TAKİP ET

Almanya bir darbeciye neden kucak açar? 

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi bugün Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck tarafından askeri törenle karşılanacak, daha sonra ise Başbakan Angela Merkel ile ikili görüşmelerde bulunacak. Başbakanın partisine mensup Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert ise “insan hakları ihlalleri ve basın özgürlüğü kısıtlamaları” gibi konuları gerekçe göstererek Sisi’yle görüşmeyi reddetti.

Bunu nasıl okumalı? Resme ‘helal olsun meclis başkanına, Merkel-Gauck ikilisine restini çekerek tarafını belli edip darbeciye kapıyı gösterdi’ şeklinde düz bir mantıkla yaklaşmak yanıltıcı olur. Lammert’in Sisi kararını istişare etmeden aldığına inanmak safdilliktir. Alınan karar devlet politikasıdır. Peki, ilgili vetoyu nasıl değerlendirmeliyiz?

Kanaatimce Alman hükümeti meclis başkanı üzerinden idam cezasının durdurulmasını sağladı. Sisi’ye bağlı Mısır Mahkemesi dün, devrik lider Muhammed Mursi ve İhvan yöneticileri hakkında geçtiğimiz ay verdiği idam kararlarının kesin hükmünü, Cumhurbaşkanının Almanya’ya yapacağı ziyaret sonrasına bıraktığını açıkladı. Son dakika haberi dünyaya dün bu satırlarla duyuruldu.

Mursi ve 122 kişiyle ilgili idam cezalarını durduran ise tabi ki Sisi’ydi. Belli ki Merkel hükümetinden gelecek tepkileri engellemek, Almanya’daki pazarlık gücünü arttırarak özellikle mali ilişkileri geliştirmek için mahkemeye direktifini verdi. Yani ziyaret öncesi Almanya’nın ‘Lammert kartı’ işe yaradı. Mısır mahkemesi idamlarla ilgili nihai kararını 16 Haziran’da vereceğini kaydetti. Sisi’nin Mursi’yi idam ettireceğine ise ihtimal vermiyorum.

Sisi örneği üzerinden Alman dış politikasını analiz edelim. Meclis başkanının tepkisi Mısır politikasını dengelemeye yönelik bir girişimdir. Bir darbecinin tamamen benimsendiği görüntüsü iç kamuoyunda da tepki görecekti. Bunun yöntemi ise belliydi: Dış politika stratejisi “herkesle masaya otur, eleştirini doğrudan yap ve bu sayede gücünle istediğini yaptır” şeklinde özetlenebilir. Almanya tam iki yıl boyunca Sisi’ye yaklaşım konusunda temkinli davrandı, ancak diyalogu tamamen koparmadı.

Mısır’daki iktidarın insan hakları ihlalleri biliniyor, en ufak eleştirilerin dahi muhaliflerin “yabancı ülke ajanları” veya “gizli ihvancılar” diye şeytanlaştırılmasına yol açtığı eleştiriliyor. Yargının ele geçirilerek intikam mahkemeleri haline dönüşmesi reddediliyor. Almanya bunlara rağmen gücünün etkenliği sayesinde Ortadoğu’da özgül ağırlığını kullanıyor, itibar görüyor.

Yukarıda ifade edilen ‘dengeleme’ yöntemleri ile dış politikada başarılar elde eden Almanya’nın en büyük avantajı tabi ki güçlü ekonomisiyle sağladığı bölge ülkelerine yönelik teknoloji transferleri. Ancak unutulmaması gereken bir faktör de var, o da Almanya’nın Ortadoğu bölgesinde tarihte sömürgeci güç olarak yer almaması bu ülkeye karşı duyulan güveni artırıyor.

Diğer örnekler: İsrail’in var olma hakkını devlet politikası olarak tanımlayan Almanya Filistin Özerk Bölgesi’nde Gazze’ye uygulanan ambargoyu yerinde eleştirebiliyor, İsrail’de çift devletli çözümü talep edebiliyor, Kuzey Irak’ta ilk temsilcilik açanlar arasında yer alarak bölgede inisiyatif alabiliyor. Rusya’yla ilişkilerini kesmeden Ukrayna krizinin aşılması için bir numaralı arabulucu olabiliyor. Dış politikada sıfır sorun bu olsa gerek. Lafla değil icraatla politika yapmak.

Yeri gelmişken hatırlatmakta fayda var. 2016 yılında kararlaştırılan Almanya-Türkiye hükümetler arası istişare toplantılarının yapılacak olması AKP hükümetinin olumlu demokrasi notundan asla kaynaklanmıyor. Sisi’yi askeri törenle karşılayan Berlin, Ankara’yla da tüm hukuksuzluklara rağmen masaya oturabilir. Bazı durumlarda ise Rusya’yla olduğu gibi ilgili oluşumları da iptal edebilir.

02.06.2015 18:30