TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

NEDEN?

17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk olayından sonra yaşananlar Almanyalı Türklerin gündeminde ön sıralardaki yerini koruyor. Bunun en önemli bir kaç sebebi var. Biri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her mitingde lafı döndürüp dolaştırıp Hizmet Hareketi ve/veya Fethullah Gülen Hocaefendi’ye getirerek aslı astarı olmayan suçlamaları diline dolaması. Bir diğeri havuz medyasının Hizmet’le ilgili neredeyse yayınladığı anda yalanlanan haberciliği. Bir üçüncüsü sosyal medyada Fuat Avni, Haramzadeler ve Faruk Arslan gibi isimlerin yaptığı paylaşımlar ve olayların perde arkası ile ilgili yayınladıkları makaleler.

Bu ve belki bunlara eklenebilecek başka sebeplerden dolayı hemen hemen her sohbet meclisinde, komşu ve akraba ziyaretinde, hatta Türkiye’deki yakın akrabalarla yapılan telefon görüşmelerinde bile söz ister istemez AK Parti Hizmet ilişkisinde yaşanan kırılma ve AK Parti’nin Hizmet’e karşı yürüttüğü imha siyasetine geliyor. Eğer buna siyaset denirse tabii.

Benim gözlemim şu; daire Hizmet gönüllülerinden dışarıya doğru açıldıkça şüphe ve kararsızlık artıyor. Geçende bir komşu ziyaretinde Almanya’da kazandığı paralarla Türkiye’de çok sayıda inşaat yaptıran bir hacı amca AKP belediyelerinin nasıl boğazına kadar rüşvete battığını, belediye başkanlarının farklı ortaklık modelleri ile nasıl zenginleştiğini birinci elden şahidi olarak anlatıyor ve ekliyor: “Bu Türkiye’nin gerçeği ve belediye başkanı hangi partiden olursa olsun hepsi işi rüşvetle yapıyor.” Söz Erdoğan’a gelince duruyor ve tevile giriyor. Erdoğan ve çevresinin rüşvete bulaşmadığından, aslında belediyelerde var olan rüşvet sisteminden haberi olduğu halde engel olamadığından söz ediyor ve tabi ki ‘paralel yapıdan’. Neyse kendisi ile rüşvet sorununun AKP dâhil tüm partilerin bir şekilde bulaştığı köklü bir sorun olduğu konusunda anlaştık.

Benim asıl dile getirmek istediğim konu farklı.

Samanyolu televizyonunda perşembe günleri ‘Ötesiz İnsanlar’ dizisi oynuyor. Dizinin konusu 28 Şubat post-modern darbe öncesi ve sonrasında yaşanan başörtü sorunu. Diziyi eğer izlemediyseniz izlemenizi tavsiye ederim. İnternet ortamında yayın yapan Küre TV üzerinden daha önce yayınlanan bölümleri izlemeniz de mümkün.

Bugün yaşadıklarımızın henüz tam kestirilemeyen derin etkisi 28 Şubat sürecinde yaşananların çok ötesinde.

Türkiye’nin henüz ayrıntılarını tam bilmediğimiz bir 17 Aralık öncesi var. Bu dönemde farklı devlet dairelerinde Hizmet bağlantısı var diye fişlenerek tasfiyeye uğrayan veya önü kesilen alt ve üst düzey görev yapan binlerce memur var belki. 17 Aralık sonrasında ise dünya kamuoyunun gözü önünde ‘ya onlar beni, ya ben onları’ mantığı ile devlet eliyle yürütülen tenzil-i rütbeler, zorunlu atamalar, delil karartmalar, hakaretler, hukuk devletinden kanun devletine geçişler ve bunların oluşturduğu acılar ve hayal kırıklıkları yer alıyor.

Bütün bu olayları medyadan takip eden insanlar sorularına cevap arıyor ancak tatmin edici cevaplar bulamıyorlar. Olayları tüm yönleri ile konuşmak istiyor, ancak yetkili muhatap bulamıyorlar. En çok zihinler kurcalayan soru ise, ‘Neden bütün bunlar?’ Türkiye’de her şey rayına oturmaya başlamışken

NEDEN?

Ne zaman biteceği belli olmayan bu süreçten yaşanan acılardan ve hayal kırklıklarından sinema ve televizyon, tiyatro ve roman, şiir ve sanatın diğer dalları için çok zengin bir hazine oluşuyor. Mesela usta bir edebiyatçının kaleminden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkisini konu edinen biyografik bir roman ne kadar da ilgi çeker değil mi?
Neredeyse 20 yıldır birlikte siyaset yapıyorlar. Siyaset tarzları farklı olsa da kriz dönemlerinde kenetleniyor ve birlikte hareket ediyorlar. Bugün olduğu gibi.
Veya kalbi ülke sevgisi ile dolu bir polis memurunun sadece Hizmet’e gönül vermiş diye maruz kaldığı muamele!

Henüz senaryosunu kader sahibinin yazdığı bir korku filimi içindeyiz. Ancak bu dönem geçip algı ile gerçek arasındaki sis perdesi kalkınca nice bilim ve sanat eserlerinin ortaya çıkacağını şimdinden tahmin etmek zor değil.

Gelecek günleri beklemeyerek bugünden hislerini kağıda dökenler de var. Bunlardan biri zaman zaman sohbet meclislerinde buluştuğumuz uzun yıllardır Berlin’de yaşayan Yozgatlı Muammer Abi.

Eğitim hizmetlerine gönül veren Muammer Abi aşağıdaki şiirinde cumhurun başkanına, kendi ifadesi ile Reis-i Cumhur’a seslenmiş. Duyar mı acaba?

Uzun şiirin bir bölümü şöyle:

Reis-i Cumhur’a
Şikayetim Cumhur sana
Görmüyon mu sen bu hali?
Menfaat mi çıkar öne
Görmüyon mu sen bu hali?

Sen Cumhursun parti tutma
Müslümansın yanlış yapma
PeKaKa’ya vatan satma
Görmüyon mu sen bu hali?

Cumhurbaşkan köşktür yerin
Başbakan’a ver ihtarın
Gün geçtikçe kötü durum
Görmüyon mu sen bu hali?

* * *
Hizmet yapar Türk okulu
Bütün dünya sevdi onu
İnsaf zalim vicdan hani
Görmüyon mu sen bu hali?

Dışarıda öğretmenler
Ne çileler çekti onlar
Utanmadan iftiralar
Görmüyon mu sen bu hali?

Muammer’im Allah büyük
Başbakan’ım yapma ayıp
Hainleri kucaklayıp
Görmüyon mu sen bu hali?

03.03.2014 18:47