TAKİP ET

AfD neden güçlü bir parti değil

“Almanya için Alternatif” (AfD) isimli siyasi partinin 13 Mart 2016’da Baden-Württemberg, Rheinland-Pfalz ve doğudaki Sachsen-Anhalt eyaletlerinde elde ettiği oy artışları “popülistlerin tehditvari yükselişlerini” bir kez daha Berlin siyasetinin ana gündem maddesi haline getirdi. Tartışma ortamları gergin, endişeler hat safhada.

İlgili parti hakkındaki temel tezim şu: AfD ve yükseliş trendi geçici bir fenomen. Parti Almanya çapında sanıldığı kadar güçlü bir siyasi oluşum değil. Madde madde sıralayalım:

1-Federal Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası görülmeye devam edilen aşırı sağcı NPD Partisi 60’lı yıllarda 7 eyalet parlamentosunda bulunuyordu. Aynı parti 1969 yılında düzenlenen Federal seçimlerde ise hezimete uğrayarak Almanya Parlamentosu’na giremedi. Bugün ise yine marjinal bir parti olarak varlığını sürdürse de tarihin çöplüğüne atılmak üzere. 1989 yılında “Republikaner” isimli parti yüzde 7 oy alarak Avrupa Parlamentosuna 6 vekil sokmayı başarınca yoğun tartışmalar yapılmıştı. Aynı parti 1992 ve 1996 yıllarında eyalet seçimlerinde yüzde 10 oy alarak Stuttgart’taki Parlamentoya girmişti. Bugün ise ortada yok. Hamburg merkezli popülist Schill Partisi örneği de verilebilir. 2001 seçimlerinde neredeyse yüzde 20 oy alarak eyalet parlamentosunda temsil hakkı kazanmıştı. Bu parti de siyaset sahnesinden silinip gitti.

2-AfD’nin güçlü bir parti olmadığı Hessen örneği üzerinden görülebilir. Bu eyalette 426 seçim beldesi bulunuyor. AfD sadece 18 yerden aday çıkarabildi. Buralarda ise 2013 Federal seçimlerinde aldığı oydan daha fazla bir oy da alamadı. Peki, oy artışının sebebi neydi? Sadece aday çıkardığı yerlerde geçerli oy sayısı artış gösterdi. Seçimlere düşük katılım da olunca oyları “fırladı”.

3-Baden-Württemberg, Rheinland-Pfalz ve Sachsen-Anhalt ile ilgili olarak ise: 3 eyalette AfD’ye oy veren seçmen sayısı 1 milyon 350 bin olarak kaydedildi. Oy verenlerin dörtte biri ilk kez oy kullandı (400 bin kişi). Infratest verilerine göre önceden CDU’yu destekleyen 278 bin kişi, önceden SPD’ye oy veren 147 bin kişi ve Sol Parti destekçisi 47 bin kişi bu kez ise bu partiye oy verdi. Saksonya’daki seçmenin yüzde 28’i 25-44 yaşları arasındaki seçmenlerden oluştu. AfD’li seçmenlerin üçte ikisi “ümitsizliğe düştüğü için” bu partiyi seçmiş. Bu seçmenin yüzde 95’i İslamiyet’i istemiyor ve yine aynı oran mülteci göçüyle kriminal olayların artacağına inanıyor. Bu iki “gerekçe” yıllarca NPD, Republikaner, Schill Partisi gibi oluşumların temel argümanlarıydı.

Gelelim genel değerlendirmelerimize. Almanya’ya sığınmacı akını meselesi sadece AfD seçmeni için ana seçim konusu oldu. Başbakan Angela Merkel’in mülteci politikaları sandığa getirilmedi. Bu konu tek başına bir etken olsaydı AfD ile ilgili oy artışları tüm seçim beldelerinde sağlanırdı. Hâlbuki CDU, SPD, Yeşiller gibi partiler bazı yerlerde eskiye kıyasla daha fazla oy aldılar, bazı yerlerde ise yenilgiye uğradılar. Kaldı ki AfD CDU içinde hoşnutsuz olanların oluşturduğu bir parti de değil. Aşırı sağcı düşünceler yukarıda adı geçen partilerin yanı sıra örneğin Sol Parti içinde de var oldu her zaman. CDU’dan kaçanların ilk adresi yoğun biçimde SPD ve Yeşiller oldu. Bu geçişler yabana atılmamalı.

Tüm popülistlerin yaptığı gibi AfD sığınmacıları, Müslümanları, yabancıları ‘günah keçisine’ dönüştürerek kendi başarısızlıklarının faturasını başkalarına çıkarma eğilimi gösteren seçmen tabanını mobilize etmeyi başardı. Bu oyun özellikle yine Saksonya gibi doğu eyaletlerde tuttu. Neredeyse hiç yabancının yaşamadığı yerlerde yabancı düşmanlığı ile oy avcılığı yapıldı. Burada yaşayanların çoğu her ne hikmetse iki Almanya’nın birleşmesi sonrasında kendilerini kaybedenler listesinde ısrarla görmeye devam ediyor. Otoriter strüktürler mağduriyet edebiyatında önemli rol oynuyor. Son olarak şunun altını bir kez daha çizmek gerekiyor: Türk kökenlilerin mutlaka ve mutlaka seçimlere katılmaları gerekiyor. Verilmeyen her bir oy popülistlere oy artışı olarak dönüyor. Bilinçli olmak lazım. Sonradan çekilen ahlar vahlar işe yaramıyor.

15.03.2016 16:00