TAKİP ET

Almanya ve AB referandumu

Derin bir krizle mücadele eden Avrupa Birliği 3 bloktan meydana geliyor. Almanya’nın içinde bulunduğu kuzey bloku, Fransa’nın yer aldığı güney bloku ve doğu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu blok.

Resmi olarak açıklanmasa da Birliğin öncülüğünü kuzey bloku yapıyor. En güçlü ekonomiye sahip Almanya’nın içinde bulunduğu grubun en önemli ülkesi ise (ikinci büyük ekonomi) İngiltere. Berlin sahip olduğu etkenliğe rağmen Paris’i de ihmal etmiyor, üzerinde titizlikle durduğu bu denge politikalarıyla aslında AB’nin yönetiminde kaptan koltuğunda yer alıyor.

23 Haziran 2016’de İngiltere’de yapılacak referandumun AB’den ayrılma yönünde sonuçlanması durumunda Brüksel merkezli güç dengelerinin Almanya’nın lehine dönüşecek olması yine de Berlin’i mutlu etmiyor. Çünkü Almanya, kuzey blokunun zayıflaması durumunda kendisine ağır yüklerin düşeceğini biliyor.

Biraz daha açalım: Almanya, Nazi dönemiyle hesaplaşmış olan bir ülke olmasına rağmen bazı tabuları hâlâ daha aşmış değil. “Führungsmacht” (öncü güç) kelimesi eski karanlık dönemi hatırlatıyor, hiçbir komşu ülkenin Almanya’yı AB’yi tek başına yöneten güç olarak görmek istemediği de sır değil. Gerçi Alman Hükümeti içinde bu konuda özellikle son zamanlarda bazı söylem değişiklikleri yapılsa da yine de dikkatli ifadeler kullanılıyor.

Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Federal Savunma Bakanı Ursula von der Leyen’in “Avrupa’nın ortasından yönetmek” (Führen von der Mitte) çıkışları Sosyal Demokrat Partili (SPD) Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier tarafından “dış politikada sorumluluk” söylemiyle dengeleniyor. Steinmeier’in konuşmalarında “yönetmek” ifadesini bulamazsınız. Dolayısıyla Almanya AB’de çok dominant bir güç olmak, tek başına tüm sorumlulukları üstelenmek istemiyor. Hegemonya politikalarının ağır mali külfetlere de yol açacağını hesaplıyor. ABD örneği ortada.

İngiltere’nin AB’den ayrılmamasını isteyen ve bu konuda ciddi uyarılar yapan Almanya’nın çok yönlü politikaları kendisini güçlü kılıyor, hareket alanını genişletiyor. Örneğin tarihi geçmişin de etkisiyle sıkı işbirliği içinde olduğu güney bloku üyesi Fransa’yla ve doğu Avrupa ülkelerinin öncü ülkesi olan Polonya ile Başbakanlar düzeyinde Hükümetler arası Yüksek Düzeyli Konsültasyon görüşmeleri sürdürüyor. Fakat Fransa’nın tarihi sebeplerden dolayı mesafeli durduğu İngiltere’yle başta ekonomi olmak üzere güvenlik ve dış politika alanlarında ilişkilerini üst düzeyde tutuyor. Şu ayrıntının da unutulmaması gerekir: AB içinde olmayan İngiltere’den boşalacak Brüksel’deki koltukların çoğu Almanya tarafından doldurulacak olsa da Berlin AB bütçesine daha fazla mali aktarım yapmak da zorunda kalacak. Bu ise istenmiyor.

Gelelim AB’den ayrılma durumundaki risklere. Federal Toptancılar, Dış Ticaret ve Hizmet Sektörü İşletmeleri Birliği Başkanı Anton F. Börner taşı gediğine oturtuyor: “İngilizlerin gayri safi milli hâsılası (GMH) 2,5 trilyon Euro’nun üzerinde olmasına karşılık AB’nin 12 trilyon Euro’luk GMH’sı karşısında düşük kalıyor. Yani Avrupa ekonomik gücünün sadece yüzde 15’ini kaybedecekken, İngiltere’nin ekonomik gücü yüzde 85 azalacak.” Kaldı ki İngiltere Almanya için 2015 yılı verilerine göre 89 milyar Euro hacimle üçüncü büyük ticaret ortağı. Ayrıca İngiltere’de bulunan 2 bin 500’den fazla Alman şirketi bu ülkede yaklaşık 370 bin kişiye istihdam yeri sağlıyor. Almanya’da da yaklaşık 3 bin İngiliz şirketi bulunuyor. Almanya’nın yatırımlarının hacmi 2014’e göre yaklaşık 121 milyar Euro, İngilizlerin ise Almanya’daki yatırımları 49 milyar Euro. Tüm bu faktörleri dikkate aldığınızda Berlin’in neden endişeli olduğu açıkça görülüyor.

22.06.2016 13:34