TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Tesadüf sadece bir sözcük!

Çok basit, ama oldukça yerinde bir tespit. Her halûkarda üzerinde düşünmeye değer. Varlıktaki sistem insandan önce de mevcuttu. Bir an insanı yok sayarsak varlıkta “tesadüf” diye bir hadisenin yaşanmadığı açık.

“Tesadüf” kavramını üreten insanın kendisi. İnsan varlıkta hiçbir tezahürü olmayan bir şeyi varmış gibi ortaya atıyor, hatta varlığın varoluşuna dayanak yapıyor. Oysa tesadüf kavramının, insanın ürettiği bir kelime olmaktan öte hiçbir karşılığı yok.

İnsan, yüz trilyon hücreden oluşuyorsa, bir hücrede yüz milyar atom varsa, evrende milyarlarca galaksi, her bir galaksi içinde milyarlarca yıldız varsa ve atomdan galaksilere kadar muazzam bir sistem işliyorsa, bütün bunları tesadüfle izah etmek kendi içinde muazzam bir paradoks oluşturmaz mı?

İnsan hakikaten garip bir varlık… Ham maddesini tabiattan alan ve kendi elinden çıkan hiçbir eseri tesadüfe vermeyip, kendi aklının, ilminin ve gücünün eseri olarak görüyor. Ev, araba, yol, uçak, şehir, bilgisayar, halı, radyo, resim, ekmek, kamera, masa, ayakkabı vs… Ancak kendi ürünleri dışındaki herşeyi kendiliğinden varolduğunu iddia ederek tesadüfe bağlayabiliyor… Güneş, yıldız, hava, su, demir, oksijen, işin, göz, akıl, mevsim, deniz, dağ, orman, elma, atmosfer, bitki, hayvan ve insan vs…

Bunda da bir beis görmüyor insan… Varlıkların bizzat kendinde tesadüfî hiçbir şeyin işlemediği görüldüğü ve tesadüfen oluşma ihtimali dahi sıfır olduğu halde “tesadüf”e sığınabiliyor. İşte insan zihninin ve hayalinin çelişki dolu bir tezahürü… Belki de gurur, kibir ve büyüklük taslamanın bir neticesi…

Herşeyin mükemmel ve belli kanunlar çerçevesinde cereyan ettiği bir sistem, nasıl insanların ürettiği bir kavramla, yani tesadüfle izah edilebilir? İnsanların kendi ürettikleri eşya ve cihazları değil de, onlarla kıyaslanamayacak kadar kompleks ve harika varlıkları tesadüfle açıklamak sadece bir kurgu.

Modern bilim, tabiatın içindeki ve canlılardaki muazzam düzenlerle meşgul olsa da, maddi faktörlerin maksatsız ve önemsiz şekilde birbirlerini etkilediği yönünde bir yaklaşım sergiliyor. Milyonlarca canlı-cansız sistemler içinde hikmetsiz hiçbir hadise vuku bulmazken, nedense herşey tesadüfe dayandırılabiliyor. Atom çekirdeğinden galaksilere bütün varlıkta harikulade uygulanan kendine özgü programlar kendi kendine gelişmeyle ve tesadüfle izah edilirken, milyonlarca farklı firmanın bilgisayar yazılımlarının programlayıcı olmadan meydana gelebileceğini kimse düşünmez.

O zaman tabiatta cari olan bütün kanunlar bir maksada yönelik işliyorsa, çok ince fizikî ve matematiksel hesaplarla görevlerini yapıyorlarsa şu soruyu rahatlıkla sorabiliriz: Ya sadece bir sözcükten ibaret “tesadüf” denilen şey tanrıdır ya da bütün bu mükemmel sistemlerin verasında herşeyi yaratan, gözeten, bilen bir Kadir-i Zülcelâl vardır.

Bu kadar hikmetli hadiseleri bir sözcük olmaktan öte hiçbir esprisi bulunmayan tesadüfe vermek, insan aklıyla alay etmek manasına gelmez mi? Mesele insanoğlunun Yaratıcıyla yaşadığı problem sebebiyle ortaya attığı ahmakça bir yaklaşımdan ibaret gibi duruyor. Ahmakça, çünkü tesadüfe dayalı açıklamayla atom atom hikmetle nakşedilen bütün varlık birden anlamsızlığa ve maksatsızlığa bürünüyor.

Halbuki yaratılış bilhassa İslam’daki tevhit inancı ve düşüncesiyle çok daha mantıklı bir zemine oturuyor. En azından herşeyin bir gayesinin olduğu, Yaratıcı’nın esma ve isimlerinin tecelligâhı oluşu, hiçbir varlığın başıboş değil, bir hikmete vabeste olarak yaratıldığı mâkul şekilde izah ediliyor.

Bir de Yüce Yaratıcı sadece eserleriyle insanı başbaşa bırakmıyor, resûl ve kutsal kitaplarla dikkatleri kendine çekiyor. Yüzlerce ilmî alana mevzu olan mükemmel varlıkları dildeki bir kelimeden öte hiçbir özelliği ve tesiri olmayan “tesadüf”e bağlamaktansa, Sonsuz Kudret’in sonsuz ilmiyle izah etmek daha mantıklı ve anlamlı değil mi?

17.06.2016 18:31