TAKİP ET

Bir telefonla gazeteci engelleyenler ve Merkel’in İstanbul ziyareti 

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sayın Başbakan Davutoğlu’na kısa bir cevap vermem gerekiyor. Bir gazetecinin soracağı bir sorudan insan bu kadar mı korkar yahu? 

Türkiye’deki Alman Büyükelçiliği’ne telefon ettirerek ‘vatandaşınız da olsa bu kişiyi almıyoruz’ demek suretiyle ülkesinde gazeteci olarak çalıştığım Başbakan Angela Merkel’i İstanbul ziyaretinde takip etmemi engellemeniz bir kez daha şunu gösterdi ki bir kaleme dahi müsamaha gösteremeyen sizlerle elbette ki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ve Başbakanlık Konutu’nda karşılaşacağız, ola ki Almanya’ya gelebilirseniz (stadyumlara değil ama). Lütfen bir kenara not ettiriniz.

Aslında farklı bir konuya değinmek niyetindeydim fakat Türkiye’ye artık gidemeyeceğim için kendim değil de farklı isimler üzerinden görüşlerimi ve çağrılarımı sizlerle paylaşayım. Ben susayım onlar konuşsunlar. Elbet bize de sıra gelecektir.

Sosyal Demokrat Parti Federal Meclis milletvekili ve Almanya-Türkiye Parlamentoları Dostluk Grubu Başkanı Michelle Müntefering: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı anayasa, tarafsızlık pozisyonuyla görevlendiriyor. Türkiye’ye geniş tavizler verilmemesi konusunda uyarıyorum. Bizim çıkarlarımız seçim kampanyasına yardım olmamalıdır. Mevzu bahis olan Türkiye’nin geleceğidir. Bunu da belirleyecek Türk halkının kendisidir. Erdoğan, 7 Haziran’daki seçim sonuçlarına rağmen kendi başkanlık sistemini inşa etmek için çalışıyor. Türkiye’de güvenlik, demokrasi ve basın özgürlüğü eksikliği var.”

Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi Federal Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü Jürgen Hardt: “Hukuk devleti demek hukukun tüm yurttaşlar için teminat altında olması demektir. Vatandaşların hukuk ihlallerine karşı kendilerini müdafaa edebilmeleri gerekir. Türkiye’deki hukuk devleti anlayışı Almanya ve Fransa’dakinden farklı.”

Federal Meclis Başkan vekili ve Yeşiller Partisi milletvekili Claudia Roth: “Son seçimlerden istediğini elde edemeyen Erdoğan, Türkiye’yi seçimlerle karşı karşıya bıraktı. Seçimleri kazanmak için her araç kutsanıyor, yeter ki hükümdarlık için başarıya götürsün. Türkiye, AKP tarafından otokrasiye dönüştürülüyor. Basın özgürlüğü parmaklıklar ardında, gazeteler yasaklanıyor, televizyon kanalları kapatılıyor, gazeteciler tutuklanıyor. Bu durumda nasıl adil özgür seçimler yapılacak ki! Erdoğan, iç siyasete karışıyor, siyasi rakiplerini kriminalize ediyor, toplumu biz ve o düşmanlar diye ayrıştırıyor. Lütfen dramatik ayrıştırmaları, propagandalarını açıkça eleştiriniz. Kendisinin seçim propagandasına ortak olmayınız. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve insan haklarının korunması için saygı gösteriniz.”

Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi Federal Meclis milletvekili Roderich Kiesewetter: “Başbakan Merkel bu hafta sonu kendi ülkesinde siyasi propaganda yolunu seçen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bu yoldan dönmesini ve kendi halkını terörize etmeyi bırakmasını ve uluslararası yargı kararlarına uymasını isteyecek. Erdoğan’ın sığınmacılarla ilgili talep ettiği ‘güvenli ülke’ statüsü AB yönünde atılan bir adım olarak da görülebilir. Ancak bunun iç siyasette istismar edilmesi durumunda ise ilişkiler zehirlenir.”

SPD Federal Meclis milletvekili ve Türkiye Koordinatörü Dietmar Nietan: “Toplumdaki kin ve şiddetin bitirilmesi noktasında ana sorumluluk Cumhurbaşkanındadır. Fakat kendisi kaosla seçim sonuçlarını değiştirebileceğini düşünüyor, insanların bu şekilde başka bir seçim sonucu için harekete geçirilmesinin sağlanabileceğine inanıyor.  Cumhurbaşkanının görevi nefret saçmak ve komplo teorileri üretmek olmamalı. Halkı barıştıracağına bundan medet umuyor. Bu kabul edilemez. Devlet eliyle basın özgürlüğü ihlalleri yapılıyor, muhalif basın susturuluyor. Bakalım o zaman Türkiye AB hukukunu nasıl mevzuatına alacak. Çok merak ediyorum. Şu anda Türkiye’de bunun tam tersi yapılıyor.”

16.10.2015 16:26