TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Tohum, toprak ve eğitim

Her tohum her toprakta bitmez. Tohumun yeşermesi, toprağın niteliğine bağlı. Ne kadar sağlam olursa olsun, toprak çoraksa, tohumun âkıbetinden endişe edilir.

Toprakla iştigâl edenler bilir, içindeki minerallerin zenginliği ve bakımı görümü ölçüsündedir verimlilik. Ona göre ürün daha bir gürbüz ve lezzetlidir. Aksi halde buruşuk, cılız, çelimsiz kalır. Sulanmadıkça da tohumlar çürüyüp gider. Tohum, toprağın bağrına kök saldıkça boy atar, yukarılara doğru serpilir.

Çocuk eğitimine tam oturur bu benzetme, hem de gerçekçi biçimde. Tohum çocuktur, toprak ise aile ve toplum. Yani çocuk boy atıp gelişmeye muhtaç bir tohum, çocuğun maddi-manevi gelişeceği aile ve toplum da toprak…

Nitekim çocuklar da solar. Biyolojik, psikolojik, zihnî, ruhî ve sosyal açılardan bakımı görümü ihmal edildiğinde… Kişiliklerinden davranışlarına, sosyal (ağlarla) ilişkilerinden hayat anlayışlarına kadar olumsuz yansılamalar tezahür eder.

Peki en büyük sorumluluk kimde? Elbette ailede. Şöyle tasavvur edelim: Çocuğun etrafında aile, okul, sokak, cami veya dernek gibi alanlardan teşekkül eden bir daire var. Ama çocukla, okulla, sokakla ve cami (dernek) ile hem tek tek o alanlar içinde hem de geniş dairede ilişki ve iletişimin sağlıklı bir zemine oturmasında da ailenin rolü büyük. İlişki düzeyini çocuğun her yönden gelişimine faydalı formatta seyretmesini sağlayacak yine aile. Yani aile; sevgi, ilgi, bilgi, destek ve güven çerçevesinde çocuğunun arkasında durduğu ölçüde verim alabilir.

Ne dedik, toprak bakımlı değilse tohum çürümeye terkedilmiş olur. Öyleyse çocuğun hayatını geçireceği her alana bakmak icap eder. Bu, sadece öylesine bakmak değildir… Aile ve çevrenin, çocuğun zihnî ve sosyal açılımları açısından münbit bir zemin haline gelmesidir mesele, ama gayret ister bu.

Topraktaki minerallerin tohumun zerrelerine tesiri gibi, çocuğun ruh, zihin ve duygu dünyası kaneviçe gibi işlenmeyi bekler. Evet aynen kaneviçe gibi sanatkârane, hem de iyi, doğru, güzel ekseninde.

Niçin? Cevabı gayet basit. Sen kendi tohumuna, toprağına gereken önemi vermez, bakımını görümünü yapmazsan, yaban otları işgâl eder. Medyanın, facebook’ların, smartphone’ların hüküm sürdüğü dış dünyanın acımasız dayatmalarına mukavemet edemezsiniz. Bu hep böyledir, kanundur yani.

Kaneviçe hassasiyeti gösterilmezse eğer, alaca bulaca, yakışıksız, dengesiz bir acube çıkar ortaya. Etrafımıza bakalım. Yok mu acube davranışlar sarmalında insanlığından bile vazgeçenler… Gayesiz, mesleksiz, mesnedsiz kendini sokağa salanlar…

İnsan, erdemleriyle insanlığına yükseliyorsa eğitimin hedefi bellidir. Zaten sayısız örnekleriyle somut bir husustur konuştuğumuz. Amerika’yı yeniden keşif yolculuğuna çıkanların varacağı nokta zaman kaybından öte ne ifade eder. İnsanı anlamak yetmez, zamanı da kavramak gerek. Eğitimde hep geç kalışımız, insanı anlayamamanın yanında zamanzede olmaktan da kaynaklanmıyor mu? Zamanı anlamak kolay değildir, asrın minaresinden duyurulan değerlerimize kulak vermeden hiç değil.

Çocuklarımızı eğitmeye eğilirken kaneviçenin nasıl işlendiğine bir göz atmaya ne dersiniz? Bir de bambus ağacının ibret dolu neşvünema esprisine. Kaneviçe ve bambus örnekleri eğitimdeki nirengi noktalara işaret eder ki üzerinde düşünmeye değer. Neticede biçeceğimiz şey ekip işlediğimizdir. Ne tohum, ne toprak ne de insan başıboş bırakmaya gelmez. Hem;

Çocuk gülden daha mı değersiz,

Bana bir gül göster ki dikensiz…

25.09.2015 15:41