TAKİP ET

Almanya’da yetişenlere Türkiye’yi anlama kılavuzu: Hannah Arendt 

Almanya’da doğup büyüyen veya küçük yaşlarda gelmek suretiyle eğitimini ve sosyalizasyonunu bu ülkede tamamlayan birçok okurumuzun Türkiye’nin iç siyasetinde yaşananları tam olarak kavramakta zorluk çektiğini gözlemliyoruz.

Haklılar. Ütopik bir gelecek vaadi ve gayri kanuni metotlarla güçlendirilmeye çalışılan bir ideolojinin anlaşılabilmesi için batı Avrupa’daki okul ve üniversitelerde öğretilen bir modelin kullanılması daha doğru olabilir.

Yaşadığı olayları geçmişin siyasi tarihiyle kıyaslayıp sistematik analizlere tabi tutan ünlü siyaset bilimci ve düşünür Hannah Arendt tarafından kaleme alınan totalitarizm konulu eserlere bakılmalıdır. Türkiye’deki iktidar hükümetinin devam ettirdiği hukuksuzlukları anlamak için bir kılavuz görevi görebilir.

Latincede “Totus” kelimesi tüm, bütün anlamına gelir. Arendt’in bahsettiği totalitarizmde bireysel özgürlükler tamamen devlet kontrolünde olup, tüm yetkiler tek bir partinin mutlak egemenliğindedir. Siyasi, ekonomik, toplumsal faaliyetlerin tümü devleti kendi elemanlarıyla dolduran rejimin tahakkümü altındadır.

Arendt’in kullandığı iki kavram siyaset teorisinin temelini teşkil eder: tehdit ve yok etme. Buna göre, özgür iradeleriyle bir araya gelen insanların karşısına bu zorba rejim “eylem konsepti” çıkararak tehditler yağdırır. Kendisinin yanında olmayanı düşman ilan eder ve tamamen bitirme planıyla her türlü yola başvurur. Bu rejimin başındaki kişi herkesi obje olarak görür ve hedefe ulaşılması için gerekirse şiddete dahi başvurulmasına meşru bakar. Toplumdaki çoğulculuk sadece birer tehdittir. Toplulukları algılarla yönetmek ise asli bir stratejidir. Bunlar size tanıdık geldi mi?

Devam edelim: Hannah Arendt’e göre güç “birçok iradi dürtünün mutabakatıdır”. Arendt’e göre gerçek güç sadece oy verilen anda oluşur. Seçilenin kendisini ‘mutlak irade’ olarak ilan etmesi sadece bir metafordan ibarettir. Doğrusu, seçilenin yalnızca kendisini seçen topluluktan aldığı kendileri adına konuşma yetkisidir. Yani gücü temsil eden yöneten değildir.

Bu siyasal sistemde toplum hükümet ideolojisi içinde parti plan ve programına tabidir, özgürlüğü elinden alınan bireyler kontrol altındadır.

Bunlardan hareketle Türkiye’de yaşananları alt alta yazarak şu basit soruyu soralım: Sadece kendi çıkarları için toplumu düşman kategorileriyle bölen, sadece kendisini yönetmeye ehil gören, tüm iletişim araçlarını kendi hâkimiyeti altına almak için değişik planlar uygulayan, ekonomiyi denetime tabi tutan, sistemli baskınlarla ‘terör havası’ estiren kim? Hangi ideoloji?

Yine Arendt’e göre totalitarizm ideolojisini benimseyen rejimler kendi yasalarını vatandaşlarına dayatmak için sembollerden ve dilden faydalanırlar. Kullanılan semboller (devasa portreler, bayrak istismarları) ve dil (kin, nefret körükleyici söylemler) kendi dünya görüşünü zorla kabul ettirme (Indoktrination) fonksiyonu gören stratejik unsurlardır.

Sembol ve dili dizayn eden toplum mühendisleri ise bu rejimlerin gizli yapılarının bünyesinde belirlenir. Hannah Arendt bu gizli yapıyı şöyle tarif eder: Rejim kendisine gizli yapıları örnek alır. İlham kaynağıdır. Partinin iç yapısı incelendiğinde bu gizli yapılarla gözle görülür benzerlikler göze çarpar. İçeride bulunmayan ebedi düşman olarak görülür. Herkes ise içeride bulunamaz.

“Bu ideolojiden insan aklı korunmalıdır.” sözü Arendt’in çaresiz kaldığının da bir göstergesidir aslında. Arendt totaliter rejimi destekleyenleri tarif ederken 3’lü ayırıma gider. Elitler, üyeler ve sempatizanlar. Elitler, parti rejimine körü körüne bağlı olanlardır. Üyeler rejimi desteklemelerine rağmen, yerine getirmekle yükümlü oldukları şiddet eylemlerini uygulamada zaman zaman tereddütte düşen kişilerden müteşekkil bir topluluktur. Sempatizanlar ise rejime ılımlı yaklaşanlardır.

Grup, zulüm karşısında bile “bunlar (partililer) konuşulması gereken kişilerdir, normal insanlardır” diyenlerden oluşur. Totaliter rejimlerde iç ve dış yapılar arasında ise geçişkenlikler söz konusudur. Arendt bunu ise “rejim hareketinin soğan strüktürleri” kavramıyla açıklar. Soydukça farklı tabakaya girilir. Sürece bir de bu gözlükle bakmaya ne dersiniz?

22.09.2015 17:29