TAKİP ET

AB-Türkiye Zirvesi’ni bir de böyle okumalı 

29 Kasım’da yapılan AB-Türkiye Zirvesi’nin sonuçlarıyla ilgili üzerinde önemle durulması gereken noktaları tek tek sıralayalım: 

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye ilişkin İlerleme Raporu hâlâ geçerliliğini korumaktadır. 14 Ekim’de açıklanması beklenen fakat AB-Türkiye arasındaki Mülteci Eylem Planı görüşmelerinden dolayı (Erdoğan’ın Brüksel ziyareti, Merkel’in 1 Kasım seçimlerinden önce Türkiye ziyareti) 10 Kasım 2015 tarihinde gecikmeli olarak açıklanan ilgili raporda üzerinde en fazla durulan konu basın özgürlüğü ihlalleriydi. AB için olmazsa olmaz bir norm ve evrensel bir değer olan basın özgülüğü olmadan Türkiye’nin AB süreci ilerlemeyecek.

17. Faslın (Ekonomik ve Parasal Politika) Aralık ayında açılacak olması tam 1 yıldır gündemde olduğu için Türkiye açısından yeni bir gelişme bir adım değildir. Örneğin diğer 14 fasıl üye ülkelerin engellemeleri sonucu hâlâ kapalı. Yargı ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik gibi kritik fasıllar açılmadan müzakere sürecinde başarı sağlamak mümkün değil.  Bu fasıllar açılınca ise Türkiye’deki hükümetin yaptığı hukuksuzluklar masaya getirilecek ve bunlardan geri adım atılması zorunlu hale gelecek.

Kıbrıs konusunda 2016 yılı içinde adım atılmadan kritik fasılların açılması mümkün olmaz. Merkel: “En geç burada Türkiye’nin üyelik sürecinin Kıbrıs sorusuyla da çok sıkı ilişkili olduğu anlaşıldı.” Anlaşmazlıkların sonlandırılması için Kıbrıs meselesinde yeni pencerelerin açılmasını isteyen Almanya başbakanı, Türkiye’den adım beklediklerini açıkça ifade etti. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB blokajı devam ediyor, müzakerelerde reel bir ilerleme yok.

AB norm ve özgürlük standartlarına uyum olmadan Türkiye’nin AB’ye üye olması mümkün olmadığı gibi ilgili zirve zaten işleyen bir müzakere süreci de değildir. AB’nin Türkiye’den beklentisi Türkiye’nin kendi topraklarından AB’ye geçmeye çalışan mültecilere engel olması, halen Türkiye’de olan mülteciler ile muhtemel yeni gelecek mültecilerin Türkiye sınırlarında tutulması, AB’yle Geri Kabul Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte yasadışı yollarla Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçiş yapan mültecilerin Türkiye’ye iade edilmeleri ile sınırlı. Türkiye’den AB’ye geçtiği tespit edilen göçmenlerin iadesi Türkiye’ye külfetler getireceği gibi ilgili anlaşmanın yükümlülükleri de ağır. Meselenin maliyetinin Türkiye’ye taahhüt edilen 3 milyar Euro’dan fazla olması bekleniyor.

Türk vatandaşlarına vize serbestliği Türkiye’nin kriterleri yerine getirmesine bağlıdır. Merkel: “Vize serbestisi müzakereleriyle ilgili şunu belki bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Bu müzakerelerin 2017 yılının sonunda bitirilmesi gerekiyordu. Bu süreç şimdi hızlandırılmak isteniyor. Bunun karşılığında Türkiye tarafı AB’den de üçüncü ülkelerden gelenlerin alımını öngören Geri Kabul Anlaşması’nı hızlandırmak istiyor. Türkiye, Haziran 2016’nın sonuna kadar üçüncü ülkelerden AB’ye gelenleri Geri Kabul Anlaşması kapsamında kabul edecek ve sonbaharda ise vize serbestisi için kriterlerin yerine getirilip getirilmediğine bakılacak. Farklı ülkelerle vize diyaloglarının şartları açık biçimde tanımlanmıştır. Burada asıl olan bu şartların daha hızlı biçimde yerine getirilip getirilmediğidir.”

Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanması ile başlamış olan vize serbestliği sürecinin vizelerin kaldırılmasıyla sonuçlanması için 72 şarta riayet zorunludur. Bazıları: “Sınır yönetimi, vize, gümrükler, geçiş belgeleri gibi alanlarda yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi; Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve AB standartları uyarınca insan kaçakçılığı ile etkin mücadele edilmesi; Terörün finansmanı ile ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerinin imzalanması; AB standartları uyarınca kişisel veri koruma mevzuatının oluşturulması, vs.”

Türkiye’ye “IŞİD’le mücadelede angajmanımız farklı” mesajı verilmesi dış politikadaki yalnızlığın ispatıdır. Merkel: “Türkiye’nin Kürtlerle ilgili başlattığı siyasi süreci devam ettirmesi gerektiğini ifade ettik. Kuzey Irak’taki Kürtlerle ilgili, basın özgürlüğü ile alakalı konuları, insan hakları meselesini de konuştuk. Sonuç olarak şunu söyledik: Stratejik partner isek o halde sorularımız olan ve de eleştirilerimizin olduğu konularda birbirimizle tabi ki açıkça konuşmalıyız.”  “…Bununla birlikte Suriye’de IŞİD’le mücadelede farklı biçimlerde angaje olduğumuzu söyledik. Örneğin Almanya, Irak hükümetiyle uyumlu biçimde Irak’taki Kürt bölgesel yönetimiyle çok sıkı ilişkiler içinde bölgeye angaje biçimde askerlerin eğitilmeleri veya kendilerine silahlar verilmek suretiyle IŞİD’le mücadeleye yardımcı olmaya çalışıyor.”

01.12.2015 18:24