayacağının kararını ise yetkili makamlar verecekler.

Hâsılı, gönülleri eğiten ahlak ilmidir. İnancın âdâbında derinleşemeyip kadınlara saldıranların kimlikleri ne olursa olsun bu kişiler işledikleri suçların hesabını kendi şahıslarında vermelidirler. Ahlakın ölmesi korkulması gereken bir durumdur.

08.01.2016 16:34