TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

NSU terör kurbanlarına sahip çıkacak 1000 Türk aranıyor

NSU terör hücresinin cinayetlerini araştıran Federal Meclis Araştırma Komisyonu Paul Löbe Haus’taki 4900 numaralı salonda toplanıyor. Dubleks yapılı yuvarlak salon oturum bölümü ve izleyicilerin yer aldığı balkon olmak üzere ayrı girişlerin olduğu iki bölümden oluşuyor. Salonda komisyon üyelerinin yer aldığı hilal şeklinde bir masa var. Bu masanın karşısında ise şahitlerin yer aldığı başka bir masa. Aynı tarafta bakanlık temsilcileri bürokratlar ve protokol yazıcıları yer alıyor.

Basın mensupları ve ilgi duyan herkesin girebileceği balkon bölümünde tahminen 60-70 kişilik sandalye var. Şubat ayında göreve başlayan NSU komisyonu bu salonda toplam 35 oturumda yüzden fazla şahit dinledi. Oturumlar halka açık olmasına rağmen Türk sivil toplum kuruluşları ilgi göstermedi. Her oturuma, fazla değil bin kişi gelseydi cinayetlerin aydınlanması için önemli olan bu oturumlar ilgi odağı olacak, daha büyük bir salona alınacak ve kamuoyunda, “Almanyalı Türkler bu meseleye ciddi sahip çıkıyor” kanaatinin oluşmasını sağlayacaktı. Almanya’da sayıları binlerle ifade edilen dernek ve sayıları üç milyonu aşkın Almanyalı Türkün arasından NSU terörünü ciddiye alan 1000 kişi çıkmadı.

Türkiye’den her oturumu takip etmek için, fazla değil, 50 gazeteci ve 20-30 insan hakları savunucusu gelseydi olay sadece Türk kamuoyuna değil dünya kamuoyuna mal olacaktı. Irkçı NSU terörünü merak eden 50 Türk gazeteci ve 20-30 insan hakları savunucusu çıkmadı Türkiye’den.

Irkçı NSU terör hücresinin ortaya çıkmasının üzerinden tam bir yıl geçti.

Kamuoyu 13 yıl boyunca işlenen cinayetlerden önce canilerle tanıştı: Uwe Böhnhardt, Uwe Mundlos ve Beate Zschäpe. Caniler olaya ilk iki hafta büyük ilgi gösteren Alman gazetelerin birinci sayfalarından hissiz, kalleş ve sinsi bakışlarıyla duruyorlardı karşımızda. Acaba 9 Eylül 2000 tarihinde Nürnberg’de birinci kurbanları olan çiçekçi Enver Şimşek’le göz göze geldi mi Mundlos ve Böhnhardt? İşledikleri cinayetlerin acısını hiç vicdanlarında hissettiler mi? Yoksa vicdanları ölmüş müydü? Yaptıklarında kutsal Alman vatanını kurtarma operasyonu mu görüyorlardı yoksa? Bundan 60-70 yıl önce Nazi kamplarında yüce (?) Alman ırkını zararlı parazitlerden arındırılması ve dünya egemenliği için organize işler çeviren katillerle aynı duyguları taşıdıklarında şüphe yok.

Sonra akıl almaz cinayetler serisiyle tanıştı kamuoyu…

Tek silahla işlenen on cinayet. Banka soygunları, bombalı saldırılar!

İlk cinayetten sonra kendisi de Nürnbergli olan dönemin Bavyera İçişleri Bakanı Günther Beckstein cinayetle ilgili haberlerin yer aldığı bir basın dosyasına şu notu düşüyor: “Lütfen bana cinayetin arkasında yabancı düşmanlığının olup olmadığını ayrıntılı bildirin!”

Irkçı terör hücresi NSU’nun ortay çıkışının birinci yılını geride bırakıyoruz. Alman siyaseti olayı hiçbir zaman öncelikli gündem maddesi yapmadı. Başbakan Angela Merkel cinayetlerin perde arkasının aydınlanacağı sözünü verdi ama peşi gelmedi. Konu Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un gündeminden düştü. Koca bir yıl içinde Türk kamuoyunun güvenini kazanacak şekilde iki Alman siyasetçi olaya sahip çıktı: Barbara John ve Christian Wulff.

Federal hükümet tarafından arabulucu olarak atanan John bugün Alman güvenlik sistemine güvenini kaybettiğini söylüyor. Wullf ise Alman basın tarihinde benzeri görülmemiş bir medya kampanyası ile makamından alaşağı edildi.

Bu bir yol içinde kamuyu bir de güvenlik bürokrasisi ile tanıştı. Cinayetler işlenirken sağ gözünü kapatan, cinayetler ortaya çıkıp oynadığı rol kendisine sorulunca ise iki gözünü kapatıp kendi suç ve ihmalleri ile yüzleşmeyi kabul etmeyen kibirli bir bürokratik yapıyla.

NSU Federal Meclis Araştırma Komisyonuna gelen üst düzey bürokratların kimi gerçeği tam söylemedi, kimi siyasetçilere ders verdi, kimi ise arsızca her şeyi doğru yaptığını iddia etti. Ama hiçbiri söyledikleri ile ikna edemedi. Sorun bir zihniyet sorunu ve bu zihniyet devam ettikçe de yeni cinayetlerin olma ihtimal yüksek.

sbag@eurozaman.de

05.11.2012 10:43