TAKİP ET

Almanya’nın sığınmacı politikaları niye değişiyor? 

Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Almanya Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere ve Sosyal Demokrat Partili (SPD) Federal Çalışma Bakanı Andrea Nahles bu yılın mayıs ayı içinde yeni uyum yasasını Federal Kabine’ye başkanlık eden Angela Merkel ve yardımcısı Sigmar Gabriel’e sunacaklar.

Yasa öncelikli olarak Suriyeli sığınmacıları ilgilendiriyor. Devletin sunduğu dil, meslek eğitimi ve istihdam yeri hizmetlerinden yararlanmayı reddeden sığınmacılar ve iltica talepleri kabul edilmiş mültecilere mali yardım kesintileri veya oturum müsaadelerine süresiz statüsü verilmemesi gibi yaptırımlar öngörülüyor. Çalışmadığı halde bulunduğu yerden ayrılıp Almanya’nın farklı bir bölgesine göç edenlerin Hartz IV sosyal yardımlarının tamamen kesilecek olması ağır bir cezalandırma olarak dikkat çekiyor.

Yeni bir uyum yasasına neden gerek duyulduğu ise Bakan de Maiziere’nin şu itirafında saklı: “Sığınmacılar ile ilgili sorularda toplumumuzda birlik yok.” Bunun anlamı ise şu: Sığınmacılara karşı çıkan milyonları ikna edemiyoruz. Büyük koalisyonu oluşturan iki büyük ortağın tabanda kaybettiği oylar Merkel-Gabriel ikilisini toplumun büyük bir kesiminin desteklediği sert politikalara itiyor. Ayrıca Türkiye’yle hâlâ devam ettirilen mülteci pazarlıklarına duyulan kuşkular ülkeye yerleşen mültecilere sadece devletin gösterdiği yerde mecburi ikamet şartı gibi uygulamalarla giderilmeye çalışılıyor.

“Almanya için Alternatif” (AfD) isimli popülist partinin sığınmacılar konusunu kullanarak 13 Mart 2016’da 3 eyalette yapılan seçimlerde iki haneli başarılar elde etmesi siyasi dengelerin değişmesine neden oldu. Bunun doğal olarak yansıması da ‘sert politikalarla kitleleri kazanma stratejisine dönüş’ oldu. Ülke tarihinde bununla ilgili çok sayıda örnek var.

Üzerinde durulması gereken sorular şunlar: Eğer ortada bir uyum sorunu varsa -ki 1 milyon sığınmacı daha Almanya’ya yeni yerleşti- problemin kaynağı mültecilerin entegrasyona karşı olmaları mı, yoksa kendilerine yeterli sayıda kalifikasyon imkanı sağlanmamasından mı kaynaklanıyor?

Belli bir yerde ikamete zorlanan ve özellikle büyük şehirlere taşınmalarına izin verilmeyecek mültecilere kaldıkları yerlerde daha geniş imkânlar sunulması gerekmez mi? Her mültecinin temel hedefi büyük şehirlere mi akın etmek? Sert yaptırımlarla mı, uyumu teşvik edici hizmetlerle mi uyum hakiki manada sağlanabilir? Yasa yürürlüğe girince cevaplar da netlik kazanacak. Soruları bir kenara not etmekte fayda var.

İçişleri Bakanı de Maiziere ise kararlı: “Gettolar istemiyoruz, sosyal risklerin bir yerde yoğunlaşmasını istemiyoruz. Bu yüzden de iltica başvurusu kabul edilmiş sığınmacılar için de kuralar getirmek istiyoruz. Çalışmadan geçimini sosyal yardımlarla sağlayan sığınmacıların kendilerinin değil devletin kendileri için doğru bulduğu bir yerde yaşama zorunluluğu var. Çalışmadığı halde bulunduğu yerden ayrılanlara Hartz IV yardımları yapılmayacak.”

Sığınmacılara sağlanan dil kursları, ev gibi barınma imkânları ve sosyal yardımların karşılığında devletin beklentileri olduğunu söyleyen Bakan “Tüm bu imkânların karşılığında beklentilerimiz var. Bunlar kanunlarımıza ve birlikte yaşamı şekillendiren temel kurallarımıza riayet edilmesi ve uyum sağlamak için çaba sarf edilmesidir.” diyor.

Peki, yabancı ülke vatandaşları için yürürlükte olan yasa zaten uyum kurslarına katılmayanlara para cezalarından oturum müsaadelerini uzatmamaya kadar yaptırımlar öngörürken yeni yasa niye? Cevabı net: CDU ve SPD’nin erimesinin önüne geçmek. Mayıs ayı içinde Merkel-Gabriel ikilisine sunulacak sertleştirilmiş mülteci yasası koalisyon ortakları için adeta bir can simidi olacak.

29.03.2016 17:02