TAKİP ET

IŞİD yapılanmaları ve terör belası

ABD dış politikasını şekillendiren jeostrateji uzmanlarından Zbigniew Brezinski, vaktiyle El Kaide eksenli şiddet politikaları yürüten Suriye/Irak merkezli terör örgütü IŞİD’in özellikle Kafkasya (öncelikle de Çeçenistan/Dağıstan) ve Orta Asya’da yayılma ihtimaline dikkat çekmiş ve örgütün kanlı eylemlerini bu bölgeler üzerinden de başlatabileceğini ifade etmişti.

Tahminleri doğru çıktı. İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yapılan korkak saldırıları gerçekleştirenlerin buralardan geldikleri tespit edildi.

IŞİD’in Afrika ayağındaki yapılanmalarını ise Nijerya’nın kuzeydoğusu üzerinden sürdürmesi bu örgütün otorite boşluğu olan alanlara ne denli hızlı biçimde yerleşebildiğini gösteriyor. Boko Haram’ın veya yine El Kaide bağlantılı Somali menşeli Eş-Şebab örgütünün biatları IŞİD’in kendisine sağladığı hareket alanları üzerinden yayılmacı politikalarını bırakmayacağına da işaret ediyor.

Yeri gelmişken söylemekte fayda var. IŞİD’in izlediği strateji Ortadoğu’da doğrudan Şiilerle çatışmayı öngörmüyor. Kendisine iktidar alanı oluşturmayı amaçlıyor. Irak/Suriye ekseninde Sünnilerin elinden alınan iktidar gücünü kazanmayı hedefleyen örgüt doğrudan mezhepsel çatışmayı hedeflemiyor. Örneğin bölgedeki Kürtlerin çoğunluğu Şafii mezhebine bağlı Sünni Müslümanlar. IŞİD’in en fazla savaştığı halk ise yine Kürtler.

Der Spiegel dergisi geçen yıl bu örgütün geçmişine dair önemli bir belge yayınlamıştı. Suriyeli muhalif bir gruptan elde edilen bir raporda IŞİD’in tüm yapılanmasının eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e bağlı Baas Partisi’nin istihbarat subaylarından biri tarafından planlandığı kaleme alınmıştı. Dini değil aşırı milliyetçi hedefleri olan bu subayın halktan daha fazla destek için dini kullandığı, bunun için de örgütün başına 2010 yılında radikal vaiz Ebubekir el Bağdadi’yi yerleştirdiğini söylemişti. Önemli bir ayrıntı.

Aynı dergi AK Parti hükümeti döneminde mülteci göçüyle Türkiye’de ‘uyuyan’ IŞİD hücreleri oluştuğunu yazdığı zamanlarda ise dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan ‘paralel’ suçlamalarıyla gerçekleri geçiştirmekle meşguldü. ABD, Almanya ve NATO’dan yapılan ciddi uyarılara rağmen. Terör o çirkin yüzünü gösterince neyse ki hükümetin stratejisi de değişti/ değişmek zorunda kaldı.

2012’den itibaren tam 3 yıl boyunca Türkiye’deki varlığına ses çıkarılmayan IŞİD, hücrelerini rahatça genişletti, ağ oluşturdu, koordine merkezlerinden eylemlerini planladı ve geniş bir terör altyapısı kurdu. Anadolu’yu lojistik merkezi olarak kullandı. Hâlbuki PKK nasıl terör örgütü olarak tanımlanıyorsa IŞİD’le de aynı biçimde mücadele edilmesi şarttı. Sonuçlar ortada: Suruç, Diyarbakır, Ankara, son olarak da İstanbul. Ülkede bir güvenlik zafiyeti olduğu aşikâr, ‘şu ülkede de oldu’ şeklinde kendini aklama çabaları kabul edilemez.

Gelelim Almanya’ya. Burada bir örgüt yapılanması söz konusu değil. Ciddi bir takip mevcut. Fakat iç istihbarat örgütü Verfassungsschutz’un bu hafta açıkladığı yeni istihbarat raporuna göre, 2015 yılının sonuna kadar Almanya’dan Ortadoğu’ya giden kişilerin sayısı 780’den fazla.

Öte yandan, yaptıkları ideolojik propagandalarıyla gençlerin radikalleşmesine sebep olan Selefilerin sayısı ise 8 bin 350 (2014’de 7 bin idi). Savaşmak için gidenlerin sayısındaki azalmalar çatışmalarda ölenlerin artmasına ve Suriye/Irak’taki hayat şartlarının zorlaşmasına bağlanıyor. İnsani yardım alanlarında yaşanan felaketlere dikkat çekiliyor. Gençlere bu yüzden savaşlara katılmak artık cazip gelmiyor. Fakat bu olumlu trende rağmen gençleri ve çocukları kazanmaya yönelik farklı platformlarda devam ettirilen propagandalar tüm hızıyla devam ediyor. Özellikle anne-babaların çok uyanık olmaları gerekiyor.

01.07.2016 23:40