TAKİP ET

Angela Merkel ve kalifiye Suriyeliler efsanesi  

“Alman durup dururken 1 milyon sığınmacıyı ülkeye almaz” veya “seçtikleri insanlar kalifiye ve akademisyenlerden oluşuyor” şeklindeki ‘kesin hükümler’ sizlere de tanıdık geliyordur. Uzun zamandır şahit olduğum bu önermelerin gerçeklerle bağdaşıp bağdaşmadığını araştırmak istedim. Komplo teorileri meraklılarına maalesef iyi haberler veremeyeceğim. 

Sığınmacılarla ilgili ortaya konan somut verilere bakmakta fayda var. Almanya Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre ülkede kayıt altına alınan yetişkin sığınmacıların yüzde 62’sinin ne bir üniversite eğitimi var ne de herhangi bir meslek eğitimi diploması.  Hatta yüzde 23,3’ü hayatında ya hiç okula gitmemiş ya da 5 yıldan az bir ilkokul eğitimi almış. Almanya’ya yerleştikten sonra çalışanların oranı sadece yüzde 36,5. Bunların ise sadece yarısı tam gün işlerinde istihdam ediliyor.

Devam edelim: Alman Ekonomi Enstitüsü’nün açıkladığı diğer bir araştırmada da Suriye, Afganistan, Irak ve Eritre’den gelen sığınmacıların yaklaşık yüzde 44’ünün ‘basit’ işlerde çalıştıklarına dikkat çekiliyor. Akademisyen olanların sayısı yüzde 7’den biraz fazla.

Elbette ki Almanya’nın göçmen göçüne ihtiyacı var. Ülke nüfusu 20 ila 64 yaşları arasındaki çalışan sayısı baz alındığında 2035’de 10,5 milyon azalacak. Yılda yarım milyon kişi demek. Ciddi bir rakam. Şu anki nüfus ise 81,1 milyon. 2008 yılında 82 milyon olan nüfusun 8 yıl sonra mevcut rakama gerilemesi öncellikle çalışana ihtiyacı olan Alman işletmelerini endişelendiriyor. 2013 yılında Almanya’ya yapılan 1,2 milyon yabancı göçü ufak bir rahatlatma yaşatsa da yeterli olmadı. Bugün Almanya nüfusunun 7,6 milyonluk kısmı göçmenlerden oluşuyor. Bu rakam nüfusun yüzde 20,5’ine tekabül ediyor. En kalabalık grup ise yine 1,5 milyon ile Türkler. İkinci sırada ise 600 bin ile Polonyalılar yer alıyor.

Şu veriler de göçün olması gerektiğini gösteriyor: 5 yıl içinde Alman şirketlerinin yüzde 6,8 diplomasız işçiye, yüzde 44,5 akademisyene, yüzde 41,2 meslek eğitimi diploması olan çalışana ihtiyacı olacak. Sanayide çalışacak 74 bin 100 kişi, sağlık sektöründe ise 19 bin 300 çalışan aranıyor. 2012-2015 yılları arasında kalifiye iş gücü oranı yabancılarda yüzde 16 artarken Almanlarda ise yüzde 0,1 geriledi. Akademisyen yabancı oranı yüzde 36,6, yabancı sağlık uzmanı oranı ise yüzde 27,9 arttı.

Yukarıdaki rakamlardan hareketle Almanya’nın Suriye, Irak ve Afganistan gibi ülkelerden kalifiye mülteci alımı yaptığını iddia etmek doğru değil. Bir kere adı geçen ülkelerin hiçbirinde sanayi diye bir şey zaten yok. Eritre’nin de içinde bulunduğu bu dört ülkeden gelen akademisyen sayısı 2015 rakamlarına göre sadece 300.

Merkel’in işi zor. “Bana güvenin” sloganının içeriğinin ne olduğunu kendisine neden güvenilmesi gerektiğini veya krizin aşılmasını nasıl sağlayacağını gerçek anlamda kendisinden başka bilenin olmadığını söylesek yanlış olmaz. Almanlara, göçmenlere ve tüm Avrupalılara mesajlarını yukarıdaki talep ile yapıyor. Hedefine ulaşması için Türkiye’nin desteğine ihtiyacı var. 7 Mart 2016’da Türkiye’yle AB devlet ve hükümet başkanları düzeyinde yapılması planlanan AB-Türkiye zirvesinin aciliyet arz ettiğini söylemesi AB ülkeleri arasında yaşanan krizin ne denli derin olduğunu da açık biçimde gösteriyor.

Hülasa tüm bu tespitlerden sonra şu sonuçları çıkarabiliriz: Mülteci seçiminde tek kriter iddia edildiği gibi iş piyasasındaki açık ve nüfus azalması değil. Değişen uluslararası dengelerin yol açtığı bazı mecburiyetler var. Türkiye yıllardır sığınmacı alırken uzaktan bakan hükümetin bu ani değişiminin arkasında komplolar aramamak lazım. Tek nedenin insani yardım olduğunu iddia etmek de doğru olmaz. Ortada reel bir problem var, Almanya da buna kayıtsız kalamadı. Şartlar ‘kabul politikalarını’ gerektirdi. Tek çözümlü bir denklemin olmadığı aşikâr.

01.03.2016 18:48