TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Nassehi’nin kitabı vesilesiyle..

Dün 23 Nisan’dı. 23 Nisan Çocuk Bayramı. 23 Nisan aynı zamanda Dünya Kitap günü. UNESCO 1995 yılında ilan etmiş.

Madem konu kitaptan açıldı, bugün kitap üzerinden gidelim.

Son günlerde elime geçen kitaplardan biri Armin Nassehi’ye ait. Nassehi Münih’te, sosyolog. Modern toplumu anlama adına yararlı kitapları var. ’Mit dem Taxi durch die Gesellschaft’ kitabını beğenmiştim.

Yeni kitabı ise sağ-sol kavramlarının artık demode olduğu üzerine. “Die letzte Stunde der Wahrheit“ başlığını taşıyor. Alt başlığı kitabın tezi hakkında daha açıklayıcı: “Sağ ve sol neden artık alternatif değildir ve toplum daha farklı anlaşılmalıdır.“

Uzatmayalım; belki parka gidecek olanı, televizyonda dizisini bekleyen vardır..

Nassehi alt başlıkta da ifade ettiği gibi sağ ve sol kavramlarının toplumu anlama adına artık alternatif sunmadığını, çok açıklayıcı olmadığını savunuyor.

Solu şöyle anlıyor: Toplumun nasıl olması gerektiği konusunda fikri olan, evrenselci, bütün insanları kapsayıcı argümanlar geliştiren, belirli araçları kullanarak daha adil bir toplum oluşturacağına inanan bir anlayış.

Sağın görüşünü ise şöyle özetliyor: Toplumun etnik veya kültürel olarak homojen olması halinde toplumun çok daha kolay işleyeceğini, dayanışmanın artacağına inanmak.

Nassehi’ye göre ikisi de yanılıyor.

Ona göre toplum karmaşık bir şey. İçinde çok farklı mantıklar geçerli. Sağlık sektörünün mantığı farklı, ekonominin, siyaset alanının mantığı farklı. Bunların hepsi kendi alanlarında işliyor. Böyle karmaşık bir yapıda belli araçlarla belli sonuçları almak da zor. Tek gerçekçi yol küçük adımlarla iyileştirme yolu.

Nassehi başka bir noktaya da dikkat çekiyor:

Günümüzde çoğu insan ve özellikle de orta kesim iş söze geldiğinde solun dilini kullanıyor. Herkes zayıftan yana, göçmenlere adaletten yana. Ama iş pratik hayata geldiğinde sağcı pratikler uygulanıyor. Söylem bazında sol argümanları kullananlar çocukları için göçmen kökenli çocukların az olduğu okulları tercih ediyor.

Yani: Sol gösterip sağ vuruyor!

Zaten Almanya’da tarihi nedenlerle sağ problemli bir görüştür. Kimse kendini kolay kolay sağcı göstermez. Anketlerde halkın yüzde 34’ü kendini solda, yüzde 52’si merkezde, sadece yüzde 11’i sağda gösterir.

Sağ ve sol ayrımının ne açıklayıcılığını ne kadar kaybettiğini SPD ve CDU partilerine bakarak da anlamak mümkün. Göçmenler konusunda açılım yapan CDU’luları nereye koyacaksınız, Sarrazin SPD’ye ne kadar yakışıyor?..

***

Aslında aynı yaklaşımı Türkiye konusuna ya uyarlayabiliriz.

Sağ ve sol kavramları Türkiye’de de yaygındır. Ancak bunların çok uymadığı öteden beri dikkatlerden kaçmıyordu.

Sağ ve sol kavramları Fransız İhtilali sonrasında 1791 Meclisinde muhafaza etmek isteyenlerin meclis başkanının sağ tarafına, yenilikçi olanların sol tarafına oturmasından geliyordu. Ancak Türkiye’de sol denenler uzun yıllar muhafazakar olmuştu.

Şimdi ise bambaşka bir durum söz konusu. Dini referans gösterenler iktidarda. Söyleme bakılırsa Fırat’ın kenarında bir koyun kaybolarak ölse onun ızdırabını çekmeleri gerekir. Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen bir peygamberin yolundan gittiklerini söylerler.

Peki uygulama? Bırakın Fırat’ın kenarındaki koyunu, göz göre, İstanbul’da Boğaz’ın yanlarında insanlar haksız yere içeri atılıyor.. Bırakın güzel ahlakı, iftiralar, sahte belge üretimlerinin bini bir para.. Bırakın adaleti, bugün Suriye’ye silah taşıdığı ortaya çıkan tırlar güya insani yardım eli, Kimse Yok Mu terörist(!)

Sonuç olarak:

Bugün nasıl ki toplumu sağ ve sol kavramları ile yeterince açıklayamıyoruz, ahlaki duruş, kul hakkı hassasiyeti, iç derinlik gibi konularda da dindarlık görünümü açıklayıcılığını büyük ölçüde kaybetti. Başörtülü ama zulmü alkışlayanlar, sakallı ama hukuk dışına çıkabilmeyi savunanlar türedi.

Etikete değil, içindekine bakacağız artık.

Meraklısına: Armin Nassehi: Die letzte Stunde der Wahrheit, Murmann, Hamburg 2015. (20 Euro).

23.04.2015 20:30