TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Sevgi yağmurunda ıslanmak

İçiniz kin nefret köpürüyorsa, dilinizdeki sevgi sözcüğü sırıtır. Ya yürekten yükselen sevgi… kimden gelirse gelsin içinizi ısıtır.

Bizim de içimiz ısındı geçen günkü Türkçe Olimpiyatları Şiir Finali’nde. Bugün de Dortmund’daki final buluşmasında ısınmaya devam edecek, belki yanacak. İçimiz yanacak. En çok da içlerindeki kin ve nefrete mağlup… Bu sevgi selinden mahrum kalanlara. Ne olurdu bir damlacık da üzerinize sıçrasaydı dünyayı sevgiye çağıran çağlayandan; su serperdi gönlünüze de, kim bilir gözünüz gönlünüz açılırdı.

Rengârenk çiçeklerden yeni bir atmosfer sarmalıyor dünyayı, sevgi soluklayan. Şiirimiz, türkümüz, Anadolu kokan bir yüreğimiz var ki, sorma gitsin… Yerelle evrenselliği kaynaştıran bir kültür abidesi gibi duruyor karşımızda Türkçe. Asya’nın bozkırlarından Afrika derinliklerine, Avrupa’dan Amerika’ya kadar sevginin sesi yankılanıyor her yerde. Bu sesi susturmak kimin haddine…

Yürekleriyle öyle hoş yorumluyorlar ki Türkçe şiirleri, şarkıları, türküleri… Göz kamaştırıcı becerileri ve sahne performanslarıyla önyargısız kulak kesilen herkesi büyülüyorlar. Bu ne vukufiyet şivesine kadar inceliklere! Bu ne diksiyon! Jüri üyesi olarak hepsine yüz üzerinden yüz vermek istiyorsunuz. Ama derecelendirme kaçınılmaz olduğundan ancak nüansla iki üç puan oynayabiliyorsunuz. Bu altın çocuklar ve onları yetiştirenler tebriklerin en güzelini fazlasıyla hak ediyor.

Şiirlerin de özenle seçildiği kendini ele veriyor hemen. Bir süredir hayıflanıyordum, son dönemde yaşanan kahredici gelişmeler karşısında “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” deyiverecek bir Necip Fazıl, bir Mehmet Akif formatında hakperest kahramanları niçin göremiyoruz” diye. İnanın sanki dün yazılmış kadar aktüel ve günümüzü tasvir eder nitelikteki şiirleri hüzünle dinledik.

Üstad Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” ile “Zindandan Mehmed’e Mektup” şiirleriyle, Mehmet Akif’in “Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…” şiirini okurken o muhteşem çocuklar, aslında Müslüman dünyanın hem içler acısı hem de ümit vaadeden tablosunu resmediyorlardı:

“Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’

Davransana… Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.” (MAE)

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan. (NFK)

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;

Karanlığında nur, yeniden doğuş…

Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin! (NFK)

Öyleyse Mehmet Akif, Necip Fazıl gibi örnek şairlerimiz hâlâ aramızda, bize sesleniyor. Şu son bir yılda yaşananları sanki dün kaleme almışçasına tasvir ediyorlar. İnsan aynı insan, zulüm aynı zulümse ilelebet sürecek bu serancame.

Bir de dünyanın barış umudu bu yeryüzü çiçeklerinin yetiştiği okulları kapatmak isteyenler var. Yuh onlara! Böylesine büyük bir kültür abidesini dikenlerin kökünü kazımak, Türkçeyi susturmak, sevgi diline ket vurmak, Anadolu kültürüne kibrit suyu dökmek isteyenleri niye sevelim! Sevgi çiçekleri yerine nefret tohumu saçanları niye destekleyelim ki!

Bütün bu güzellikleri ıskalayıp şer seline kapılmaktansa, sevgi yağmurunda ıslanmak ne büyük lütuf!.. Selam onlara, selam onları yetiştirenlere, selam gönüllerde bu ulvi çerağı tutuşturana!

29.05.2015 19:30