TAKİP ET

Almanya neden “soykırım” diyor biliyor musunuz? 

24 Nisan Cuma günü Almanya Parlamentosu’nda 1915 olayları anılacak ve düzenlenecek meclis oturumunda da büyük bir ihtimalle “soykırım” ifadesi Alman hükümeti tarafından ilk kez kullanılacak.

Soykırım tabirine karşı çıkan Türkiye ise Başbakan Davutoğlu’nun duyurusuyla “Bu yıl Ermeni Patrikhanesi’nce düzenlenecek dini bir törenle, Osmanlı Ermenileri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de anılacaktır.” Türkiye’nin uluslararası toplumda ısrarla zorunlu tehcir olarak nitelendirdiği 1915 olaylarını Alman federal hükümetinin özellikle bu yıl “soykırım” olarak belirlemesinin anlamı nedir? Almanya’nın stratejik ortak Türkiye’ye karşı sadece 100’üncü anma yılını gerekçe göstermesi mümkün mü?

Resmin bütününü görebilmek için olayların arka planını irdelemekte fayda var. Almanya bugüne kadar özellikle iki ana sebepten ötürü “soykırım” ifadesini kullanmaktan kaçındı. Bir: Türkiye’nin jeostratejik konumu ile kendi dış politika stratejilerinin ortak çıkarlarının korunması. İki: Neredeyse tüm alanları kapsayan Türk-Alman ikili ilişkilerinin özellikle ekonomi ve nüfus boyutunun bundan zarar görmemesi. Kısacası Almanya Türkiye’yle gerilim yaşamak istemedi. Bu sene Türkiye’de yapılacak 7 Haziran genel seçimleri gibi önemli bir faktör daha olmasına rağmen, Alman hükümeti “soykırım” ifadesini ilgili metne almaya mecbur kaldı. İfadenin altını çiziyorum.

Peki, ama neden? Can alıcı nokta burası. Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) oluşan Büyük koalisyon hükümeti içinde Ermeni meselesiyle ilgili 3 önerge hazırlandı. CDU, CSU, SPD’nin Federal Meclis Grubu Başkanlıklarına “soykırım” ifadesinin ortak metne alınması yönünde parlamenterler baskıda bulundular. Gerek Başbakan Angela Merkel, gerekse Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel ve Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier Türkiye’yle ilişkilerde gerilimler yaşanmaması için ilgili ifadeye karşı çıktılar. Örneğin iki partinin federal meclis grup başkanları doğrudan Merkel-Gabriel ikilisine bağlı oldukları için vekilleri ikna etmeye çalıştılar, fakat ortak baskıdan dolayı sözlerini geçiremediler.

Federal Meclis’te görev yapan (adlarının açıklanmasını istemeyen) iki milletvekili danışmanının aktardıklarına göre söz konusu baskı “vekiller hükümetin bakanlarının emir kulları değildir” ifadeleriyle keskinleştirildi. Milletvekillerinin bağımsız hareket edecekleri ve resmi hükümet pozisyonundan etkilenmeyecekleri mesajları verildi. Dolayısıyla üç iktidar partisi içindeki muhalefet Alman hükümetine geri adım attırttı. Zaten Bakan Steinmeier’in “Sorumluluk, sadece sorumluluğu bir tek kelimeye indirgemekle olmaz.” şeklindeki sözünü ertesi gün “O dönem yaşananları soykırım kavramı altında nitelendirmek isteyenleri çok iyi anlayabiliyorum.” şeklinde ‘düzeltmesi’ de yaşanan baskıyı teyit eder nitelikte.

Kaldı ki Almanya’daki resmi görüş “olayın olmadığı ile ilgili tartışma zaten yok, ‘taktiksel olarak bunu demeyelim’ tartışması var” şeklinde özetlenebilir. Badisches Tagblatt gazetesi ise hükümete şu eleştiriyi yönlendirdi: “Türkiye’ye tarih dersinin ardından Almanya kendi tarih fiyaskosuyla ilgilenebilir. Çünkü 20’nci yüzyılın tarihi gerçekleri arasında sadece Ermenilere değil, Namibya’da Hererolara uygulanan soykırım da var. Ama Berlin bugüne kadar bunun soykırım olduğunu inkâr ederek tazminat taleplerine karşı koydu. Bu, Türklerin gerçekler karşısındaki tutumuna yönelik eleştiriden daha azını hak ediyor değil.”

Son olarak şunun da altının çizilmesinde fayda var. Maalesef özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘dış güçler’ suçlamaları mevcut kararın alınmasında da rol oynamıştır. NATO üyesi bir Türkiye’nin yönünü belirlemesi gerektiği şeklindeki çıkışlar ortada. Jeostratejik konumundan ötürü sadece ‘IŞİD kartıyla’ Türkiye’nin pazarlık gücünün olamayacağını naçizane belirtmiştim.

21.04.2015 19:30