TAKİP ET

CDU ve CSU birbirinden ayrılabilir 

“AB dış sınırlarının korunması” ve “sığınmacıların kaçış yollarıyla mücadele”. Başbakan Angela Merkel, sığınmacı politikalarının bu iki ana kolon üzerine inşa edilmesi talimatını verince, Suriyeli/Iraklı sığınmacı meselesinde izlenecek yol haritası sadece belirlenmekle kalmadı, mevcut bakış açısı Alman devlet politikasına dönüştü.

2015 Ekim’de sığınmacı politikalarının bizzat kendisi tarafından koordine edilmesi için harekete geçen Başbakan, yetkileri İçişleri Bakanı’nın elinden alarak Başmüsteşarı’na bağladıktan sonra eline aldığı ipleri bir daha da bırakmadı.

Türkiye üzerinden ülkeye yapılan göçlerin engellenememesini fırsat bilen Bavyera merkezli küçük ortak Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU ise o günden bugüne şahsını hedef aldı. Popülist çıkışlar hâlâ daha devam ediyor.

CDU ile CSU’yu yol ayırımına getiren gelişmelerden hareketle tezim şu: CDU/CSU koalisyon ittifakı uzun vadede birbirinden ayrılabilir. Sadece bir eyaleti temsil eden ve oyu yüzde 7,5’i geçemeyen CSU tamamen lokalize edilerek Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi CDU yoluna tek başına devam edebilir. İkili arasında yaşanan bazı olayları sıralayalım:

1- CSU Genel Başkanı ve Bavyera Eyaleti Başbakanı Horst Seehofer, 4 Şubat 2016’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Moskova’da bir araya gelecek. Bardağı taşıran bir hamle. Federal hükümet ile Eyalet Hükümetleri arasındaki yetki paylaşımları yasalarla açık ve net biçimde ortada. Eyaletlerin dış ülke seyahatleri, dolayısıyla eyalet başbakanlarının dış politika gezileri ekonomi ve kültür politikalarıyla sınırlandırılıyor. Bu alanlarda özerkliğe sahip Seehofer’in Almanya dışişleri bakanı gibi davranması kabul edilemez bulunuyor.

2- Aynı Seehofer yetkisi olmamasına rağmen uzun zamandan beri Alman hükümetinin aksine AB’nin Rusya’ya ekonomik yaptırımları kaldırmasını talep ediyor. 1 Şubat 2016 tarihinde Berlin’de Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko ile bir araya gelen Merkel, ortak basın toplantısında “AB tarafından Rusya’ya uygulanan yaptırımların kaldırılması Minsk Anlaşması’nın yerine getirilmesine bağlıdır.” diyerek Seehofer’in de içinde olduğu muhaliflere bir kez daha restini çekti.

3- Seehofer, geçen hafta Merkel’i açıkça tehdit ederek Almanya tarihinde bir ilke imza attı. Federal Hükümet’e yazdığı mektubunda, “Merkel’in sığınmacı politikalarından geri adım atmaması durumunda gerektiği takdirde Federal Anayasa Mahkemesi’nde dava açma” tehdidinde bulunması gerginliklere yol açtı. Kendisi de hükümetin içinde olan CSU’nun tavrı ipleri koparma noktasına getirdi. Merkel’in karşılığı “Hükümetin sığınmacı politikaları AB ve uluslararası hukuka uygundur.” oldu. İçeride kaynayan cadı kazanını içte birlik hamleleriyle söndüren Başbakan, CSU’yu yalnızlaştırmayı başardı.

4- CSU, tam anlamıyla boyundan büyük işlere kalkıştı. Kasım 2015’de düzenlenen CSU Parti Kurultayı’nda delegelerin karşısında Merkel’i sahnede bekletip yanındaki kürsüden laf sokmak suretiyle aşağılamaya çalışan Seehofer’in stratejisi geri tepti. Sosyal Demokratların ve Yeşiller’in Merkel’e verdiği destek sırtını güçlendirdi. Sığınmacı akınıyla afallayan CDU tabanının Merkel’i indirebileceği hesabı tutmadı.

5- 2005, 2009 ve 2013 Federal seçimlerinde CDU ve CSU’nun aldıkları oy oranları şöyle: CDU yüzde 27,8, 27,3, 34,1; CSU 7,4, 6,5, 7,4. Bu rakamlardan hareketle CSU, CDU için asla kopulamayacak önemde bir partner değil. Siyasette dengeler hızla değişiyor. Uzun vadede CDU ve CSU birbirinden ayrılabilir. Örneğin Yeşiller Partili Baden-Württemberg Eyaleti Başbakanı Winfried Kretschmann’ın “Merkel ile ilgili kati olan bir husus var. Kendisi kriz menajeri olarak gerekli tecrübeye sahip. Düşerse AB’de hangi mevkidaşı Avrupa’yı bir arada tutabilecek? Bu enginliğe sahip kimse bulunmuyor. Bu yüzden Başbakanının sağlıklı kalması için her gün dua ediyorum.” ifadeleri bir kırılmanın işaretidir. CDU, uzun vadede SPD’yle tek başına veya Yeşillerin partnerliğinde yeni bir opsiyona yeşil ışık yakabilir.

02.02.2016 16:15