TAKİP ET

Almanya-Türkiye Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısı ne getirecek? 

İlki 22 Ocak 2016 tarihinde Berlin’de düzenlenecek olan Almanya-Türkiye Hükümetlerarası Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısında ikili ilişkilerin yanı sıra AB-Türkiye ilişkileri değerlendirilecek. Bir ay sonra ise aynı toplantı Türkiye ve Yunanistan arasında İzmir’de yapılacak.

Başbakanların başkanlık edeceği konsültasyon görüşmelerine içişleri, dışişleri, ekonomi ve savunma bakanları da katılacak. Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere yeni bir ivme kazandırması beklenen Almanya-Türkiye Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin ana gündem maddesi başta Suriyeli ve Iraklı sığınmacıların Avrupa’ya geçişlerinin engellenmesi ve bunun karşılığında ise Türkiye’ye sağlanacak 3 milyar Euro hacmindeki finansman olacak.

22 Ocak 2016’daki görüşmelerde İstanbul Sultanahmet’te 10 Alman turistin katledildiği canlı bombalı terör saldırısı sonrasında terör örgütü IŞİD’le mücadele de öncelikli gündemler arasında masada yer alacak.

11 Ocak 2016’da Ankara’ya resmi ziyarette bulunan Avrupa Komisyonu 1. Başkan Yardımcısı Frans Timmermans resmi temas öncesinde yaptığı açıklamada, Türkiye’yle varılan sığınmacı anlaşmasına rağmen Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçiş yapanların sayısında düşüş olmasına karşın mevcut sayının “henüz tatmin ediciliğin çok ötesinde” olduğuna dikkat çekmişti. Timmermans’a göre günde “hâlâ daha 1000’den fazla sığınmacının Türkiye’den Yunanistan’a geçmesi sorun teşkil ediyor”.

Sığınmacıların AB’ye geçişlerinin sıkı denetim altına alınması zorunluluğu Türkiye’nin AB sürecine yeniden ivme kazandırdı. 1999’dan beri AB adayı olan Türkiye’yle 2005’den itibaren tam üyelik müzakereleri sürdürülüyor. Son yıllarda ise özellikle eski Fransa Cumhurbaşkanının muhalefetinin yanı sıra AB Komisyonu’nun örneğin Türk iç politikasıyla ilgili otoriterleşme eleştirisi ve dış politikadaki Kıbrıs meselesi gibi görüş ayrılıkları gerekçe gösterilerek müzakere süreci dondurulmuştu. Avrupa’ya yaşanan ve kontrol altına alınamayan sığınmacı akının durdurulması üzerinde sağlanan mutabakatlar sonrasında ise Türkiye tarafından Haziran ayından itibaren yürürlüğe konulacağı taahhüt edilen AB Geri Kabul Anlaşması’nın (tüm kriterlerin yerine getirilmesi şartıyla) devreye girmesiyle Türk vatandaşlarına Ekim 2016’da vize muafiyeti başlayacak. Ancak ilgili anlaşmayla başlamış olan vize liberalizasyon sürecinin AB’ye giriş vizelerinin kaldırılmasıyla sonuçlanması için Türkiye’nin yerine getirmesi zorunlu olan 72 kriteri bulunuyor. Türkiye’nin vize politikası ve mevzuatının AB ile uyumlu hale getirilmesinden tutun da Cenevre Sözleşmesi, AB Konseyi Anlaşması’nın ilgili maddelerinin yürürlüğe girmesi veya Europol’la işbirliğine kadar bir düzine yeni düzenlemenin hayata geçirilmesi gerekiyor.

