TAKİP ET

AB-Türkiye ilişkileri sığınmacı kriziyle mi düzelecek? 

Sığınmacı krizi Avrupa’yı ağır baskısı altına aldı. Bu konuda Berlin’in aldığı kararlar AB’yi ikiye böldü. 

Bir tarafta Almanya’nın öncülüğünde yürütülen ve sığınmacı kabulünü merkeze alan politikalar, diğer tarafta ise Macaristan, Slovakya gibi sığınmacıları kesinlikle istemeyen ülkeler ile İngiltere, Danimarka gibi sığınmacıların birliğe dağıtılmalarını düzenleyen anlaşmalara dâhil olmayan ülkeler.

Hepsinde ortak olan düşünce ise şu: Uzun yıllar IŞİD’in varlığına göz yuman AK Parti iktidarının dış politika iflasına ve iç politikadaki otoriter yönetim biçimine rağmen Suriyeli sığınmacılardan ötürü Türkiye’ye yardım edilmelidir. 2011 yılından beri devam eden Suriye krizinin AB’yi doğrudan olumsuz etkilemeye başlamasıyla, bugüne kadar geçiştirilen Türkiye’ye yardımlar ortak görüş birliğiyle kararlaştırıldı.

Peki, Türkiye’yle işbirliği ve mali yardım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın baskıcı ve antidemokratik uygulamalarını görmemezlikten gelmek anlamına mı geliyor? Gelecekte tepkisiz kalınacağını mı gösteriyor? Tam tersine. Berlin-Brüksel-Washington üçlüsünün Türkiye’nin IŞİD’le mücadele koalisyonuna katılmayı oldukça geciktirdiğini unutması ihtimal dâhilinde görünmüyor. Bu mevzuyla ilgili hazırlanan Türkiye dış politikası raporlarında gerek Ortadoğu bölgesinde gerekse Avrupa’da artan sığınmacı sayılarında “hiç şüphesiz Türkiye’nin izlediği politikaların sorumluluğu olduğunun” altı çiziliyor. Kaldı ki NATO üyesi Türkiye’nin bu birliğe alternatif ve içinde Çin ve Rusya’nın olduğu Şangay İşbirliği Örgütüne resmen göz kırpması ve hatta Çin’in füzelerine talip olması da unutulmadı.

Yine de Suriye merkezli bölgedeki nüfus göçü, Avrupa ve Türkiye’yi ortak çıkar ittifakına zorluyor. 2016 yılında ilk kez düzenlenecek 1. Almanya-Türkiye Hükümetler arası Konsültasyon (istişare) görüşmelerinin temel sebebi de sığınmacı kriziyle mücadeledir. Yoksa Türkiye’deki iktidar hükümetinin iddia ettiği gibi ‘etken bir güç’ yok ortada. Edilgenliğin ne olduğu ise BM’nin son Suriye toplantısında masada dahi yer almamakla, İran’la yapılan nükleer müzakerelerde bulunmamakla anlaşılmış olsa gerek.

Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ikili görüşme sonrasında ortak basın toplantısı düzenlediler. Tusk’un iki cümlesi AB’nin (ve Washington’un) Türkiye’ye bakış açısını özetler nitelikte idi: “Avrupa’da IŞİD’e karşı mücadelenin Kürtlere karşı mücadele olarak istismar edilebileceği kaygısı var. Ankara’nın PKK’ya karşı yaklaşımı bazı (aslında hepsinde) Avrupa başkentlerinde eleştiriyle karşılanıyor.” Bu tespitleri son seçimlerden önce AK Parti iktidarının PKK’ya yaklaşımını göz önünde bulundurarak okumakta fayda var. Değişen AB mi AKP mi oldu?

Devam edelim: Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı, AP Liberaller Grubu Başkanı ve Türkiye raportörü Alexander Lambsdorff, Erdoğan’ın Brüksel temasları sırasında yaptığı basın açıklamasında bakın neler söyledi: “…Türkiye’deki gelişmeler (de) demokratik değil. Basın özgürlüğüne yapılan ağır müdahaleler, terörle mücadele yasalarının sürekli olarak ihlal edilmesi, hâkim ve savcıların olmaması gerektiği halde cezalandırılmaları ve tutuklanmaları Ankara’nın AB değerlerinden çok uzaklaştığını gösteriyor.” Lambsdorff, Türkiye’nin AB değerlerinden uzaklaşmasının baş sorumlusunun Erdoğan olduğunun bir kez daha altını çizdi. Erdoğan’ın Suriye topraklarında “güvenli bölge” ve “uçuşa yasak bölge” kurulması yönündeki taleplerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecek. Fakat olası bir onayda dahi Türkiye’ye mesafeli durulacağının mesajları verildi.

Hülasa, AB’ye bakan yönüyle ortada bir ‘sıkışmışlığın’ olduğu muhakkak. Sığınmacıların kitlesel akınıyla baş edebilmenin tek yolunun Türkiye olduğu belirlendi. Peki, ne olacak? AB sınırları tamamen kapatılacak, Türkiye’de yeni kamplar açılarak bunlar parayla desteklenecek. Erdoğan’ın hatta 2 milyon Suriyeli daha almayı kabul ettiği iddia ediliyor. Türkiye bunu kaldırır mı diye tartışan ise maalesef iki tarafta da yok. Türkiye’deki insanların düşüncesini soran da yok. Dile kolay ufak bir ülke nüfusu kadar insanı alıp entegre dahi edemeden şehirlere salacaksınız. Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier gibi Türkiye’yi “anahtar ülke” ilan edenler, Erdoğan’dan kaynaklanan “güçlüklerin” de farkında. AB-Türkiye ilişkilerini zor günler bekliyor.

06.10.2015 16:15