TAKİP ET

Abdullah Gül Berlin’de, basın özgürlüğü nerede? 

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hafta sonu Berlin’e gelerek Alman Bertelsmann Vakfı’nın işbirliğiyle ABD destekli “The Aspen Institut” isimli güvenlik forumuna katılarak bir konuşma yaptı.

Aynı gün Alman devlet destekli WDR ekranlarında “Good Night and good Luck-Der Fall McCarthy” isimli siyasi bir film yayınlandı. ABD’li senatör McCarthy’in 1950li yıllarda kendisine rakip gördüğü herkese yönelik başlattığı cadı avını, millete vurduğu “milli güvenlik riski” damgasıyla paranoyakça yaydığı sözde komünizm tehlikesini, demokrasi dışı demagojik kışkırtmalarını konu edinen filmin aynı güne rastlaması dikkat çekti.

Eski solculara ‘arınmak için arkadaşlarınızı ihbar edeceksiniz’ baskısında bulunarak her kurumu muhbirlerle dolduran, şahsına ve yöntemlerine karşı çıkanları ‘vatan hainleri’, ‘yabancı ülke ajanları’ şeklinde yaftalayan McCarthy’nin gerçek yüzünü ortaya çıkaran ise yine özgür basın oldu. Gazeteci Edward R. Murrow’un onurlu duruşuyla tanışmak isteyenlere ilgili film hararetle tavsiye edilir.

Abdullah Gül’ün Türk usulü McCarthyciliği yürürlüğe koyan Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın bazı antidemokratik uygulamalarına karşı geçmiş yıllarda söylediği “Kuvvetler ayrılığı demokrasinin temelidir.” veya (bir gazeteciyle ilgili) “Açıkçası kendisine karşı yapılan çok büyük bir ayıptır. Yani fikirlerini tutarsınız, tutmazsınız o ayrı, ama bunları samimiyetle yazıyor. Yani eğer gazetesine varsa bir empoze, gazetesi de orada direnecek kardeşim.” sözlerinden hareketle Gül’ün cadı avını savunduğunu düşünmüyorum.

Demokrat kimliğiyle tanınan eski kalem müdürü Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu hakkında da aynı düşüncelere sahibim. Ancak Basın Müşaviri olarak görev yapan gençle ilgili epeyce kuşkularım var. Bu şahsın organize ettiği kahvaltılara katılan bazı meslektaşlarımızın anlattıkları da kuşkuları doğrular nitelikte.

Ne mi demek istiyorum? Muhalif basını Büyükelçilik binasına dahi sokmayarak kendi vatandaşlarına çifte standart uygulayan ve bundan başka ise Türkiye’yi Almanya’ya rezil eden küçük hesaplı insanların gönüllü McCarthyciliğe soyunmaları komik oluyor.

Büyükelçilikte düzenlenen iftar programında Abdullah Gül şu ifadeyi kullandı: “Tabi burada Türk Büyükelçiliğinde bütün vatandaşlarımızın hiç ayırım yapmadan, herkesin buraya gelmesi, büyükelçiliği evi gibi hissetmesi de beni ayrıca mutlu etmiştir.” Gül’ün bilmediği ise herkesin vergileriyle inşa edilen o binada ayırımcılığın alenen yapıldığı gerçeğidir. Herkes kendini evinde hissettiği sözü maalesef gerçekleri yansıtmıyor.

Yine Gül’ün Almanya’yı kastederek “Burası her bakımdan özgürdür.” sözünün ise altını imzalıyorum. Eski danışman Ahmet Sever’in yazdığı kitaptan ötürü yapılan eleştirilere ifade özgürlüğü cevabını veren bir Cumhurbaşkanının muhalif ifade özgürlüklerine karşı çıkması bir çelişki oluştururdu zaten.

Gelelim basına kapatılan Aspen Güvenlik Forumuna. Gül,  burada “Ortadoğu’daki yanlış hesaplara akılcı çözümler” isimli konuşma yaptı. Programa Alman Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, ABD eski Dışişleri Bakanı Madelaine Albright, Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Kemal Derviş, Alman-Türk Parlamentoları Dostluk Grubu Başkanı Michelle Müntefering ile üst düzey siyasetçi, bürokrat ve lobiciler katıldı. Albright da bir sunum gerçekleştirdi.

Uluslararası stratejilerin şekillendirildiği bu tür forumların amacı ise sorun ve tehdit teşkil eden problemlerin ortak değerlerden hareketle pragmatik çözümlere kavuşturulmasıdır. Yani ideolojik temelli McCarthycilikle etkin biçimde mücadele etmeden uluslararası sorunlara çözüm bulmak ise imkânsızdır.

Düşününüz hele ABD, Almanya gibi ülkeler ‘dış bölücü düşman güç’, içerideki muhalifler ‘bu güçlerin casusları’, uluslararası sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, ekonomi lobileri, medyalar ‘hainler’! Tek mutlak doğru ise kendilerinde saklı güya. Türkiye kimsenin babasının çiftliği değildir.

29.06.2015 19:30