ALMANYA SADECE TÜRKİYE’YLE ÇALIŞMA GRUPLARI KURMAYACAK

Almanya’yla oluşturulacak çalışma grupları örneğin Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacılara mali desteğin işleniş biçimiyle ilgili müzakerelerde bulunsalar da Almanya aynı konuyu AB içinde oluşturulan çalışma gruplarında da istişare edecek. Bunun dışında AB Komisyonu ve Konseyi arasında da müzakereler devam edecek. Yani sığınmacılar için belirlenen yasal süreçlerin işlemesi için karara bağlanan maddeler sadece Almanya-Türkiye Hükümetlerarası Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nde ele alınmayacak. AB’nin kendi içinde başlattığı süreç de devam ettirilecek. Buna rağmen AB içinde Türkiye’yle ilişkilerde Almanya’nın dolayısıyla Başbakan Angela Merkel’in tüm inisiyatifleri eline almış olması işbirliği konseyini önemli kılıyor. Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olması açısından Almanya’nın önderliğinde gerçekleşecek görüşmeler Türkiye’nin gelecekte AB içindeki konumu için de belirleyici olacak. Avrupa’da en fazla göçün yaşandığı Almanya’nın Türkiye’ye sınır bekçiliği rolü biçmesinin (en güncel) ipucu Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Gerd Müller’in şu tespitlerinde saklı: “Suriye ve Irak’tan ayrılan mültecilerin yüzde 10’u Avrupa’ya geliyor, hâlâ 8-10 milyon kişi yollarda.”

Almanya-Türkiye Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısının temelleri 29 Kasım 2015’de düzenlenen AB-Türkiye Zirvesi’nde atıldı. Fakat 13 Kasım 2015 tarihinde Paris’te gerçekleşen terör saldırıları, aynı yılın 15-16 Kasım tarihleri arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da yapılan G20 Liderler Zirvesi’nin ana gündemini terörle mücadeleye çevirdi ve sığınmacı krizinin aşılmasında ortak hareketin terörle mücadelede de ortak işbirliğini güçlendireceği sonucunu da doğurdu. Nihayetinde AB Komisyonu 24 Kasım 2015 tarihinde Türkiye’ye iltica etmiş Suriyeli mültecilere yönelik 3 Milyar Euro mali kaynak mekanizmasını 1 Ocak 2016’dan itibaren başlayacağını açıklamıştı.

AB-Türkiye Zirvesi Türkiye’ye müzakere sürecinin canlandırılması için önemli bir fırsat sundu. Avrupa’nın Türkiye’den göçün tam denetim altına alınarak engellenmesine yönelik beklentileri karşılığında, müzakere sürecinin 17. Faslın (Ekonomi ve Parasal Politika) açılması veya gümrük birliğinin güncelleştirilmesi ile canlandırılması gibi hazırlıkları harekete geçirdi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı “Türkiye’nin AB ailesine ait olduğu” yönündeki tespitler memnuniyetle karşılansa da demokrasi ve insan hakları alanlarındaki gerilemeler ikili ilişkilerde hâlâ daha sorun teşkil etmeye devam ediyor.  Türkiye’nin AB’ye ait olabilmesi özgürlükler sahasındaki reformları tatbik etmesine bağlı. Öncelikli olarak Yargı ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük gibi Fasılların açılması, dolayısıyla iç hukukla uyumlu hale getirilmeleri sonrasında AB müzakerelerinde reel bir ilerleme sağlanması mümkün olabilecek. Almanya bu fasılların en üst düzeyde karara bağlanmasıyla Türkiye’deki antidemokratik uygulamaların engellenebileceği görüşünü benimsiyor. Türkiye’den konsültasyon görüşmeleriyle hukuk alanındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi istenecek.

