TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Son uçuş 4U-9525

Ölüm meçhûl. Hikmetlerini tartışmaya ne hacet… Nerede ve ne zaman? Belki de hiç hayalimizden bile geçiremediğimiz bir yerde ve anda.

Son uçuş 4U-9525 de böyle oldu. Kim bilebilirdi ki, farklı hayatların Barcelona’dan Düsseldorf’a uçarken Fransa Alplerindeki yalçın kayalıklarda son bulacağını. Kaç canın gittiğinin ne önemi var? Ha bir can, ha 150… Bir insan bir âlemse, eşref-i mahlukatsa, Yaratıcının mükemmel bir sanat eseriyse, kemmiyet ne ki?

İnsanları parçaladıkça parçaladık, paçavraya çevirdik… 144 yolcu, 4 hostes, 2 pilot… 72 Alman, 35 İspanyol… Çok sayıda işadamı, 16 öğrenci, 2 öğretmen, 2 bebek. Elbette A320 Airbus’un 700 km/h hızla kayaya çarparak yaptığı bu korkunç kaza gerçek bir trajedi. Beklenmedik bir anda çok farklı insanlar hayatını kaybetti… Ortaya farklı trajik hikayeler çıktı. Öğrencileri, torunlarını, dostlarını, kızlarını, oğullarını, babalarını, annelerini bekleyenler vardı… ve yürekleri yandı. Bunca insanın hayalleri, dostları, varlıkları, beklentileri, dünyaları da vardı… Vardı ama bir anda 1500 metre yükseklikte kuş uçmaz kervan geçmez kayalıklarda son buldu hepsi. Kader sebeplerle hükmünü icra eder. Dolayısıyla “Neden?” sorusu absürt kaçıyor biraz. Kimin aklına gelebilirdi pilotun intihar edeceği?

Daha geçen yıl son uçuşlarla sönen yüzlerce hayata şahit olduk. Son uçuşu MH370 olan bir uçak Mart 2014’te 239 yolcusuyla birlikte denizde kayboldu, hâlâ izine rastlanamadı. Yani hayatını kaybedenler hayalleriyle birlikte bütün varlıklarını suya gömerek dünyadan silinip gittiler. Bir diğer trajik son uçuş MH17 ise Temmuz 2014’de 298 insanla birlikte Doğu Ukrayna’da vurularak yaşandı. Amsterdam-Kuala Lumpur seferini yaparken Ukrayna’da düşeceğini kim akledebilirdi ki…

Peki bu son uçuş(lar) bize ne anlatıyor? Herşeyin izafi olduğunu anlayıp anlamama insanın büyük imtihanı. İnsanın ölümü ortada duran yegâne gerçek. Kimliği nasıl tanımlanırsa tanımlansın ölüm eşitliyor insanları. Ve dünya serüveni son buluyor.

Öyleyse… evet niçin kavga eder, üzeriz birbirimizi? Niçin ayrımcılık yapar dışlarız hemcinsimizi? Neden savaşlar, yıkımlar, zulümlerle inler dünya tarih boyu? Sanki ölümü unuttukça vahşileşiyor insanoğlu… Bu yüzden uyarıyor olsa gerek Rahmet Peygamberi “Lezzetleri acılaştıran ölümü sık sık hatırlayınız!” diye. Demek ölümle hayat mana kazanıyor. Hayat mana kazandıkça insan kötülüklerden arınarak mutluluk kapılarını aralayabiliyor.

Hayatını kaybedenlerin hepsi insandı… Bebek, öğrenci, öğretmen, işadamı, sanatçı, Alman, İspanyol, Hollandalı, Türk diye insanları tanımlamak duygusallığı harekete geçirmek adına bir bilgi olabilir ancak. Bunun ötesinde statünün, meşhurluğun, zengin-fakir, genç-yaşlı olmanın ne önemi kalıyor ki? Yalın bir hakikatle karşı karşıyayız: Bütün varlıkları, hayalleri, düşünceleri son uçuşla uçup gitti. Peki geriye ne kaldı? Bir hadiste rivayet edildiği üzere üç şey anlamlı gelir bana: “İnsanoğlu öldüğünde bütün amellerinin sevabı sona erer. Şu üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.”

Halbuki modern toplumlarda ölüm mümkün olduğu kadar insan hayatından çıkarılmaya çalışılır. Olduğunca ölümden kaçma gayreti görülür. Böylesine trajedilerden sonra Almanya’da ölenlerin anısına mumlar yakılır, bazı yazılarla birlikte çiçekler konur. Çiçekler arasında bir kelime hep dikkati çeker: Warum? (Neden). Hakikatin kendisine “neden” diye sorulması, o çıkmazı veya boşluğu çok iyi ifade eder. Çünkü insanlar ölmek için gelir dünyaya. Neticede ferman böyle: “Her nefis ölümü tadacaktır.” Ölüm düşüncesi hayatı acılaştırsa da, yüklediği manalarla hayatı rahatlatır. Yeter ki, ölümün insandan ne istediğine kulak verile…

Her an son uçuş mukadderse, hazırlıklı olmak, hayatımızı yeniden gözden geçirmek en insanî olanı galiba…

27.03.2015 19:30