TAKİP ET

Almanya mı, Türkiye mi kazançlı? 

Avrupa Komisyonu’nun açıkladığı 2015 Türkiye raporu, AB’nin 4 yıllık genişleme stratejisini kapsadığı için, 2019 yılına kadar yapılacak değerlendirmelerde artık Almanya ile Türkiye arasında ilk kez 22 Ocak 2016’da Berlin’de düzenlenen Hükümetlerarası Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi merkezi bir rol oynayacak.

İlgili raporda eleştirilen hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, ifade ve basın özgürlüğü konularındaki ciddi gerilemelerinden sorumlu AK Parti hükümetinin artık sert eleştirilere maruz kalıp kalmayacağı meçhul. Türkiye’nin tam manasıyla özgür, demokratik hukuk devleti olabilmesi için yukarıdaki değerlerin vazgeçilmez önemde ve tartışılamaz olduğunun altı çiziliyordu.

Özellikle 3 alanda gerilemelerin olduğu ısrarla ifade ediliyordu. Kopenhag siyasi kriterlerinin yerine getirilmesiyle ilgili reformların durma noktasına gelmesi AB-Türkiye ilişkilerini yavaşlatmıştı.

Hükümetin pervasızca medya ve internet özgürlüğüne savaş açması, ifade özgürlüğünü kısıtlaması, Anayasal hak olan toplanma ve gösteri hürriyetinin neredeyse tamamını terör faaliyetleriyle özdeştirerek bireysel hak ve özgürlüklerin hareket alanlarını kapatması, gerileme olarak nitelendiriliyordu. Yolsuzluklarla mücadele edilmemesi, yargı sisteminin hükümet güdümüne sokulması gibi mevzular da Türkiye’nin AB uyum sürecine zarar veren gelişmeler olarak not edilmişti.

Oyun kurucular siyasi kartlara sığınmacıları ekledikten sonra ise demokrasi kartı donduruldu. Sığınmacıların AB’ye geçişleriyle oluşan krizin kontrol altına alınması için Avrupa sınır güvenliğinin (Ege’de) sağlanması, insan kaçakçılığıyla mücadele gibi tedbirlerin alınmasına ve IŞİD terörizmiyle mücadeleye öncelik tanınınca işler değişti.

AB tam üyelik müzakerelerinin içi boşaltıldı. Değerlerin rol oynamadığı müzakerelerin içine reel politikaların ürettiği çıkarlar yerleştirildi. Ruhsuz bir mekanizmayla ancak güvenlik tedbirleri alınabilir. Demokrasiye (şu durumda) elveda dendi.

Yılda 2 kez toplanacak olan konsültasyon görüşmeleriyle bağlantılı olarak Almanya-Türkiye ilişkileri kapsamında irdelenmesi gereken asıl soru şu: Kim ne aldı? Cevap: Almanya, sığınmacıların Türkiye’de toplanmak suretiyle AB’den uzak tutulmasını kabul ettirdi. Türkiye, bunun karşılığında Türk vatandaşlarına (Ekim 2016’dan itibaren) AB’ye girişlerde vize muafiyeti uygulanmasını kabul ettirdi. Vize serbestliği konusu çok sayıda kriterin yerine getirilmesine bağlı olsa da Almanya tarafından somut biçimde onaylandı. Neden mi?

Merkel-Davutoğlu ikilisinin konsey görüşmeleri sonrası yapılan basın toplantısının sonunda Alman makamları tarafından basına dağıtılan 3 sayfalık ortak bildiride iki tarafın vize muafiyeti konusunda kararlı olduklarının (sayfa 3) altı çizildi.

29 Kasım 2015 tarihinde AB devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla Brüksel’de yapılan AB Zirvesi’nde kabul edilen 11 maddelik Aksiyon Planı’nda da ilgili hususa dikkat çekilmişti. Fakat Türk vatandaşları AB’ye vizesiz girsin diye milyonlarca insanı (Geri Kabul Anlaşması’yla da) Türkiye’ye doldurmanın gelecekte hangi risklere yol açacağı tartışılmalıdır. Kaldı ki çıkarların bir araya getirdiği bir birliğin temsilcisinin insan hakları ihlalleriyle ilgili sadece bir cümle dile getirmesi “Gazetecilerin durumları gibi kritik soruları da konuştuk. (Merkel)” Berlin’in AB konusunda gerilediğinin açık bir göstergesidir. Hangisi kazandı sorusuna gelecek olursak, ikisi de kaybetti.

26.01.2016 17:50