Almanya’nın inisiyatif aldığı Türkiye’yle görüşmelerde sığınmacılardan dolayı izlenen reel politikalar bugüne kadar ifade ve basın özgürlüğü gibi konularda sert çıkışların yapılmasına engel olsa da orta vadede Almanya-AB-Türkiye ilişkilerinin ilerlemesi açısından ilgili sahaların temel alanları oluşturacağına kesin gözüyle bakılıyor. AB değerlerine uyum sağlamayan Türkiye’nin hareket alanı da kısıtlanacak. Gazetecilerin tutuklanmaları, bağımsız kanalların kapatılması, muhalif kişilerin özgürlük alanlarının kısıtlanması gibi uygulamalar AB’den uzaklaşma anlamına geldiğinden, Almanya’yla karşılıklı güven unsurunun yeniden temini için AK Parti hükümetinin ivedilikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal eden uygulamalardan vazgeçmesi şarttır. İkili ilişkilerin sadece göç politikaları, enerji, ekonomi ve güvenlik konularına dayalı olmayacağı, bilakis hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı gibi AB temel değerlerine uygunluğun da gündem maddeleri arasında yer alacağının işaretleri Berlin tarafından farklı platformlarda dile getirilmeye devam ediliyor. Hâsılı Türkiye taahhütte bulunduğu “AB’ye katılım için ulusal eylem planını” reformların uygulanması ve içerikleri noktasında AB ile uyumlu hale getirmesi zorunlu.

Almanya-Türkiye ilişkilerinin derinleştirilmesi, bununla da AB ile Türkiye ilişkilerinin gelişmesine katkılar sağlaması elbette ki önemli. Duraksayan AB ilişkilerinin kısa sürede yoğun görüşmeler sonucunda yeni bir aşamaya gelmesi yeni bir başlangıç olarak yorumlanabilir.  Fakat Almanya Federal Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları Politikaları Sorumlusu Christoph Strässer’in ifadesiyle “Türkiye için insan hakları politikaları indirimi yapılmamalı. Sadece şimdi kendisiyle daha güçlü işbirliği yapıyoruz diye Türkiye’nin karşısına cömertliğimizle çıkmamalıyız. AB, insan hakları ve basın özgürlüğüyle ilgili apaçık, sert kurallarına bağlı kalmalıdır. Ankara’yı bunlara riayet etmesi için tekrar tekrar uyarmalıyız. Türkiye’de farklı düşünceye sahip kişiler cezalandırılıyorlar. Böyle şeyler olduğu sürece Türkiye AB’ye ait değildir. Bunları görmemezlikten gelmek kötü bir mesaj olur. AB, Türkiye karşısında insan hakları ve basın özgürlüğüyle ilgili apaçık, sert kurallarına bağlı kalmalıdır.”

Türkiye’nin Kasım 2015’de Brüksel’le yürüttüğü müzakereler sonucunda kabul edilen Aksiyon Planı’nın aynı gününde hükümetin AB’ye mesaj vermek için yaklaşık 1300 sığınmacıyı tutuklayarak AB topraklarına sokmaması ilişkileri geliştirmişti. Fakat AB’nin dikkate aldığı Uluslararası Göç Organizasyonu verilerine göre, Ocak 2016’da Türkiye’den kaçak yollarla Yunanistan’a geçen sığınmacı sayısının yaklaşık 9 bin 900 olarak tespit edilmesi, AK Parti hükümetinin taahhütlerine ne kadar sadık kalacağı tartışmalarını da yine gündeme getirdi. Ankara’yla varılan sığınmacı anlaşmasına rağmen Avrupa’ya akının sürmesi AB Komisyonu’nun tepkisini çekmeye devam ediyor. Almanya ilk yüksek düzeyli ikili konsey toplantında Türkiye’ye şu mesajı verecek: “Avrupa’ya göçmen akınını kes, 3 milyar Euro yardımı alarak daha fazla sığınmacıyı ağırla, Yunanistan sınırını koru”. Merkel hükümeti Türkiye’nin izlediği sığınmacı stratejisinin tek başına çözüm getirmeyeceğinin farkında. Almanya, Türkiye’yi AB odaklı bir stratejinin içine çekmeye çalışacak. Göçün durdurulması için Ankara’dan kesin garanti bekleniyor.

14.01.2016 16:44