TAKİP ET

Kara listeler

Daha fazla özgürlük, daha fazla adalet vaatleriyle ülke yönetimini demokrasi sayesinde devralan AK Parti’nin, iktidarı mutlak biçimde kendisinde tekelleştirerek asla yanılmaz olduğu dogmasını tüm propaganda araçlarıyla yaymasının tek nedeni engellemeye çalıştığı ifade özgürlüğünden korkmasıdır.

Ortaçağın Kilisesi de iktidarını kaybetmemek için özgür ruhlu insanların bozuk düzeni sorgulamalarının önüne geçmek için büyük maddi imkânlar ortaya koyarken aslında engellemeye çalıştığı ifade özgürlüğü idi. Prangalara hayır diyen insanların Kilise’ye karşı mücadelesinde ise en büyük silahları yine ifade özgürlüğüydü. İstense de engellenemeyecek bir hürriyet.

Alman-Türk ilişkilerinde yaşanan krizlerin ardı arkası kesilmiyor. Berlin, ifade ve basın özgürlüğünde direndikçe, Ankara, ilişkileri maalesef dibe vurmakta ısrarcı davranıyor. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan tarafından hazırlatıldığı iddia edilen gazetecilerle ilgili ‘kara liste’ skandalı sığınmacı mutabakatıyla pamuk ipliğine bağlı ikili ilişkileri sürekli kopma noktasına getiriyor. Muhalif Türk gazetecilere uygulanan zulümlerin ardından bu kez ise batılı gazeteciler hedefe alınmış durumda. İktidar hükümetinin ‘ajanlık’ yaftaları pazarcıların fiyat çığırtkanlıklarını geçince AB ve Almanya’nın tavrı gecikmedi. İfadeler netti.

Alman hükümetinden yapılan açıklamada “Federal hükümet, Türkiye’deki Alman gazetecilerin mesleklerini engelsiz biçimde icra etmelerini beklemektedir.” denildi. Avrupa Parlamentosu’nun Alman kökenli sosyal demokrat Başkanı Martin Schulz ise “Gazetecilerin isimlerinin yer aldığı listelerin demokrasilerde yeri yok.” tepkisinde bulundu. Batılı gazetecilerin Türkiye’ye girişlerinin engellenmesinden duyulan rahatsızlık Erdoğan’a yönelik uyarıları arttırdı.

İktidar ortakları ile muhalefet partileri basına yapılan engellemeler ve ‘kara liste’ konularında hemfikir. Yeşiller Partisi, Federal Meclis Başkanlığı’na başvurarak Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerinin meclis özel oturumunda tartışılmasını istedi. Önümüzdeki günlerde konu görüşülecek. Basın özgürlüğü kısıtlamaları haklı olarak Almanya’nın yine ana gündem maddesi haline gelecek. Türkiye’deki Zaman gazetesi kayyımlar aracılığıyla hükümet tarafından zorla ele geçirildikten sonra Berlin’deki büromuzu ziyaret eden Almanya Gazeteciler Birliği Başkanı Prof. Frank Überall, Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’e bir açık mektup yazarak kara liste olayını açıklığa kavuşturmasını istedi. Almanya-Türkiye Parlamentoları Dostluk Grubu Başkanı Michelle Müntefering de yapılanların demokrasiyle asla bağdaşmadığının altını çizdi. Diğer eleştirileri geçiyorum.

Oysaki ifade özgürlüğü bir demokratikleşme mücadelesidir. Bireyin kendisini geliştirmesinin de bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde düzenlenen ve Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’nin de temelini oluşturan ifade özgürlüğü hakkında şunlar deniliyor: “Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.”

Her gerçek demokrasinin dayandığı fert hürriyeti, siyasi hürriyetler ve hukukun üstünlüğü ilkeleri düşünce özgürlüğüyle savunulur ve basın hürriyeti ile de denetlenir. Kara şövalyelerin kara listeleri misali özgürlüğe karşı açılan savaş mağlup olmaya mahkûmdur. Her kişinin, insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanma ilkesine saygı duymak ise her kişinin değil er kişinin işidir. Türkiye’nin temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bugüne kadar imzaladığı uluslararası anlaşmalar iç hukuk ile AB denetiminin el ele yürümesini öngörüyor. Temel hak ve özgürlüklerin tanınarak, çoğulculuğun zeminini oluşturan ifade özgürlüğünün her birey açısından sağlanması zorunlu olmasına rağmen gazetecileri listeyle mahkûm etmeye çalışmak akıl kârı değil.

28.04.2016 18:17