TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Nazi babanın sosyal demokrat oğlu: Sigmar Gabriel

Almanyalı Türkler olarak kendi aramızda konuşurken çoğu kez laf dönüp dolaşıp Almanya’nın Nazi geçmişine geliyor. Gündelik hayatta yaşadığımız haksızlıkları ve dışlanmışlıkları ‘Almanlar ırkçı’ genel (ön) yargısı ile açıklıyoruz çoğu kez. Bu tür genellemelerin yanlışlığı bir tarafa bizi ortak geleceğin inşası konusunda da çözüme götürmüyor.

„O benim hayatımı kurtardı. Çoğu kez onu ağlarken görüyordum. Benim için uzun yıllar mücadele etti. Şimdi ise ben onun hayatını zehir ediyordum. Bundan dolayı halen ona karşı kendimi suçlu hissediyorum.” Bu cümleleri Sosyal Demokrat Parti SPD’nin 53 yaşındaki genel başkanı Sigmar Gabriel 10 yaşındayken annesine karşı sergilediği davranış hakkında söylüyor.

Haftalık Die Zeit (03/13) gazetesine ilk defa özel hayatı ile ilgili içini döken Gabriel’in yaşadıklarında Almanya’nın Nazi geçmişinin ailelerde halen devam eden derin etkisini görmek mümkün. Henüz üç yaşındayken anne-babası boşanır küçük Sigmar’ın. Ablası annesinin yanında kalırken, kendisi çok sevdiği annesinden uzak, babasının yanında kalmak zorunda bırakılır.

Baba Walter Gabriel oğlu küçük Sigmar’a şiddet ve baskı uygulayarak çocuk yaşında hava ve su kadar muhtaç olduğu sevgi ve şefkati esirgeyen biri değil sadece. Onun çok sevdiği annesi ile görüşmesine de engel olur uzun yıllar.

1921 doğumlu Walter 1945 yılından, öldüğü 12 Haziran 2012 tarihine kadar, 67 yıl boyunca Nazı ideolojisine sadık yaşar. Baba Gabriel son nefesine kadar Yahudilere yapılan soykırımın (holokost) bir uydurma olduğu görüşünden vaz geçmediği gibi Nazi döneminde yaşananları savunan birkaç oda dolusu kitap ve belge toplar ve artık SPD’nin zirvesine tırmanmış olan öz oğluna karşı sağcı National Zeitung gazetesine açıklamalarda bulunur.

Oğul Gabriel çok zor geçen çocukluğuna rağmen ne babasının fikirlerini üstlenerek bir Neo-Nazi olur, ne de sorunlu ailelerde çok sık görüldüğü gibi, hırsızlık ve başka suçlara bulaşarak hayatı cezaevinde veya gençlik bakım evinde son bulan bir şehir eşkiyası.

Annesinin babasına karşı yürüttüğü yedi yıllık hukuk mücadelesinden sonra 10 yaşında çok sevdiği annesine kavuşur küçük Sigmar. Ergenlik dönemine kadar hırsızlık ve arabaların lastiklerini bıçaklamak gibi suçlara bulaşsa da annesinin sevgisi, yakın ilgisi, hoş görüsü ve engin şefkati onu daha büyük felaketlere düşmekten korur.

Daha sonra SPD’nin gençlik teşkilatı JUSOS’da siyasete atılan Gabriel, çocukluğunda çektiği acıların ve maruz kaldığı şiddetin üzerinde bıraktığı etki hakkında şunları söylüyor: “Geride kalan kontrol edilmesi neredeyse imkânsız bir öfke oldu. Haksızlık olarak algıladığım bir olay olduğunda veya etrafımdaki insanlara haksızlık yapıldığında çok çabuk hiddetleniyorum.” Ancak yaşadıkları kişiliğinde hiç silinmeyecek yıkımlara da sebep olur.

Adolf Hitler 12 yıl iktidarda kaldı. 12 yıl ilk bakışta çok uzun bir zaman dilimi değil. O 12 yılın üzerinden neredeyse 70 yıl geçti. Ancak Hitler’in ırkçı ideolojisi toplumun dokusunda ve fertlerin psikolojisinde nesilleri etkisi altına alan öyle derin yıkıma sebep oldu ki, bunu farklı bir kültür ve tarih havzasından gelen bir insan olarak anlamak o kadar da kolay değil.

Bir taraftan yeni Almanya kendini demokratik hukuk devleti olarak Nazi ideolojisine karşıt siyasi bir rejim olarak tanımladı ve Hitler ideolojisi ile hesaplaşma mücadelesi verdi/veriyor. Savaş sonrasında oluşan bu demokratik kültürün gereği özel hayatı ile ilgili bu ilginç hikâyesini Gabriel kamuyu ile paylaşana kadar hiçbir gazete veya televizyon ‘şok’ haber olarak vermedi. İster parti içinden olsun isterse karşıt partilerden Gabriel’in siyasi rakipleri de olayı kendisine karşı, ‘Bak sen çok demokrat biriyim diyorsun ama ailende ırkçı biri var. Hem de baban. Bunun senin üzerinde mutlaka bir etkisi vardır.’ şeklide istismar etmedi. Baba Nazi olsa da oğul Sosyal Demokrat Partinin zirvesine kadar çıkabiliyor bu ülkede. Olması gereken de bu!
Diğer taraftan Gabriel ailesinin dramı şunu gösteriyor: İkinci Dünya Savaşındaki mağlubiyeti kabullenmeyip ırkçı fikriyatı açık veya kapalı bir şekilde savunan insanlar yeni dönemde de varlığını devam ettirdi ve önemli konumlara geldi. Sadece Batı Almanya’da değil.

Yeşiller Partili siyasetçi Katrin Göhring-Ekhardt çocukluk hatırası olarak Doğu Almanya’da birçok insanın dolabında Sosyalist ‘İşçi ve Çiftçi’ Cumhuriyetinin resmi yayın organı Neues Deutschland gazetesine sarılı Hitler’in Mein Kampf kitabını sakladığını anlatıyor.

Almanyalı Türkler olarak kendi aramızda konuşurken çoğu kez laf dönüp dolaşıp Almanya’nın Nazi geçmişine geliyor. Gündelik hayatta yaşadığımız haksızlıkları ve dışlanmışlıkları ‘Almanlar ırkçı’ genel (ön) yargısı ile açıklıyoruz çoğu kez. Bu tür genellemelerin yanlışlığı bir tarafa bizi ortak geleceğin inşası konusunda da çözüme götürmüyor.

Sigmar Gabriel aradan yıllar geçip geriye bakınca kendisini babasının elinden kurtaran annesine karşı şükran duyguları ile dolup taştığını söylüyor. Sorunlu fertlerde olduğu gibi toplumsal farklı gruplar arasında yaşanan sorunlarda da çözüm Sigmar Gariel’in annesinin ortaya koyduğu tutumda gizli olsa gerek: İnsanlara şefkatle yaklaşmak, hoşgörülü olmak, yakın ilgi göstermek ve tüm semavi dinlerin ortak çağrısı olan affedici olmak.

23.01.2013 14:43