TAKİP ET

G20’nin rüşvet konulu oturumunda kayyum zorbalığı gündeme taşınacak 

İlki 2008 yılında düzenlenen G20’nin 10’uncu zirvesine 15-16 Kasım tarihleri arasında ev sahipliği yapacak Türkiye dönem başkanlığını 1 Aralık 2015 tarihinde devredecek.

Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun zirve öncesinde yaptıkları açıklamalara bakacak olursak ikilinin mevcut platformu da bir siyasi istismar malzemesi olarak kullanacağı izlenimi güçleniyor.

Vatandaşa yönelik verilmesi kuvvetle muhtemel ‘işte süper güç olma buna denir’ mesajlarını geçiyorum. Suriyeli sığınmacı akınının Avrupa’ya ulaşması AK Parti hükümetinin iflas eden dış politikasına tam anlamıyla ‘can simidi’ oldu. Eli güçlendi, pazarlık gücü arttı. İcra memuru kapıdan döndü, iflas sonrası mallarına el konulmadan umulmayan bir yerden gelen kredi ile kurtuldu.

Demokrasi ve özgürlüklerle yönetilen ülkelerde ‘süper güç’ denince akla iki nokta gelir: Uluslararası rekabete dayanıklı ihracat gücüne sahip bir ekonomi ve temel insan haklarının, ifade ve basın özgürlüğünün güvence altında olduğu bir devlet sistemi. Türkiye’de bunlardan hangisinden bahsedilebilir ki?

G20 ekonomi ağırlıklı bir oluşum olduğuna göre ekonomi soruları üzerinden bazı temel sorunları irdelemeye çalışalım. AB’ye üye güçlü ekonomilerin de katıldığını göz önünde bulundurarak Avrupa kriterleri bağlamında soralım:

-Türkiye’nin enflasyon oranının, bir önceki yılda en düşük oranı kaydeden üç AB ülkesinin enflasyon oranlarından farkı yüzde 1,5 daha yüksek olmadı mı? Oldu.

-Dış borç yüksek mi? Yüksek.

-Faiz oranının, bir önceki yıla göre en düşük enflasyona sahip üç AB ülkesindeki faiz oranlarından farkı yüzde 2’den yüksek değil mi? Yüksek.

-Son 10 yılda daha fazla sosyal uyum barındıran, daha fazla ve daha iyi iş imkânları sağlayan bir ekonomi mi var? Yok.

-Demokratik dünyanın öngördüğü yasaları uygulama ve yönetme becerisine sahip bir kamu idaresi mi var? Yok. Örnekler çoğaltılabilir. Sonuç olarak ekonomi alanında durumlar pek de iç açıcı değil.

Gelelim basın ve ifade özgürlüğü meselesine. Bilindiği üzere Koza-İpek grubuna kayyum atanmasıyla grubun bünyesinde bulunan televizyon kanalları ve gazetelere zorla el konulmasının ardından hükümet destekçisi havuz medyası içinden Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV gibi medya kuruluşlarına da kayyum atanması talepleri yapılıyor. Bunun için özellikle G20 zirvesinde bu konunun da gündeme getirilmesi gereklidir. Kendileriyle görüştüğümüz hükümet yetkilileri bunun yapılacağı yönünde sinyaller verdiler. Hükümet heyeti içinden bir temsilcinin “Rüşvet konularının görüşüleceği bir oturumda dolaylı olarak da olsa Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili gelişmeler de konuşulacak.” demesi kayyum gaspının gündeme taşınacağını gösteriyor.

Ayrıca Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü de “Alman Federal hükümeti, Türkiye’de basın özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmektedir.” uyarısı yaptı. Hükümet sözcülüğü, basın ve ifade özgürlüğünün Alman dış politikasının değerleri arasında yer aldığının altını çizerek “Değerler sorusu Alman dış politikasının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.” göndermesinde bulundu.

Federal Meclis Başkan vekili Claudia Roth ise, “Artık son yaşanan kayyum olaylarıyla ilgili eleştirilerde son noktaya ulaştık. Bunun için de Erdoğan karşısında eleştirisel duruş sergilenmesi ve özgüvenle durulması lazım.” diyerek ‘dik durun’ çağrısında bulundu.

Güçlü bir ekonomi olabilmenin tek yolu özgürlüklerden geçer. Başbakan Angela Merkel’in geçen haftaki sözünü hatırlayalım: “Gazetelerin bir partinin nasıl megafonu sefilliğine dönüştüğünü çok iyi hatırlıyorum…Özgür söz ebediyen kendisini baskı altına aldırmaz. Baskılar hiçbir zaman bunu başaramadı…Basın özgürlüğü her zaman kendine bir yol buluyor, her zaman korkutmalar karşısında yılmayan cesaretli insanlar bulunuyor…Basın özgürlüğü ve medyada çoğulculuk kendi içinde kıymetli değerlerdir.”

10.11.2015 17:14