TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Nobel Barış Ödülü AB’nin geçmişi hakkında çok, geleceği hakkında ise hiçbir şey ifade etmiyor

Geçen Cuma günü Nobel Ödül Heyeti bu yılki Barış Ödülü’nü Avrupa Birliği’ne verdi. Kurulduğu günden bugüne kadar kendisine biçtiği misyonu gerçekleştirdiği için AB bu ödülü hak etti. Bu ‘barış ve istikrar’ misyonundaki başarı sadece Avrupa için değil dünya, için son derece önemlidir.

AB yüz yıllarca birbiri ile savaşan devlet ve toplumların karşılıklı çıkarlarını savaş olmadan nasıl dengeleyeceklerini gösteren bir model olduğu için önemlidir ve devam etmesi gerekmektedir.

Avrupa tarihi bir yönüyle diktatörlüğün, baskının, ayrımcılığın, savaşın, şiddetin ve bunlara kaynaklık eden nefretin, kinin ve düşmanlığın tarihidir. Avrupa toplumları önce yüzyıllarca Katolik kilisesinin zulmü altında inim inim inledi. Bu karanlık dönemde ne hukuk, ne bilim, ne özgürlük, ne akıl, ne eşitlik ne de sosyal adalet vardı.

Kilisenin krallıklarla el ele vererek kurduğu hak hukuk tanımaz bu mutlak egemenliği mezhep savaşları takip etti. Önderliğini Alman Martin Luther’in yaptığı ve arkasında krallıklar arasındaki iktidar savaşlarının önemli rol oynadığı Protestanlık Mezhebi’nin ortaya çıkmasından sonra başlayan mezhep çatışması birçok savaşı da beraberinde getirdi. Mezhep çatışmasının sebep olduğu en kanlı savaşlar 1618-1648 yılları arasında yaşandı. Tarihe 30 Yıl Savaşı olarak giren bu felakette tahminlere göre halkın üçte biri (7 Milyon) telef oldu.

Fransız Devrimi’nden sonra (1789) mezhepler savaşının yerini milletler savaşı aldı. Avrupa milletleri bir taraftan Avrupa’da en güçlü ülke olmak için, diğer taraftan dünyanın farklı kıtalarındaki sömürgelerini arttırmak için savaştı. Avrupa dışında tarihinde herhangi bir Avrupa ülkesinin açık veya kapalı sömürgesi olmayan bir ülke yok gibi.

Özünde ırkçılığın ve onu meşrulaştıran Sosyal Darvinizm’in yer aldığı Milletler Savaşı birincisinden çok daha korkunç bir ikinci 30 Yıl Savaşı’na (1915-1945) sebep oldu. İki dünya savaşının meydana geldiği bu zaman diliminde onlarca ülke birbiri ile savaştı, on milyonlarca insan vatanından ve yurdundan oldu ve toplam 80 milyon insan hayatını kaybetti.

Avrupa için tarihte bir benzeri olmayan Avrupa Birliği (AB) projesi yüzyıllarca devam eden cehennemi bir azaptan sonra bütün sorunların çözüm bulduğu, karşılıklı çıkarların dengelendiği, barış, refah, özgürlük ve hukukun üstünlüğünün hayat bulduğu bir yapıdır.

1952 yılında temelleri atılan AB’nin yapısı sorunlu değil mi? Elbetteki sorunlu. AB bürokrasisi güçlü, demokrasisi özürlü, yönetim tarzı sorunlu, karar mekanizması şeffaflıktan uzak, geleceği müphem bir yapıdır. Ancak kurulduğu günden günümüze kadar vaat ettiği misyonu nispeten gerçekleştirdiği için alternatifsiz bir model oldu. Barış vaad etti; 60 yıldır üye ülkeler arasında savaş yok. Refah vaad etti, AB ülkelerinde insanlar iş buldu, kazandı ve bütün eksikliklere rağmen fakirle zengin arasındaki uçurum sosyal devlet ilkesi doğrultusunda yürütülen politikalarla dengelendi.

Geçen Cuma günü Nobel Ödül Heyeti bu yılki Barış Ödülü’nü Avrupa Birliği’ne verdiğini açıkladı. Kurulduğu günden bugüne kadar kendisine biçtiği misyonu gerçekleştirdiği için AB bu ödülü hak etti. Bu ‘barış ve istikrar’ misyonundaki başarı sadece Avrupa için değil dünya için son derece önemlidir. AB yüz yıllarca birbiri ile savaşan devlet ve toplumların karşılıklı çıkarlarını savaş olmadan nasıl dengeleyeceklerini gösteren bir model olduğu için önemlidir ve devam etmesi gerekmektedir.

Bugün AB’nin sorunu görünürde Euro krizi olsa da aslında misyon sorunudur. AB’nin misyonlarından biri geride kalan iki dünya savaşının müsebbibi olarak tarihe geçen Almanya’nın gücünü ve hırsını kontrol altına almaktı. Bugün Almanya Fransa dâhil kıta ülkelerine taleplerini kabul ettirecek kadar ekonomik ve buna dayalı siyasi gücü olan bir ülke konumuna geldi. Eğer AB Almanya’yı kontrol altında tutmayacaksa, aksine AB Almanya’nın gücüne güç katacaksa Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi ülkeler için cazibesi nerede?

AB kendine yeni bir misyon bulamazsa siyasi hedefi olmayan, dünyada ekonomik önemi her geçen gün azalan, ilkelerin çıkarlara kurban edildiği sıradan bir işbirliği örgütüne dönüşür.

15.10.2012 09:10