TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Sinus araştırmasına göre Türkler

İnsanlar toplumsal katmanlara ayrılırken genellikle üst, orta ve alt sınıflardan bahsedelir. Sinus araştırması bu klasik değerlendirmenin ötesinde, insanların sosyoekonomik durumu ile kültürel yönelişlerini değerlendirerek farklı çevreler oluşturuyor.

Avrupa Türklerini bir de bu sosyoekonomik çevreler (Milieu) ışığında ele almak birçok açıdan faydalı. Özellikle de bu kitleyi iyi anlamak, onlara hizmet götürmek veya mal pazarlamak isteyenler açısından.

İş göçüyle başlayan Almanya’daki Türk varlığı 50 yılını aştı. Ama kabuğunu henüz kıramadı. Elbette sosyal hayat hep bir dinamizm içinde sürüyor. Yani tarihteki her bir zaman dilimi iç ve dış konjonktüre bağlı belli bir süreçten ibaret.

Sinus araştırması bu süreç hakkında da fikir veriyor bize. Ne diyor? Almanya Türklerini oturttuğu sosyoekonomik çevrelere ve özelliklerine bir bakalım şimdi:

Dini referansları olan çevre (% 19), modernite öncesi, sosyal ve kültürel açıdan izole olan, geldikleri bölgenin erkek egemen ve dinî geleneklerine bağlılık gibi özellikler taşıyor.

Geleneksel işçi çevresi (% 14), kendisi ve çocukları için maddi güvence adına çalışan çevre.

Sosyal ve kültürel açıdan köklerinden kopan çevre (% 9), daha çok özgürlük, vatan/kimlik arayan ve para, itibar ve tüketim için çalışan insanlardan oluşuyor.

Hedonist ve subkültür çevre (% 18), kimlik ve hayata bakış açılarından eksikleri bulunan, eğlenceye yönelen, ana toplumun beklentilerinden kaçan uyumsuz bir gençlik çevresi.

Bu çevrelerin ortak özelliği dar gelirli bir grubu oluşturmaları. Eğitime uzak ailelerin yer aldığı bu grup nereden baksan Almanya’daki Türklerin yaklaşık yüzde 55-60’ını meydana getiriyor. Buna yarısı yine dar gelirlilerden oluşan adaptasyon sağlamış orta sınıf da (% 14) eklenebilir.

Söz konusu çevreler gelenek, modernleşme ve yeni kimlikler açılarından kategorize ediliyor. Her ne kadar Sinus araştırmasında toplum böyle analize tabi tutulsa da gerçekte daha komplike bir yapıyla karşı karşıyayız. Yani hayatın realitesi bu araştırmada söylenenden çok daha karmaşık. Çünkü sosyal yapı, mevcut kavramların ötesinde biyografik, sosyoekonomik ve kültürel başka faktörleri de içeriyor.

Araştırmanın geneline bakıldığında Türkler arasında orta sınıfın yeni yeni oluştuğu söylenebilir. Başta belirttiğimiz gibi sosyal bir süreç yaşanıyor. Aşiret kültüründen şehir kültürüne, işçi sınıfından orta sınıfa, gelenekle birlikte modernleşmeye doğru bir yönelişten söz edilebilir. Mühim olan katılımcı çoğulcu demokratik bir zihniyetle birlikte süreci daha da ilerilere taşımak…

Almanya’daki Türklerin bu ülkeye olan bakış açıları da çeşitli yönlerden dikkate değer. Türklerin % 73’ü Almanya’da severek yaşıyor. % 75’i kendini Almanya’ya bağlı hissediyor. % 68’i kendine göre iyi veya çok iyi Almanca biliyor. % 75’i dar arkadaş ve tanıdıklar arasında genellikle Almanca konuşuyor. % 84’ü “göçmen olarak Almanca bilmeden Almanya’da başarılı olamazsın” fikrine katılıyor. % 87’si “ben veya ailemin Almanya’ya gelmesi doğru bir karardı” diyor. % 61’i renkli, karışık, uluslar arası bir arkadaş çevresine sahip olmak istediğini belirtiyor. Gelir düzeyi yüksek çevrede bu oran % 70’in üzerinde.

Bütün entegrasyon çalışmalarına rağmen Türklerin önemli bir kısmı hâlâ sosyal açıdan bir takım dezavantajlara sahip. Ayrıca Anadolu’nun yedi bölgesinden bütün etnik, kültürel ve dini tonlarını taşıdıkları gerçeği de burada biraz gözardı ediliyor. Ne olursa olsun Türkler, sevapları ve günahlarıyla artık ayrılmaz parçası haline geldikleri Alman toplumuna renk katıyor…

13.11.2015 16:54