TAKİP ET

Herkes şahit olsun ki iftiralar sineye çekilmeyecek

O enfes tabirle nefsi emmarenin esaret-i rezilesi altına giren yeşil soslu komitacı zihniyetlerin ve Almanya’daki uzantılarının iftira ve propagandalarını soranlara şunu diyoruz:

Biz hakiki medeniyeti istiyoruz, medeniyeti istemenin insaniyeti istemek olduğunu biliyoruz. Hürriyetsiz yaşamayacağımızı, hukuksuzlukları sineye çekmeyeceğimizi söylüyoruz. İnsanca yaşamanın kişiliksizce yaşamaktan daha onurlu olduğunu düşünüyoruz.

Bediüzzaman’ın dediği gibi “Eğer medeniyet (dedikleri) böyle haysiyet kırıcı tecavüzlere ve nifak verici iftiralara ve insafsızcasına intikam fikirlerine ve şeytancasına mugalâtalara (yanıltmacalara) ve diyanette laubalicesine hareketlere müsait bir zemin ise, herkes şahit olsun ki, (…) vahşet çadırlarını tercih ediyorum.” diyoruz.

Biz de makam, mevki, para-pul onların olsun diyor yollara koyuluyoruz. Çünkü özgür sözün susmayacağını, dünya malı için hakikatlerin feda edilmeyeceğini ifade ediyoruz.

Yaptıklarıyla ve savundukları ideolojiyle Habeşli bir köle ile Kureyşli bir efendi arasında bir üstünlük farkı oluşturanların durumları bir ibret vesikası olarak hemen karşımızda durunca kendi halimize şükrediyoruz.

İpleri ellerinde tutan zevatın yönlendirmeleriyle haysiyet kırıcı neşriyatlarla toplumun ahlakını sarsan, tüm insani değerlerin canına okuyan havuz medyasının haber adı altındaki propagandalarını okurken veya mağdur olan insanlarla ilgili kulağımıza gelen olayları dinlerken aklıma bazen şu meşhur hikâye geliyor: Kurdun biri bir dereden su içmekte olan kuzuya “Seni yiyeceğim!” der. Kuzu sebebini sorunca Kurt: “Sen benim suyumu bulandırıyorsun!” der. Kuzu ise gayet masumane şu cevabı verir: “İyi ama derenin üst başında duran sensin. Ben senin suyunu bulandırmam ki.” Bu cevap üzerine Kurt iyice küstahlaşır: “Sen geçen sene benim suyumu bulandırmamış mıydın?” Kuzu yine saf saf cevap verir: “Ben geçen sene daha dünyada yoktum.” Kurt iyice öfkelenir: “Öyleyse o senin babandı!” diyerek bir pençe darbesiyle kuzuyu parçalayıp, yer. İşte gelinen nokta bu.

Kütüphanemde İstanbul 6’nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin (DGM) 3 Mayıs 2000 tarihli kararıyla yasaklanan ve toplatılan bir kitap var, “Düşünceye Özgürlük”. IGMG ‘İnsan Hakları Masası’nın basıp ve dağıttığı bir kitap. Kemalist, sağ, sol, liberal, İslamcı kesimlerin yaşadıkları mağduriyetler anlatılıyor, düşünce özgürlüğü önündeki prangalar eleştiriliyor ve ABD gibi ülkelerden destek bildirileri de yer alıyor. Merak edenler alıp okuyabilirler. İncelediğim içeriklerden hareketle benim üzerinde durmak istediğim ise şu üç kişi: R. T. Erdoğan, Doğru Perinçek ve Abdurrahman Dilipak.

Dönemin İstanbul Belediye Başkanı Erdoğan’ın 1998 yılında Türk Ceza Yasası’nın 312. maddesine göre “suça kapalı tahrikten” yargılandığı belirtiliyor, ifade özgürlüğü mağduru olduğunun altı çiziliyor. Erdoğan adının altında İnsan Hakları Derneği eski Genel Başkanı Akın Birdal, Haydar Yıldırım (Ankara Mamak ÖDP İlçe Başkanı), gazeteciler Gülsüm Cengiz Akyüz ve Aydın Korkmaz gibi isimler de yer alıyor.

Bugün havuz medyasının müdavimlerinden Abdurrahman Dilipak’a “Günlük Akit” gazetesinde 13 Mart 1998 tarihli tek bir yazısından dolayı dava açıldığı, kendisinin DGM salonlarına mecbur edildiği anlatılıyor. Doğu Perinçek’in ise Ekim 1991 seçim döneminde TRT’de yayınlanan bir programda sarf ettiği “(…) Şimdi devlet en büyük terörist haline gelmiştir. Devlet illegalleşmiştir. Dağa adam kaldırıyor devlet kuvvetleri…Vedat Aydın…Sonra geliyor yolun kenarında kurşunluyor…Bakın elimde belgeler var. Yakala öldür emirleri var…” gibi sözlerinden dolayı ağır hapis cezası aldığı hatırlatılıyor.

Gelelim günümüze. Yukarıda bahsi geçen bu üç ismin bugünkü konuşmalarını dinlediğinizde ne dikkatinizi çekiyor? Düşüncelerini içlerinden geldiği gibi açıklayan farklı görüşlerdeki insanlara hiçbir yerde hayat hakkı tanımadıkları gibi parti devleti tarafından durdurulmalarını ve her alanda ‘yok edilmelerini’ emrediyorlar, savunuyorlar, alkışlıyorlar. ‘Ak kaplı’ listelerin ‘kara kaplı’ gazeteleri ve televizyonlarıyla alenen cadı avı yapılıyor ve gerek Anayasa gerekse İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ayaklar altına alınıyor.

Biz gazeteciler ise tüm baskı ve zorluklara rağmen kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz, bundan emin olabilirsiniz. Sırtını güce dayayanların olanca ciddiyetiyle oynadıkları hukuk maskaralıklarına hem gülmeye devam edeceğiz hem de iflah olmaz zulümlerini evrensel hukuk terazisinde yargılatacağız.

14.06.2016 16:31