TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Tekâmül varken neden tereddi?

Tereddi, yozlaşma, gerileme, soysuzlaşma demek. “Tekamül”, insanın iyi yönde değişmesiyse, “tereddi” bunun tam tersi, yani insanın kötü yönde değişmesi.

İnsan değişen bir varlıksa eğer ki öyledir, tekâmül ve tereddi arasındaki değişime dikkat etmek, hatta tercih yapmak durumunda. Bizim kültürümüzde tekâmülün hedefinde insan-ı kamil olma varsa, tereddinin varacağı yer de esfel-i safilin ya da “belhum adal” derekesine düşmektir herhalde.

Hem tereddi hem de tekâmülün çeşitli derecelerinde insanların ne kadar terakki ettiğine şahit olduk son zamanlarda. Bazen öyle hadiseler vardır ki insan denen meçhulün iç yüzünü açığa vurur. Evet, hayat öğretir, hayatın çeşitli seviyelerdeki tezahürleri de. Meçhul, ortaya çıkar ve görünür olur.

Bizi hadiselerin itebileceği tereddi istikametinden koruyabilecek potansiyel güç sağlam imanımız ve değerlerimizdir. Onlara sığınmak icap eder. Hikmetin yerini cerbeze almışsa, zulüm adalete kelepçe takmışsa, sevginin önüne nefret duvarları örülmüşse o toplum fetret veya fitne dönemi yaşıyor demek. Böylesi dönemlerde farkında olmadan insanların kendilerini tereddi istikametine kaptırmaları kolaydır. Hem de dezenformasyonun, algı operasyonlarının tavan yaptığı internet çağında.

Müslümanlar düşünün, galiz ifadelere, alenî yalanlara, küfür ve şirk işmam eden sözlere, mukaddesatla alay edilmesine, ayyuka çıkmış yolsuzluklara, belgelenmiş rüşvet çarkına, ülkenin yağmalanmasına, masum insanlara reva görülen zulümlere ses çıkarmıyor, hatta sadece ve sadece siyasî mülahazalarla tarafgir davranabiliyorlar. Bunlarla birlikte akıl almaz isnat ve hukuksuzluklara, edep dışı tavırlara katılmak tereddi değil de nedir?

Kitap ve Sünnet gibi ana kaynaklarımızda tekamülün yönü ve hedefi belli. İmanî, insanî, ahlakî, hukukî diyebileceğimiz birçok ilke ve değerlere sahibiz. İffet, haya, doğruluk, kardeşlik, tevazu, yardımseverlik, Allah rızası, kul hakkı, amme hukuku, sevgi, saygı vb. gibi ilke ve değerlerin Müslüman’ı tekamülle insan-ı kamil istikametine yürüttüğünü biliriz! Ya gıybet, yalan, iftira, fitne haram değil mi(ydi)? Ve bunlar, irtikap edeni kötü yönde değiştirmez mi? Yani düşünce ve hayatını tereddi ve tedenni istikametine çevirmez mi?

Kanımca ister mevcut haliyle siyaset, ister ideolojik hale getirilmiş bir inanç, akım veya fikir, insanı bir çırpıda tereddi istikametine yönlendirmede ciddi risk taşıyor. Bir bakın mevcut siyaset nasıl da kesafet (yoğunluk, bulanıklık) kokuyor. İnsana ve topluma faydalı işler yaptığı dünyaca bilinen bir topluluk, bir anda muazzam bir polarizasyona (kutuplaşmaya) maruz kalsa, akıllara ziyan yaftalarla şeytanlaştırılsa ve insanların bir kısmı buna safça inansalar, bu kesafet dünyasında bir tereddi sayılmaz mı?

Tereddiye sürüklenen insanların böyle bir dünyada güzellik, merhamet, sevgi, saygı soluklamaları mümkün mü? Bir hadiste, “Biri, bir Müminin yanına vardığında rahatlar.” buyurulur. Bırakın yanına varıp rahatlamayı, selamı, kelâmı bile bir çırpıda kesenler oldu yığınla. Tekamül yolunu seçen müminlerin yanında insan ancak rahatlayabilir ki, o da “letâfet”in dünyasıdır.

Sadece siyasî ve dünyevî mülahazalar veya çıkar duygusu tereddiye göz kırpar. Yüce Beyan bu kavramı cimri davranan ve kendini güçlü sanıp Allah’tan müstağni gören insanlar için kullanarak ikaz eder: “O, aşağıya doğru yuvarlanırken malı kendisine hiç fayda etmez.” (92:11) Ali Bulaç’a göre ise, “Hayatını sığ ve gelip geçici ayrıntılar içinde boğularak geçiren insan bir damla suda boğulur.” Sahi, tekâmül varken neden tereddi istikametine savrulur insan? Ve niçin “İnançla geril ve insana sevgi duy; kalmasın alâka duymadığın ve el uzatmadığın mahzun bir gönül!” düşüncesiyle tekâmül yörüngesine demir atmaz?

06.03.2015 19:30